19 Şubat 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Orhan Gencebay: "Filmlerde anlatılanları benim hikayem sandılar"
‘İşimde cinselliği hiç düşünmedim’

"Hem ruhum hem bedenimle barışık olmak, hem ruhuma hem bedenime hakim olmak istedim. Bu yüzden vücut geliştirme çalıştım."

     Ahmet Tulgar

     rhan Gencebay’ı bu kez çok daha dinç, adeta gençleşmiş gördüm. O her zamanki adaleleri sanki biraz daha şişmiş, göğsü biraz daha kabarmıştı. Karşımda oturur ve müzik üzerine, insan ruhu, hissiyatı üzerine, politika üzerine konuşurken, bu meselelerle bu kadar ilgili bir adamın neden yıllardır "body building" yaptığını, neden vücuduyla bu kadar ilgili olduğunu düşündüm.
     Sonra bir şeyi daha fark ettim: 45’inden sonra erkeklerin göbeklerini kemerlerinin üzerinden sarkıttığı Türk sahnelerinin bu bedenine en düşkün figürü bir yandan da cinselliği imgesinden en fazla uzak tutan adamdı. Bunu kendisine sorduğumda utanıyor, önce yere, sonra penceresinden görünen muhteşem Boğaz manzarasına bakıyordu. Onun yerine, 16 yaşında kazandığı güzellik kraliçesi tacına ne kadar layık olduğunu hâlâ açıkça görebildiğimiz hayat arkadaşı Sevim Emre cevaplıyordu beni. Neşeyle.
     
     Ben dayatılan değil, tercih edilen sanatçı oldum"
Arabeskin sansür edildiği, resmi ideolojiden dışlandığı yıllarda, sizle halk arasındaki bu ilişki bir kapalı devre radyo yayınına benziyordu. Değil mi?
     Evet. Ve bu kapalı devre ilişki medyada bana karşı yapılan ağır eleştirilere rağmen hiç kesintiye uğramadı.
     
Bu ilişkinin kopmaması devletle halk arasındaki iletişimsizliğe işaret değil miydi? Siz halkın devletle oynadığı büyük bir oyundunuz. Bir köşe kapmaca oyunu.
     Ben dayatılmış değil, halkın kendi tercih ettiği sanatçı olduğum için halkla ilişkim samimiydi, sağlamdı. Bugün medya patlaması sonucu halkın önüne birçok isim sürülüyor, sadece eğlenceye yönelik müzik dayatılıyor. Medya yöneticileri "Halk bunu istiyor, biz de veriyoruz" diyor. Halbuki medyanın eğlendiricilik işlevi dışında eğiticilik görevi de olmalı ve halka kaliteli işleri sunmalıdır.
     
Ama bu da sizin bir zamanlar şikayet ettiğiniz kültürel dayatmacılık, kültürel jakobenlik değil mi?
     Hayır, ben şunu söylemek istiyorum: Halkın büyük çoğunluğu kaliteyi istiyor, doğruyu istiyor, gerçeği istiyor. Ama medya halkın bu arzusuna göre hareket etmiyor. Ben reytinglerin halkın arzusunu tamamıyla yansıttığı kanaatinde değilim. Çünkü biz albümlerimizin satışlarından nelerin ne olduğunu anlıyoruz, halkın ne istediğini öğreniyoruz. Algılaması zor olsa da derinliği olan yapılar daha fazla sunulmalı.
     
     Sadece hayata eleştirel gözlerle bakıyorum"
Çok eski bir röportajınızda Füsun Önal’ın bir şarkısındaki "Ne kadar da romantik, ülkelerden Mozambik" sözünü eleştiriyor ve bir kafiye uğruna iç savaş ve açlığın hüküm sürdüğü bir ülkenin romantik bir yer olarak gösterilmesine kızıyordunuz. Sizin hep politik bir yanınız oldu, değil mi?
     Ben aslında politik bir insan değilim. Sadece hayata eleştirel bir gözle bakıyorum. Bu da şarkılarıma yansıyor. Ama bu eleştirdiğim sorunların nasıl halledileceğine dair siyasi bir çözüm öneremem ben. Bir açlık, bir sorun söz konusuysa, "Şöyle bir sorun söz konusu" derim, o kadar. "Bir an evvel halledilsin" derim, o kadar. Ama ben halletmeye kalkmam. Eğer görevim o olsaydı, hallederdim mutlaka. Benim yapımda romantizm büyük ölçüde olmasına rağmen ber realist romantiğimdir. İkisini dengelemeye çalışıyorum.
     
Sizin zamanla bir meseleniz olmalı. "Ya Rabbim sen büyüksün, durdur geçen şu zamanı kulların gülsün" diyorsunuz. Kıyafetleriniz, gömlek yakalarınız, favorileriniz 70’li yıllardan beri değişmedi. Zamandan korkuyor musunuz?
     Zaman son derece önemlidir. Üç tane zaman vardır. Geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman. Üçü de aynı baz üzerinde yaşanır. İşte bu süreç içerisinde her insanın mutlu olmaya hakkı vardır. Bunda zaman kaybetmeye kimsenin tahammülü olmamalı. Zamanın önemini bir an evvel mutluluğa ermek istemiyle vurguladım ben daima. Ama öyle umutsuz zamanlarda yaşadık ki, bizi mutlu eden küçücük bir zamanı anlatırken, "Bir dakika, her şey dursun, saatler dursun, hep birlikte bu zamanı yaşayalım, mutlu olalım, şu güzelliği her zaman yakalayamıyoruz" demek istedim.
     
Faşizmin de bu zamanı durdurma isteğinden kaynaklandığını söylüyor siyaset bilimciler. Orta sınıflar kendilerini giderek aşağıya çeken zamanın durdurulmasını istiyorlar faşizmden. Bugün Türkiye’de de orta sınıflar bu ekonomik krizde zamanın dondurulmasını isteyebilirler mi?
     İnsanlarımız gelecek zamanın güvensizliğini yaşıyorlar. Ve yarına umutla bakamıyorlar. Korkuyorlar. Ve bu sanırım bir süre sonra birtakım hastalıkların patlamasına neden de olabilir. Veyahut da şimdi patladı bile. Kalp rahatsızlıkları, mide rahatsızlıkları ve psikolojik rahatsızlıklar. Bir Arjantin olmadık, olamamamız bazı tesadüfi olaylara dayalı olduğu gibi toplumumuzun aile toplumu olmasından kaynaklanıyor. Aileler içinde yardımlaşma söz konusu. Bana ideolojileri sorduklarında, "Bilmem" diyorum. Çünkü insanlar ideolojileri sürekli değiştiriyor. Faşizm dediniz ya, dünya her şeyi deniyor, insanlar mutlu olmak için çeşitli ideolojileri deniyor. Monarşiyi, kapitalizmi, faşizmi, sosyalizmi denedi. Şimdi Rusya dahil herkes liberalizmi deniyor. Bundan sonra ne gelir, gelmez, meçhul.
     
Liberalizmde pazarın yasaları belirleyici. Siz de pazara teslim olduğunuz için mi, yeni deneylerinizi albüm yapmak yerine, satış garantisi olan klasiklerinizi piyasaya sürüyorsunuz?
     Maalesef birçok yerde hedefleri pazar tayin ediyor ve ama ben pazara teslim olamam. Ancak gidişat böyle. Liberalizmde ekonominin önemi ortaya çıktı. İdeolojiler bitti, herkes ekonomi ile uğraşıyor. Ama sanatçı özgürdür, duygu ve düşüncelere gem vurulamaz. Sanatçılar müzik şirketlerinin, kurumların memuru olamaz. Sanatçı siparişlerle üretemez.
     
Gündelik hayatlarında yerli davranış biçimlerinden mümkün mertebe uzak duran kesimin gittiği kulüplerde bir saatten sonra Batı müziği kapatılıp Gencebay çalınıyor. Bir tür ayin yapılıyor. Siz bu kesim için bir duygusal ihtiyaç mısınız, bir şıklık mı?
     Teşekkür ederim. Ben hiçbir kesim insanımızdan kopuk olmadım. Bu yüzden onlardaki ortak hissiyata uygun şarkılar yazdım. Benim mesajlarımı anladığına göre insanımız iyi demek ki. Bu kulüplerden Safran’ı duydum mesela. Gitmedim ama.
     
Ya, bu kadar ruhuyla ilgili bir adam neden bir yandan sürekli vücut geliştirir?
     Hobilerimden biri vücut geliştirme. Ama ben vücut geliştirmeyi sadece bir hobi olarak görmüyorum. Bu aynı zamanda insanın kendine hakim olması, kendisiyle barışık olmasıdır. Ben kendimle barışık bir insanım. Hem ruhum hem bedenimle barışık olmak istedim. Bu yüzden body çalıştım. Ama ille en adaleli ben olayım da demedim. Atatürk "Sağlam kafa sağlam vücutta olur" der.
     
     Uzaklara gitme isteğim hiç olmadı ama tatili severim"
Sizin hayranlarınızı düşününce aklıma hep erkekler geliyor. Belki de sizin cinsiyetsiz bir imge sunmanızdan ötürü sizin kadın hayranlarınızı düşünemiyor insan. Nasıldır sizin kadın hayranlarınız? Kimlerdir?
     (Eşi Sevim Emre devreye giriyor) Kadın hayranları fanatik. Buraya geldikleri zaman kollarına giriyoruz, bayılacak gibi oluyorlar. (Orhan Gencebay başını önüne eğiyor) Mektup yazıyorlar, mektuplara ben baktığım için biliyorum. (Orhan Gencebay tekrar sözü alıyor) Kadın da oluyor, erkek de. Ama bana bakışlarda hep saygı oluyor.
     
Neden cinselliğiniz bu kadar örtük?
     Hiçbir zaman sahnede, mesleğimde cinselliği düşünmedim. Sevenlerimin çoğu beni ailenin bir ferdi olarak görüyor. Baştan beri bu böyle. Bana "Orhan Baba, Orhan Abi" diyorlar.
     
Televizyona çıktığınızda arkanızda büyük orkestra, kocaman bir koro oluyor. Kliplerinizde kalabalıklarla birlikte yürüyüşe geçiyorsunuz. Sahnede korkuyor musunuz?
     Tersine, insanlarla bire bir karşılaşmaktan çok hoşlanıyorum. Eğer bir korku söz konusuysa, evet, sahne çalışmalarına başlarsam üretimimin engelleneceği korkusudur bu. Bunun haricinde sazımı elime aldığım zaman herkesin karşısına çıkabilirim.
     
Astronomi ve felsefeyle uğraşıyorsunuz, değil mi?
     Evet ve bu çalışmalar sürecek. Onlar benim hobilerim.
     
Astronomi ile bulunduğunuz mekanın, felsefe ile gündelik düşüncenin sınırlarını zorluyorsunuz. Bazen kalkıp gitmek ister misiniz buralardan?
     Hayır, pek istemedim. Yorulduğum zamanlarda bulunduğum yeri terk edip daha iyi dinlenebileceğim bir yere gitmeyi düşünmüş olsam da bu fazla tercih ettiğim bir şey olmadı. Öyle uzaklara gitme isteğim olmadı. Ama tatili seviyorum. Hele Ege , Akdeniz sahillerini çok seviyorum.
     
     "Sosyologlar beni yanlış anladılar, üzgünüm"
Size ilişkin çok fazla sosyolojik araştırma yapılıyor. Yakın tarihin gelişmeleri sizin kimliğinizle açıklanmaya çalışılıyor. Bu çalışmaların bir insan olarak sizi basite indirgediğini, bütün fırtınalarıyla, hikayesiyle özgün hayatınızın basit formüller halinde özetlendiğini düşündüğünüz oluyor mu?
     Bana ilişkin değerlendirmelerin tam anlamıyla yerini bulduğunu söyleyemiyorum. Yanlış anlaşıldım. En çok şuna üzüldüm: Benim konum müzik. Keşke beni önce müzikologlar değerlendirseydi. Sonra şarkı sözlerimin şiir dilini edebiyatçılar değerlendirseydi. Ve en son olarak sıra sosyologlara gelseydi. Ama beni hep sosyologlar anlattı. Sosyologlar kendilerince beni anlatırken benim en büyük bacağım olan müziği eksik bıraktılar. "Orhan Gencebay kırdan kente göçün ürünüdür" gibi basit formüllere sığındılar.
     
     Vay be, ben ne anlatıyorum, onlar ne anlıyorlar
Sizin müziğinize göre sunduğunuz imajınızı, sizin için yazılan film senaryolarını sizin gerçek hayatınızmış gibi çözümlemeye kalkışanlar da oldu mu?
     Evet. Benim filmlerdeki tiplemelerimi ben sandılar, benim filmlerde anlattığım hikayeleri benim gerçek hayatım sandılar. Halbuki bu filmlerdeki tipler, bu filmlerin senaryoları beni ve benim müzikte yapmak istediklerimi anlatmaktan uzaktılar. Eğer bunlar sinema filmleri değil de, benim kendi ellerimle yaptığım kendi belgeselim olsaydı bana ilişkin bilgiler çıkarabilirlerdi bundan. Bütün bunlar sinemaydı, sinema. Birinde balıkçıydım, birinde işadamı. Bunların ne alakası olabilir ki benim hayatımla? Bunlar Orhan Gencebay’ın hikayesi değil ki.
     
Size ilişkin bütün bu literatürün, bu büyük anlatıların sizin asıl yapmak istediğiniz mütevazı şeyi, müziği örttüğünü, perdelediğini mi söylüyorsunuz?
     Bu derece yanlış ifadeleri duyunca, "Vay, ben ne anlatmak istiyorum, bunlar ne anlıyorlar?" dediğim çok zaman olmuştur. Ben buna çok üzüldüm. Tüm bunlara rağmen şu yönde rahattım: Yaptığım çalışmalar halkımız tarafından büyük ilgi görmüştü. Beni yönlendiren de sosyologların araştırmaları değil, halkla kurduğum bu ilişkiydi.
     



 PAZAR


‘İşimde cinselliği hiç düşünmedim’
Korsanlar hâlâ korku saçıyor
‘Fare ruhu’ geri döndü
Pardon, tanıyamadım!
Koleksiyondan kitaba İstanbul
Tarihi okul öğrenci arıyor
Zanzibar denizi geçti
Saddam ve Gomorra
Sokakta tiyatro
Türkiye’nin en iddialı beyaz şarabı
‘Arkamda beni süper star yapacak destek yok’
DVD / Selim BOY
Mudanya’nın yeni "istasyon"u
İki baba bir oğul
Prenses olarak doğmak...
"Diğer"i
Yuvanın meleği
Chomsky’nin peşindeki medya ünlü mimarı elinden kaçırdı
"Kıyamet Çiçekleri"
Son randevu


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet