17 Şubat 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Apolyont’ta kerevit kalmadı

     Gölyazı beldesi, Apolyont Gölü’nün kıyısında iki bin nüfuslu eski bir yerleşim bölgesi. Cumhuriyet’ten önce bin hane Rum, iki yüz hane Türk nüfusu varmış. Mübadelede Rumlar gitmiş. Selanik ve Bulgaristan’dan gelenler onların evlerine yerleşmiş.
     Gölün kenarındaki kahvede bin yıllık olduğu söylenen dev çınarın altında Belediye Başkanı Cavit Uysal ile çay içiyoruz. Başkan diyor ki, "Göl öldü. Gölyazı öldü". Osmanlı döneminde Rumların, Cumhuriyet döneminde Türklerin tek geçim kaynağı gölde kerevit ve balık avlamakmış. Gölyazı’da her evin bir kayığı var. Her evin önünde deniz ürünü avı için "takım taklavat" var.
     Günde 30 ton kerevit, 8 - 10 ton turna, sazan, göl tekiri avlanır, kerevit ihraç edilir, balık çevrede satılırmış. Geliniz görünüz ki, göle "nazar" değmiş. Kerevitlere hastalık gelmiş. Balıklar yok olmuş. İlim - bilim adamları henüz nedenini bulamamış ama halk bu kötü sonucu Çernobil nükleer faciasına bağlıyor. Her ne ise bugün kerevit çıkmıyor. Günde 200 kilo dolayında balık avlanıyor. Belediye Başkanı ile balıkhaneye yürüdük. Balıkçılar o gün tuttukları göl tekirinin 15 kiloluk kasasını 4 milyon, 5 milyon liraya satmaya çalışıyordu.
     Halk, göldeki kerevit ve balıklar öldüğünden bu yana hayatın da öldüğünü söylüyor. Çünkü Gölyazı’da yapacak iş yok, toprak yok... Belde dışındaki 800 dönümlük zeytinlikler on ailenin malı. Hayvancılık ve tarım yapma şansına sahip değiller.
     Toplama süt ile peynir yapan 20 - 30 hane var. Onlar da küçük miktarda yaptıkları peyniri pazar yerlerinde satabiliyor.
     Gölyazı’ya Bandırma’dan "Iveco" markalı bir minibüs ile gittik. 1996 model minibüs iki yüz bini aşkın kilometre yapmış. Motoru iyi ama içi dökülüyor. Şoföre "Şu minibüsün eline yüzüne neden bakmıyorsun" diyerek sual eylediğimde, "Beyim ne para kazanıyoruz ki, harcayalım" dedi. Ama koltuğunun önündeki cama astığı levha hayata bakış açısını çok güzel açıklıyordu: "İyimserim, kaderime gülümserim."
     Gölyazı’nın inişli çıkışlı sokaklarında dolaşırken de "iyimserim, kaderime gülümserim" diyen insanları görme mutluluğunu tattım. Güzel, neşeli, cıvıl cıvıl çocuklar, eski evlerinin kapılarının önüne oturmuş, ev işlerini yapan, sohbetten hoşlanan güler yüzlü kadınlar, kahvelerdeki erkekler... Ekonomik sıkıntılarına, yaşadıkları güç şartlara rağmen yüzleri gülüyor.
     Hatice Doğan, bir yandan sokak köşesinde yol üstüne kondurulmuş odun fırınını ateşlerken öte yanda anlatıyor: "Ben evlendiğimde kocamla balığa çıkardım. Gelirimiz iyi idi. Göl kuruyunca fabrikaya girdim. Çevredeki konserve fabrikalarında çalışan çok kadın var. İlginç olan şu; kadınlar fabrikalarda iş buluyorlar, ama erkeklere iş yok... İki çocuk büyüttük... Kızı evlendirdik. Oğlan askerliği bitiriyor. Allah’a şükür aç değiliz. Kimseye muhtaç değiliz..."
     Gölyazı’dan ayrılırken minibüsteki yazının ne demek istediğini anlamıştım: "İyimserim, kaderime gülümserim..."
     
     guras@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Melih AŞIK
Küçük ilanlar

Fikret BİLA
Rüşvet...

Hasan CEMAL
Allah'a soru sormak ama nerede?

Güneri CIVAOĞLU
Son satır sürprizi

Can DÜNDAR
Özlemim

Abbas GÜÇLÜ
Özel okulların dünü, bugünü, geleceği

Mehmet Y. YILMAZ
İşte öyle bir şey

Tuncay ÖZKAN
Hukuksal tartışma 'ÇETE'ye yaradı

Hasan PULUR
Sorular cevaplar...

Derya SAZAK
CHP'nin yükselişi

Meral TAMER
Defterime düştüğüm notlar

Ece TEMELKURAN
Kuyudan taş çıkarma zirvesi

Tamer HEPER
Genel kurul kararı gerekir

Metin TOKER
Hangi toplumlar iflah olmaz?

Osman ULAGAY
Firmalar iyi değilse ekonomi iyi olmaz

Güngör URAS
Apolyont’ta kerevit kalmadı

Serpil YILMAZ
Yumurtalık, Karadeniz pazarlığı

© 2002 Milliyet