
|


"Bozgunda Fetih Rüyası"
HİLMİ YAVUZ
Karölı günler, "Snow White" aracılığıyla medyatik bir "tipi"ye, bir "kar" fırtınasına dönüşmüşken ve göz gözü görmezken, Beşir Ayvazoğlu’nun "Bozgunda Fetih Rüyası"nın bir ilkyaz güneşi gibi açılışı, sadece "erbab - ı nazar"ın ("bakmasını bilenler"in) bakışlarını aydınlattı, o kadar! Türkiye’nin bir insan karakterinin biyografisine sahih bir hüzünle sığdırılan vahim bozgun ve yıkım günlerini (1912-1922 yılları) anlatan bu romandan, "Bozgunda Fetih Rüyası"ndan hemen hemen hiç söz edilmedi... ("Ne tuhaf bir ülke burası! Ne garip insanlar bunlar!..")
"Bozgunda Fetih Rüyası" Yahya Kemal’in biyografisinin on yıllık bir kesitini romanlaştırıyor. Onun Paris’ten dönüşüyle (1912 yılıdır!) başlayan ve Lozan’a gitmekte olan Türk delegasyonunun bir üyesi olarak İzmit’te, Nureddin Paşa tarafından önce linç ettirilip daha sonra asılan Ali Kemal’i darağacında görüşüyle sona eren trajik bir on yıl! Ayvazoğlu, yıkılan ve yeniden inşa edilmeye başlanan bir ülkenin tarihini, Yahya Kemal’in bireysel tarihine paralel bir okumayla romana dönüştürüyor. Ve asıl önemlisi, Yahya Kemal’in bu on yıl boyunca yazdığı şiirlerdeki şiirsel söz’ün, bu bozgun, hüsran ve yıkım günlerinin tarihsel koşullarına atıfta bulunan metaforlar olduğunu gösteriyor. (Gerçekten de, gökyüzü, onun "Açık Deniz" şiirinde dile getirildiği gibi, ancak o yıkım günlerinde "kurşunla örtülü" olabilirdi...) Ayvazoğlu, bir yandan, elbette Yahya Kemal başta olmak üzere, romanın birincil karakterlerini sahih ve belgesel konumlarıyla anlatırken, öte yandan, Yahya Kemal’in şiirlerinin tarihsel bağlamını da göstermeyi ihmal etmiyor. Bir bakıma tarihsel bir roman, ama bir bakıma da bir edebiyat tarihi gibi okunabiliyor "Bozgunda Fetih Rüyası"...
Farklı ve elbette şaşırtıcı. Yahya Kemal, Paul de Mann’ın "Blindness and Insightöta, Georges Poulet’den alıntıladığı bir sözü uyarlayarak söylersem, bir "merkez" değil, bir "buluşma yeri" bu biyografik romanda. Nitekim, İttihatçıların (mesela, Ziya Gökalp), Türkçü’lerin (mesela Hamdullah Suphi), İtilafçıların (mesela, Ali Kemal), İslamcıların (mesela, Ahmet Naim Hoca) düşünceleri, Yahya Kemal’in bilincinde (ve bilinçdışında!) hem birleşiyor hem de ayrılıyor. Yahya Kemal’in "merkez" olamayışını, Beşir Ayvazoğlu, onun bu netameli günlerde bütün bu radikal eğilimlere angaje olmayı reddeden entelektüel mesafeliliğine olduğu kadar, bu mesafeliliği duygusal hayatında bile (mesela, Celile Hanım’la olan ilişkilerinde) ifrata vardıran kronik mütereddiliğine bağlıyor... Yahya Kemal’in şiire karşı olan mükemmeliyetçi tavrının, biraz da, bu iflah olmaz kararsızlığından kaynaklandığını görüyoruz.
Doğrusu ya "Bozgunda Fetih Rüyası", bunca Kar’ın üzerine Gogol’un "Palto"su gibi geliyor...
KÜLTÜR & SANAT


Cüretkâr aile komedisi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Haftanın filmleri
Sokağın şiddeti
"Kuş dili mi konuşacağım?"
İş Kule bakireleri
Chomsky neden geliyor?
İz bırakan adam anlatıyor
Alpay eylülü beklemedi
Her eve lazım!
Dergilerde ne var ne yok
Gençler ve kısaları
Almanlar’dan Anadolu dersleri
Oryantalizm cevap peşinde
Tecridi ifade imkânsız
Renkçi ressamın desenleri
Ara’da devam
Bir kaybetme oyunu
"Dedikodulu bir hikâyem yok"
Şoförlükten starlığa
Şehir mobilyaları gelişiyor
İki edebi kaynak
Sevgiden heykeller
Sayılardan heykele
"Requiem"
Geyiğe fon
Haftanın albümleri
Eski rockçılar yeni plaklar
Hitler dizisi
Hayat atölyesi
Kim haklı - kimin hakkı?
"Bozgunda Fetih Rüyası"
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|