17 Şubat 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Kuyudan taş çıkarma zirvesi

İsmail Cem ile Papandreu arasındaki ilişki "gülümseten haber" kategorisinde idi. Kulislerde onlar için "Birbirlerini görünce konuşmadan yapamazlar" deniyordu

     Hoş tabii. Asya ile Avrupa’nın birleştiği noktada, boğaza nazır barış düşleri kurmak, Türkiye’nin, Dışişleri Bakanı İsmail Cem sayesinde uluslararası düzeyde karizma yapması, bu toplantıya burun kıvıranların sonunda koşa koşa İstanbul’a gelmek zorunda kalması falan, bunlar iyi şeyler tabii. Zaten yedi düvelden yirmi yedi çeşit insanın buluşup konuşması, ne konuşurlarsa konuşsunlar heyecan verici bir şeydir. Diğer yandan bu uluslararası toplantılarda diplomatik ciddiyetlerin ardında yaşanan son derece insani bir coşku olur. "Yabancı" ile tanışmanın, yabancının o kadar da yabancı olmadığını görmenin yarattığı hoş bir tattır bu; "insan kardeşiyle" buluşmaktan dolayı bir neşe duyar insan. Dışarıdan fena halde kravatlı falan görünen bu toplantıların ne olursa olsun öyle "temiz" bir yanı da vardır yani. Hiç değilse bu bakımdan iyi bir şeydir Avrupa Birliği-İslam Konferansı Örgütü Ortak Forumu. Fakat diğer yandan...
     
Hasta söylemle kıvranmak
     Bu "Medeniyetler Çatışması" hikayesini (hakikaten de bir teori değil "anlatı"dır, yani doğruluğu ve yanlışlığı ispatlanamaz. O yüzden gerçekten de hikayedir) Huntington Bey attı ortaya. Uçakların Dünya Ticaret Merkezi’ne girmesinden yarım saat sonra bu hikayenin üzerine en şahane buluş olarak atlanmasının vardır herhalde bir manası. En iyimser tahminle "Demek ki Batı’daki ağır ağabeylerin çatışası varmış da şık bir kavram ararlarmış!" denebilir mesela. Her neyse, oldu bi’ kere; "Medeniyetler Çatışması" kavramı hak etmediği kadar ciddiye alınıp popüler oldu. İşte o yüzden İstanbul’da yapılan ortak forumda konuşan "Doğuluların" üzerinde bir tür "Yanlış olmasın. Biz terörist değiliz!" ezikliği vardı sanki. "Terör İslam’dan kaynaklanmaz" gibi bir malumun tekrarı sırf bu eziklikten dolayı yapıldı sanki. 11 Eylül’den sonra kurulan söylem (discourt), onları zan altında bıraktığı için bir suç işlemediklerini ispat etmek zorunda kalmış gibiydiler. Forumun temel mantık hatası da buradaydı galiba. Forum, tedavi etmek istediği hastalığın diliyle konuşuyordu. Yani zaten medeniyetler çatışmıyordu ki, niye uzlaşsınlar? Bu çatışma hikayesini çatışası olanlar ortaya attığına göre, "sağlıklı" bir söylem için belki de bu kavramın top yekun reddedilmesi gerekiyordu. Çünkü Batılı ağabeylerin uydurduğu bu söylem, hastalığın kendisiydi zaten. Ve bu söylem içinde kaldıkça Doğulular biraz ezik davranacaklardı çünkü kendilerinin başlatmadığı, aslında var da olmayan bir çatışma içinde suçsuzluklarını ispatlamaya çalışıyorlardı. Tamamen mantıksız yani.
     Bu arada "medeniyet" (uygarlık) denen şey zaten bir tane değil midir? O da ayrı bir konu.
     
Karşı olanın dili: Cem-Papandreu
     Karşı olan, kendi dilini üretmeli. Bütün muhaliflerin zorunluluğudur bu. Egemenin dilinin içine sığışmaya uğraşıp, orada bir skor elde etmeye çalışmak yararsız ve sonuçsuz bir kıvranma olur çünkü. Bir işe de yaramaz. Zira o, egemenin kurduğu dildir ve karşı olanın sözcükleri o sözlükte daha en baştan yok, yasak, kötü, saçma ya da komik ilan edilmiştir zaten. Komik ya da yok duruma düşmemek için karşı olan kendi "temiz" ve "karşı" dilini geliştirmelidir. Şöyle ki...
     Cem ile Papandreu arasındaki sıcak ilişki televizyonlarda biraz "gülümseten haber" kategorisinde verildi. CNN Türk’te Işın Eliçin’in, kulislerde aldığı bilgi şöyleydi:
     "Onlar birbirlerini görünce konuşmadan duramazlar."
     İzleyenler büyük bir olasılıkla burada "çocuksu" bir şey görerek gülümsediler. Ne yapalım, gülümsesinler! Ama "karşı" olmanın dili budur. Manasız çekişmelere karşı insanı savunmanın dili, bu dünya düzeninde biraz "çocuksu" bir fotoğraf verebilir. Ama insanca bir düzeni savunanlar elbette "konuşmadan duramayacaklardır". Bundan iyi bir şey var mıdır? Elbette kendi içlerindeki şenliği dışarı çıkaracaklar, elbette kardeşliğin neşesini kutlayacaklardır. Gülümseyen gülümsesin! Bu, büsbütün ve içtenlikle karşı olmaktır. Ege Denizi’nde şu kadar mil bizim olsun, efendim yok bu kadar mil olsun deyip iki kardeş halkın ilişkisini matematik hesaplarına indirgeme yöntemine karşı olanlar elbette birbirlerini görünce yerlerinde duramayacaklardır. Karşı olanlar, içtenlikle karşı olanlar "çocuksu" olmaya da aldırmayacaklardır. Zaten dünya belki bu haliyle fazla "mankafa bir yetişkindir", belki zaten hal böyleyken "çocuk" olmak daha iyidir. Top yekun egemenin diline karşı olanlar elbette çocukluğun şenlikli dilinden söyleşecektir.
     
     ecetem@hotmail.com
     




 SAYFA BAŞI 





Melih AŞIK
Küçük ilanlar

Fikret BİLA
Rüşvet...

Hasan CEMAL
Allah'a soru sormak ama nerede?

Güneri CIVAOĞLU
Son satır sürprizi

Can DÜNDAR
Özlemim

Abbas GÜÇLÜ
Özel okulların dünü, bugünü, geleceği

Mehmet Y. YILMAZ
İşte öyle bir şey

Tuncay ÖZKAN
Hukuksal tartışma 'ÇETE'ye yaradı

Hasan PULUR
Sorular cevaplar...

Derya SAZAK
CHP'nin yükselişi

Meral TAMER
Defterime düştüğüm notlar

Ece TEMELKURAN
Kuyudan taş çıkarma zirvesi

Tamer HEPER
Genel kurul kararı gerekir

Metin TOKER
Hangi toplumlar iflah olmaz?

Osman ULAGAY
Firmalar iyi değilse ekonomi iyi olmaz

Güngör URAS
Apolyont’ta kerevit kalmadı

Serpil YILMAZ
Yumurtalık, Karadeniz pazarlığı

© 2002 Milliyet