18 Şubat 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Hayat atölyesi

     MURATHAN MUNGAN

2002 roman yılı mı oluyor?
     Kimi görsem, kiminle konuşsam çıkacak olan romanından söz ediyor şu sıralar. Geçenlerde Dulcinea’da Gönül Kıvılcım’la tanıştık. Geçtiğimiz yıl "Kasaba ve Yalanlar" adlı hikâye kitabı çok sevilmişti. Bu hafta "Jilet Sinan" adlı romanı çıktı. Okuyanlar çok beğeniyorlar. Ardından Elif Şafak’la karşılaştık. Romanını bitirdiğini söyledi. Yakında yayınevine teslim edecekmiş. Adını sordum. "Bit Palasömış. Elif Şafak son yılların yıldızı parlayan edebiyatçılarından. "Mahrem" kitabını hâlâ okumadıysanız, tam zamanıdır. Bilebildiğim kadarıyla bu yıl Yaşar Kemal’in de bir romanı çıkacak. Şu sıralar Amerika’da olan ve orada boş vakit bulduğu anlaşılan Ahmet Altan yeni romanını bitirmek üzereymiş. Sonbaharda bir sürpriz yapabilirmiş. Perihan Mağden, biliyorsunuz romanını yazabilmek için, Radikal’deki köşesini bıraktı. "İki Genç Kızın Romanı Handan ile Behiye" adlı romanını harıl harıl yazdığını söylüyor. Seri cinayetler işleyen iki kadını anlatıyor. Perihan, cumartesi gecesi, Lale Müldür ile birlikte Cat Walk’a, Ajda Pekkan’ı dinlemeye gidiyor. Sonra Ajda’yı alıp, Quenn’e geliyorlar. Biz daha erken saatte oradaydık. Biz çıkmışız, onlar girmişler. Bu yıl iki kadınlı bir roman da Selim İleri’den geliyor. İki kadının imkânsız aşk hikâyesini konu alan romanını yazmaya kapanmış. Onun, "Artık Çok Uzak" adlı romanının kahramanının adı da Handan’mış. Aslı Erdoğan yeni bir roman yazıyormuş. Bunlar benim gördüklerim, duyduklarım. Anlaşılan 2002 yıl sonu değerlendirmelerine gelindiğinde, roman en çok konuşulan yazın türü olacak.
     Tomris Uyar’la telefonda sohbet ettik. "Güzel Yazı Defteri" adını verdiği uzun hikâyesini tamamlamış, kitap tek bir uzun öyküden oluşuyormuş, bir de Octavio Paz’ın denemelerini çevirmiş. Paz’ın denemelerini sevdiğimi söylüyorum. Önümüzdeki günlerde yayınevine teslim edeceğinden söz etti. Tomris’in bütün kitapları şimdi YKY’den çıkıyor. Henüz Tomris Uyar hikâyesi keşfetmemiş genç okurların toplu okuması için iyi bir fırsat.
     
Öfkeden çıldırtan katliamlar
     Bu sayfaya başlayalı beri basın yayın organlarını daha sıkı bir biçimde izliyorum. Böyle bir şeyin insanı hiç de mutlu etmediğini tahmin etmelisiniz.
     Konya’da 67 tilkinin ölüsünün yan yana dizildiği başında üç hayvan katliamcısının sırıtarak durduğu görüntüler beni delirtmeye yetti. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlar. Böyle zamanlarda adalet duygunuzu büsbütün yitiriyorsunuz.
     Erzurum Belediye Başkanı Urfa’dan deve getirtip, belediye binası önünde, üstelik hayatında hiç deve kesmemiş bir kasaba kıtır kıtır kestirmiş! Devenin çevresinde linç hazırlığı sevinciyle dizilmiş Erzurum halkından bir parça öbeklenmiş. Midem bulanıyor. Kana susamış kasaplar ordusuna benzeyen bu çağdışı kalabalık ve bu zihniyetteki belediye başkanlarıyla mı uygar dünyaya kabul edilmeye çalışıyor bu ülke?
     Bir de Kütahya Belediye Başkanı var tabii. Bastırıp dağıttıkları evlilik broşüründen çok, televizyonda yaptığı burkulmuş bir mantığın, çarpılmış bir aklın ürünü olan konuşması ilginçti. Bu çeşit konuşmaların topladığı oylar yönetiyor bu ülkeyi. "Taşra münazaracılığının" tartışma ve fikir sanıldığı bir ülke burası. Taşrayı küçümsediğim sanılmasın. Bayburt’un İstanbul’a tarihte attığı en büyük kazık olan Bedrettin Dalan da bunlardan hallice değildi.
     Hayvan hakları konusunda basın bir süredir dikkatli ve uyarıcı yayınlar yapıyor ama bu bilincin halka taşınması için çok daha fazlası gerekiyor. Hayvan hakları derken, sahiden hayvanların haklarını kastediyorum. Diğerlerininki değil. Onlar alacaklarını rüşvet, avanta, yolsuzluk, gasp, hile, şantaj, cinayet yoluyla alıyorlar zaten.
     Haftamın değil, aylarımın öfkesi ise Hikmet Sami Türk’e. Onun ölü sayısı, tilki ölülerinin başını bekleyenlerden daha az değil çünkü.
     Bu arada geçen haftaki toplantılarına katılamadığım "Üç Kapı Üç Kilit" için çalışanlara, Yücel Sayman, Mehmet Bekaroğlu şahsında saygı sunuyorum.
     Bir an için Guantanamo tutsaklarının yerine kendinizi koyun, o halde kaç saat durabilirsiniz? Kendinizi ne kadar Amerikalı hissediyorsunuz? Sosyalizmin son kalesi Küba’nın bir ucundaki yer burası. Ne kadar sosyalistsiniz şimdi?
     Evet, böyle bir ülkede, böyle bir dünyada, sonra oturup, şiir, hikâye yazılabilir, hayal kurulabilir. "Auschwitz’den sonra şiir yazılabilir mi?" diye soranlar, ne kadar masum ve saf kalıyorlar şimdi. Hepimiz yazılı ve görsel bir bombardıman altında bilgi fazlasından çaresizliğe ve teslimiyete itiliyor, katlanabilmek içinse kişilik bölünmesine uğruyoruz.
     
En uzun gün
     Çarşamba’ydı. Öğleden sonra sevgili arkadaşım Vildan ile buluşup Aznavur Pasajı’na gittik, İngiliz malı saç boyalarından aldık. Nihayet istediğim koyu kırmızıyı tutturdum. "Saçlarımın Hikâyesi" diye bir deneme yazmaya karar verdim. (Bu arada hemen söyleyeyim: Limonlu Bahçe tam bir kış bahçesi olmuş. Yeğenim Ali’nin 1. yaşını orada kutladık. İnsan mevsimin tadına varıyor.)
     Akşamüstü Kaktüs’te Barış Pirhasan, Gül Dirican, Hale Soygazi, Ziya Yaltuğ’ un masasına oturdum biraz. Barış’ın son filmi "O da Beni Seviyor"un Almanya’daki gösterimiyle ilgili olarak, Alman basınında övücü yazılar çıkıyor. Barış, yeni filminin senaryosuna kapanmak için, Kıbrıs’a gidiyor. Şair Mehmet Yaşin’in evinde kalacakmış. Bu arada benim seçkim için Flannery O’Connor’dan öykü çevirecek. İşin ilginç bir yönü, Barış, daha önce bu öykünün yerli uyarlamasını "Gül ile Adem" adıyla orta metraj olarak filme çekmişti. Bu tür buluşmaları, buluşturmaları seviyorum.
     Flannery O’Connor’ın Mitos Yayınları’ndan, Tomris Uyar - Fatih Özgüven çevirileriyle çok güzel bir öykü derlemesi çıkmıştı: "Ormanın Tam İçinden". Yayınevi kapandığına göre, birilerinin bu kitabı yeniden basması gerekli. Ayrıca yazarın "Bilge Kan" adlı romanı Can Yayınları’dan çıktı. Az bilinen önemli bir yazar. Bence okumalısınız.
     Ney’le Mey’le, Nevizade Sokağı’ndaki sevdiğim meyhanelerden biridir. Her gittiğimde ilk siparişim, bir Ermeni mezesi olan "Topikötir. Gece arkadaşımla dışarıya kurulmuş masada baş başa yemek yiyoruz. Ocak sonu açık havada yemek yemek iyi bir mevsim sefasıdır. Biz de tadını çıkarıyoruz. Birçok tanıdık geçiyor önümüzden.
     Kenan Işık geliyor masamıza ilkin. Yıllardır karşılaşmıyorduk. Zaman bizi ayrı yerlere çıkardı. İkimizin de Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştığı dönemde, Dinçer Sümer’in "Eski Fotoğraflar" oyunuyla birlikte bir İç Anadolu turnemiz vardır. On beş gün boyunca Tokat, Çorum, Çankırı gezip durmuştuk. Kenan, o sıralar benim siyahbeyaz Türk filmlerinden tanıdığım Gülgün Ok ile evliydi. "Aliş" diye bir kedileri vardı. Kenan, eşinin hiçbir filmini görmemişti ve ben nerdeyse hepsini biliyordum. Bir de çalışma odasında zengin bir "bestseller" roman koleksiyonu anımsıyorum. Yıllar sonra karşılıklı telefonlar alınıp verilirken, bütün bunları hatırladım. Hayatın geçip gittiğini bilmek, gene de onun böyle geçip gidişine şaşırmayı engellemiyor.
     Sonra Ömer Uluç geliyor. Vivet’i soruyorum. Evdeymiş. Vivet’i özlediğimi fark ediyorum. Vivet Kanetti yayınevi değiştirdi ve romanlarında kullandığı E. Emine adını bıraktı. Ömer Uluç hazırlandığı yeni sergisinin heyecanını yaşıyor.
     Sonra Safran’a gidiyoruz. Safran, çoğunuzun bildiği gibi Aslı Altan’ın mekânı. Gece, bir saatten sonra Altan, dj’lik de yapıyor. Barın işletmecisi olan arkadaşım Ziya Yaltuğ’a adanmış bir şiirim var: "Öldürdüğümüz Aşklar İçin" diye. "Timsah Sokak Şiirleri" adlı kitabımda yer alacak. Geçen yaz Bozcaada’da yaşadığım benim için zor bir gecenin anısına yazılmıştır. İnsanlara durduk yerde şiir ithaf etmezsiniz. Bir an’dır yalnızca birdenbire her şeyi harekete geçiren. Arkadaşlarım arasında yaşadığım önemli sorunlarımdan biri budur. "Ona ithaf ettin, bana etmedin" meselesi. Merak etmeyin derim, ömrüm oldukça hepinize sıra gelecek.
     Safran’da bir kadınlar masası vardı. Ressam Arzu Başaran, Fatma Tülin Öztürk, bir de C.A.M galeresinin sahipleri Sevil ve Nilüfer. Arzu’ya, "Dostlukların Son Günü" kitabının kapağını beğendiğimi ve benden habersiz Ali Bayramoğlu ile evlendiği için içerlediğimi söylüyorum. Gülüşüyoruz. Sonra "Cenk Hikâyeleri" kitabımın kapağı için özgün bir resim yapacak olan Fatma Tülin’le ayrı bir masaya geçip, konuşuyoruz.
     Safran’ın İstiklal Caddesi’ne nazır tek masalık küçük cumbasında, Ayşe Arman, yeni solo albümüyle çıkış yapan İlhan Şeşen ile röportaj yapıyor. Onları birkaç dakikalığına bölüp, İlhan Şeşen’e "Neler Oluyor Bize" şarkısının şu sıralar dilimden düşmediğini söylüyorum.
     Oradan ilkin Neo’ya, sonra 14’e gidiyoruz. 14 gene kapanmış. Neo’nun sahibi Yaşar Harbiye’de yeni bir kulüp açmış Love diye. Gelecek hafta mutlaka geleceğimi söylüyorum. Programımızda sevgili arkadaşım Mehmet Teoman’ın yeni mekânı Coco Palace var. Açıldığından beri ben ilk kez gidiyorum. Eğlenceli, renkli bir mekân olmuş. Duvarların kırmızısı, saçlarımın kırmızısına yakışıyor. Kalabalık içinde, Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Umut Demirdelen çarpıyor gözüme. Adak nişine mum dikiyor. Orada herkesin adak adayıp mum diktiği bir niş var. Nişin önünde herkesin elinde bir mumla beklediği neredeyse bir kuyruk var. Mum dikme meraklısı arkadaşlarım Belma Dilmener, Nilgül Utku ve Kezban Arca Batıbeki’ne duyurulur. Bu arada Kezban’ın bitirmekte olduğum "Yüksek Topuklar" romanım için yaptığı kapak hazır. Şu kadarını söyleyeyim ki, insan sırf bu kapak için tembellik etmez, kitabını bitirir.
     Geceyi kapatırken son olarak Deja Vü’ye gidiyoruz. Bir zamanlar deliler gibi aşık olduğunuz biri orada duruyordur ve artık siz ona aşık değilsinizdir. Demek böyle de olabiliyordur. Zamanında fırtınalı bir aşk yaşadığım, bana "Çıplak" ve "Oğul" şiirlerini yazdırmış olan eski sevgilim, görür görmez sarılıyor bana, nasıl hâlâ beni unutamadığını, benimle şimdiki aklıyla karşılaşmamış olduğuna nasıl hayıflandığını anlatıyor. Bakıyorum, yüzünde önceden başkalarının yüzlerinden de tanıdığım sahici bir pişmanlık var. Bunca zaman sonra gururum bile okşanmıyor. Üç yıl sonra ilk kez öpüyor beni. Eski ve derin bir anının şefkatinden başka hiçbir duygu uyandırmayan tutkusuz bir öpüşme bu. Dostça vedalaşıyoruz. Zaman bir kez geçmeye görsün, olmuyor, olmuyor.
     Eve geldikten sonra, Internet’e giriyorum "Yahoo"nun "canasta" sitesinde bir el oyun oynuyorum. Son yıllarda kafamı boşaltmak için bulduğum en iyi yollardan biri bu. Ne kadar yorgun olursam olayım, bir iki el "canasta" oynayıp öyle yatıyorum.
     Kimsenin kimseden ayrılmadığı bir rüya görmek istiyorum.
     
HaftaMın...
     ...renkleri
     Michael Apted’ın "Enigma" filmi, İsmet Berkan’ın şifreli yazıları, Discovery Channel’daki "Adli Dedektifler" dizisi (polisiye ve gerilim meraklılarına gerçek öykülerden yola çıkan bu belgeseli tavsiye ederim), Nathalie Sarraute’nin "Çocukluk", Melissa Bank’ın "Kadınca Avlanma ve Balık Tutma" adlı kitapları ve "FG HILIGHTS" adlı toplama remikslerden oluşan club mix albümdü. Bir süredir, bütün yazdıkları üzerine yoğunlaştığım Anthony Giddens’in başta "Modernliği Anlamlandırmak" kitabı olmak üzere çeşitli söyleşileri ve makalelerini okuyorum. Kürtçe eğitim üzerine söz almaya çalışan, vazgeçtim herhangi bir fikir kırıntısı taşımaktan, ilkokul sıralarında edinilmiş kaba bir milliyetçilik duygusunu aşamamış birçok köşe yazısının yanında, Murat Belge’nin yazıları ışıyordu.
     
     ...notu
     Ben bir gazeteci değilim. Bildiğiniz gibi bir edebiyat adamıyım. Dolayısıyla bu köşenin en önemli özelliğinin, kişisellik olduğunu hatırlatmak gereği duyuyorum. Gündelik yaşantımın akışı içindeki doğallığı bozmadan, ama sizler için belki biraz daha çalışarak, dikkatlerimi ve ilgilerimi diri tutarak, olan biteni izlemeye çalışıyorum. Her oyunu izleyemem, her kitabı okuyamam, her sergiyi gezemem, her davete gidemem. Bundan kimsenin alınmamasını dilerim.
     Ben, bu köşeyi biraz da gündelik rastlantıların belirlediği bir biçimde kurmaya çalışıyorum. Hoşuma giden, sözü edilmeye değer bulduğum şeylerden söz etmek, gereksiz polemiklere, yıpratıcı tartışmalara yol açmayacak biçimde hafif ve pozitif tutmak istiyorum. Elbette bütün yaşadıklarım ve düşündüklerim bunlardan ibaret değil. Birçok şeyi, daha uzun denemelere, ayrıntılı incelemelere, kitaplara saklıyorum.
     Birçoğu çok güzel sözlerle dolu yüzlerce "email" ve mektup, dosyalar dolusu ürün geliyor. Bunların hepsine tek tek yanıt vermemin olanaksız olduğunu tahmin etmelisiniz. Duygularınızı anlıyorum ama, gönderdiğiniz ürünleri okuyup, değerlendirmemi, hepinizle tek tek yazışmamı beklemeyin. Sayfada konuşma, tartışma olanağı yaratacak her tür sorunuza, önerinize, düşüncenize açığım.
     Benden imzalı resmimi isteyenler içinse söyleyecek bir sözüm yok. Kendim ettim, kendim buldum!
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Cüretkâr aile komedisi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Haftanın filmleri
Sokağın şiddeti
"Kuş dili mi konuşacağım?"
İş Kule bakireleri
Chomsky neden geliyor?
İz bırakan adam anlatıyor
Alpay eylülü beklemedi
Her eve lazım!
Dergilerde ne var ne yok
Gençler ve kısaları
Almanlar’dan Anadolu dersleri
Oryantalizm cevap peşinde
Tecridi ifade imkânsız
Renkçi ressamın desenleri
Ara’da devam
Bir kaybetme oyunu
"Dedikodulu bir hikâyem yok"
Şoförlükten starlığa
Şehir mobilyaları gelişiyor
İki edebi kaynak
Sevgiden heykeller
Sayılardan heykele
"Requiem"
Geyiğe fon
Haftanın albümleri
Eski rockçılar yeni plaklar
Hitler dizisi
Hayat atölyesi
Kim haklı - kimin hakkı?
"Bozgunda Fetih Rüyası"
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet