
|


Kriz pastası
Dün, bir yıl önce MGK’da patlak veren malum krizin birinci yıldönümüydü. Buna "yaşgünü" demek daha doğru, çünkü verilen tüm demeçlere rağmen Türkiye bu krizi atlatamadı. Şubat 2001 krizi ilk başgösterdiğinde, devletin en tepesinde bir ‘görüş ayrılığı’ olarak algılanmıştı. Aslında o meşhur MGK toplantısının kamuoyuna bu şekilde yansımasına gerek yoktu. Daha temkinli davranılsaydı, zaten oluşmakta olan bir ekonomik kriz belki bu denli derinleşmeyebilirdi.
Bir yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, daha kaderci bir yaklaşım içine girmek de mümkün. Bazı inanç sistemlerinde yerleşik olan bir bakış açısını ele alalım: ‘Kötü olduğunu düşündüğünüz bir şey aslında sizin için hayırlı olabilir.’ Belki de 2001 yılında yaşanan çözülme ve yeniden yapılanma, Türkiye için uzun vadede ‘hayırlı’ olacak. Kriz, en azından temeldeki bazı varsayımları gözden geçirmemize sebep oldu. Evin kilitli kalmış odaları, küf tutmuş sandıkları, bir nebze olsun hava almaya, temizlenmeye başladı. Bankacılık sektöründeki zaaflar, yolsuzlukların boyutu ve kamudaki zor kararlar hakkında hepimizin daha net bir fikri oluştu.
Bugün içinde bulunduğumuz noktayı ‘süren bir kriz’ olarak nitelendirebilir miyiz? Geçtiğimiz yıl 1.5 milyon insan işini kaybetti. Ancak istihdam ve üretimi destekleyecek tedbirler ortada yok. Çok kötünün iyisi olan mevcut senaryo, "Türkiye 2002’de krizden çıkmıştır" olarak pazarlanmakta. Yine geçtiğimiz yıl, eksi 9’luk bir gerileme yaşadı ülkemiz. Kamu kesiminin net borçları milli gelirin yüzde 90’ına ulaştı. Dolar bir yılda iki katına çıkmış durumda. Kurdaki artış ihracata olumlu yansır, ancak alım gücü üzerindeki etkisini de düşünmeli. Bu yıl hedeflenen yüzde 3’lük büyüme, kapatılan işletmeleri ve boşa giden yatırımları geri getirmiyor. Üstelik yabancı yatırımcıların da nazlanmayı sürdürdüğü bilinen bir gerçek.
Satın alma gücünün zayıflaması doğal olarak tüketimin azalmasına yol açtı. İşte size krizin değiştirdiği bir Türkiye manzarası: NTVMSNBC’nin bir haberine göre, pazarı yok olmak üzere olan eski tip lastik ayakkabı ve plastik terliklerin satışı artmaya başladı. Aynı haberde üst gelir grubuna yönelik mağazaların cirolarının yüzde 30 - 50 arasında gerilediği belirtiliyor. Demek ki, toplumun her kesimi krizden etkilendi. Otomobilin, buzdolabının lüks tüketim ürünü olarak nitelendiği ülkemizde bazen şu yanlış yapılır: Denir ki, lüks tüketim yapılmasın. Ancak toplumun her seviyeye hitap eden işletmeler sayesinde gelir elde ettiğini de unutmamalı.
Kriz bitti mi? Yoksa Türkiye kriz psikolojisine mi alıştı? Türkiye "Arjantin olmadı" diye krizi hafif mi atlatıyoruz? Sosyal patlama yaşanmaması, sokakların talan edilmemesi belki iyiye işaret. Öte yandan artan intiharlara, hırsızlık ve kap - kaç vakalarına ne demeli? Kent yoksulları bir yana, tarımdaki işsizlik sorunu nasıl çözülecek? Doğru yatırımları çekemeyen, eğitime cılız fonlar ayıran bir ülke geleceğini nasıl inşa edecek?
Kriz pastasını keserken, acı - ekşi dilimleri yemeyi sürdürürken, esas bu sorulara yanıt aramalıyız. Ekonomik verilerin inip çıkması problemin can alıcı noktası değil. Önemli olan, bu verilerin altındaki resmi görüp, iyileştirebilmek. Türkiye temel sorunlarını çözemediği müddetçe, midenizi kriz pastasına alıştırın.
cemipek@aol.com
SAYFA BAŞI

|
|

|