18 Şubat 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




"Kuş dili mi konuşacağım?"

Levent Kırca’nın, çok konuşulan "Son" adlı filminin ardından ‘eleştirmen’lere de bir müjdesi var: "Son 2", "Son 3" ve "Son 4"ün eli kulağında!

     ILGIN SÖNMEZ

     Kökenimde meddahlık var" diyen Levent Kırca Ankara’daki devrimci tiyatrolardan bulvar tiyatrolarına, tiyatronun içinden geldi. Oxford’ta tiyatro okumuş "aristokrasi" den gelmediğini sıkı sıkıya vurgularken ustalarım dediği Orhan Erçin ve Cüneyt Gökçer’e saygılarını yollamayı unutmuyor. Sanatçıyı kızdırmadan soru sormak gerçekten marifet işi ya da bize öyle denk geldi. Biz yine de denedik.
     
     Afişte ‘dramaturji’ Levent Kırca yazıyordu. Bizde tiyatro oyunlarında bile dramaturji nadiren çalışılıyor. Neden dramaturji?
     Siz beni sorgulamaya mı geldiniz? O zaman böyle bir röportaja girmem. Darılma! Dramaturji nedir bir kere. Kırk yıllık tiyatrocuyum. Ne demek kırk yıl yahu! Hani derler ya bu saçları biz değirmende ağartmadık! Hakikaten de sinema, tiyatro, televizyon kulislerinde ağırttım. Dramaturji dediğin şey çok önemlidir. Biz bir film yaptık, dayak yedik herkesten yani. Biz bu ekiple sinema, tiyatro, televizyon projeleri yaptık. Tüm o projeler kendini kanıtladı artık. Bu işleri değerlendiremeyenlerin elinden ruhsatlarını almak lâzım.
     
     Bir terslik mi var?
     Bugün burada bozuk bir sistem var. Sömürgeci bir sistemdir, sermaye sınıfının kendi toplumunu sömürdüğü bir düzendir. Bundan bir takım insanların çıkarı vardır. Bu sistemin içinde üst yapı kurumu olan sanat da vardır. Sanatın halka ulaşmasını bu adamlar istemezler. Çünkü halk o zaman aydınlanır. Bilgi sahibi olur ve bilince de talep etmeye başlar. İnsanlar birbirlerine pazarın içindeki pastadan pay kapmak için yaklaşıyorlar. Edebiyat dağıtırken, gazete dağıtırken de aynı şey söz konusu. Kalitenden ötürü yargılanmıyorsun. Dağıtım örgütü içinde yargılanıyorsun. Oyunun da, dizin de, filmin de bu rant ağı içinde değerlendiriliyor.
     
     Muhalif bir iş yapmanıza rağmen halka ulaşabiliyorsunuz. Bir formülü var mı?
     Zekâmla, çalışmamla, çok çalışmamla ve bir örgüt kurmam suretiyle, kadroculuk sistemi kurduğum için başarıyorum. Toplumunuzu tanıyacaksınız. Biz devletin kanalında televizyonculuk yaparken sansürü nasıl aşarıza koşullandırmıştık kendimizi. 35 yaşına kadar aşamadım bu sansürü. Şimdi 52 yaşındayım. Bütün kahramanlığım 15 yıllık. Seneye de öleceğim. Bitti. Sence ben dinozor muyum? 120’yi bulur muyum! Öyle az zamanım var ki.
     
     Sizinle ilgili çıkan yazılarda ‘halkın dilini konuşuyor’ diye bir ortak ibare var. Ne demektir bu?
     Ben kime mal satıyorum yahu! Müşterim kim? Marketing diye bir bilim var, di mi? İşte arkadaşım boyacı Sıddık Usta, bizimle oturuyor. Mahsus mu oturtuyorum yani? Küçümsemek için söylemiyorum ama benim arkadaşım işte. Aynı zamanda mal sattığım adam. Filmimi bu adam seyrediyor. Halkın dilini konuşuyormuş. Ne konuşucam? Kuş dili mi? Bir de bu bir erdemdir. Zorla da olmaz. Aziz Nesin gibi kitap satarak mal mülk sahibi olmuş bir adam belediye otobüsüne laf olsun diye mi biniyor? Nâzım Hikmet, benim memleketimin şarkısını söylüyor, aç insanımdan bahsediyor. Ama onu altın kitap olarak satıyorlar. Ya da ‘nennn mennn nennn’ diye gırtlaktan horuldatarak okuyorlar. Adam bu şiiri bu ağızdan dinler mi ya?
     
     Ekibinizi nasıl bir araya getirdiniz. Kriter neydi?
     Bu yazar arkadaşlarımla 10 - 15 sene evvel ilk buluştuğumuzda, gazete ilanına gelmişlerdi. 100 kişiydiler ve bugün yedi tanesi duruyor. Kim kazandı diye sorduklarında hepiniz kazandınız demiştim. Yarım saatlik bir görüşmeyle yüz tane adamı nasıl elerim? Karpuz mu seçiyoruz kardeşim! Yüz arkadaş birden benimle çalışmaya başladı. Kursa başladık. Daha ikinci gün kırkı gelmedi. Sonra yavaş yavaş azaldılar. Ben bugüne kadar kimseyi işten çıkarmadım. Kendisi bir şekilde gider. Kalanlarla karşılıklı bir insanlık sınavından geçmiş, uzlaşma noktalarında buluşmayı öğrenmişizdir.
     
     Biraz da sinema konuşabilsek ama...
     Woody Allen’ın sinemasına baktığın zaman çok özel bir sinemayla karşılaşıyorsun mesela. Geçen akşam "Seks Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey"i izledim, baktım "Olacak O Kadar" skeçleri gibi. Demek Woody, tesadüfen bizim diziyi çekmiş olsa, başına gelecek varmış. Büyük bir suç işlemiş olurdu. Hayranlık duyduğum rejisör Pasolini mesela... Sokaktan oyuncular oynatıyor, küçük küçük hikâyelerden film yapıyor. Biz de filmimizde bir film hikâyesi anlattığımız için parça parça bir yapıyı tercih ettik. Yarın ben üç tane filmi çekmeye başlıyorum ve inadına bu filmlerde bir bütün hikâyenin içine gireceğiz.
     
     "Son" göstergelerin, kodların hakimiyetinde, absürd bir filmdi. Herbirinden ayrı bir hikâye okumak mümkündü. Bu bizim alışık olduğumuz sinema anlayışına uymuyor galiba.
     Kırk yıllık sanat tecrübeme dayanarak, filmi seyirciyle farklı yerlerde de seyrettim, çok büyük kahkaha bombardımanlarıyla karşılaştım. Güldürüyü yakalamışız. Biz orada bir ‘ülke’yi anlattık aslında. Bir sistemi anlattık. İnsanların ürettikleriyle yabancılaşmaları söz konusuydu. Kör göze parmak gibi anlattık bunu üstelik. İşte bu yüzden benim filmimin dramaturjisi var.
     



 KÜLTÜR & SANAT


Cüretkâr aile komedisi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Haftanın filmleri
Sokağın şiddeti
"Kuş dili mi konuşacağım?"
İş Kule bakireleri
Chomsky neden geliyor?
İz bırakan adam anlatıyor
Alpay eylülü beklemedi
Her eve lazım!
Dergilerde ne var ne yok
Gençler ve kısaları
Almanlar’dan Anadolu dersleri
Oryantalizm cevap peşinde
Tecridi ifade imkânsız
Renkçi ressamın desenleri
Ara’da devam
Bir kaybetme oyunu
"Dedikodulu bir hikâyem yok"
Şoförlükten starlığa
Şehir mobilyaları gelişiyor
İki edebi kaynak
Sevgiden heykeller
Sayılardan heykele
"Requiem"
Geyiğe fon
Haftanın albümleri
Eski rockçılar yeni plaklar
Hitler dizisi
Hayat atölyesi
Kim haklı - kimin hakkı?
"Bozgunda Fetih Rüyası"
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet