
|


Masa ve medya
Düşünceleri birbirlerine iletmek ve paylaşmak gereği, 1600'lü yılların ortalarında "cafe" kültürünü üretmişti. Londralılar için "cafe"ler toplu iletişim mekanlarıydı.
1700'ün başlarında Londra'da "cafe" sayısı 3 bini bulmuştu.
Cafe'ler bir bakıma sesli gazete rotatifleriydi.
Paris'te, Saint Germain'deki Le Procope da öyle.
Le Procope dünyanın ilk cafe'si olma iddiasındadır.
Danton ve Robespierre'in Fransız devriminin kıvılcımlarını uçuşturdukları, siyaset nabzının yansıdığı mekandı.
Bir sonraki gün Parisliler, Le Procope'den söylemleri konuşurdu. Le Procope, Napolyon'un hesabı ödeyecek parası çıkışmayınca, şapkasını rehin bıraktığı mekandır.
400 yıllık yalnızlık Cafe'lerde yoğun tartışmalar olurdu... Ama söz uçucudur.
O nedenle zaman içinde cafe tartışmaları, gazetelere dönüştü.
Cafe masaları, gazete sayfaları oldu.
Sonra radyo hoparlörleri... TV ekranları... Haber portalları...
Orada bir kadeh şarap eşliğinde gazetecinin 400 yıllık yalnızlığının yolculukları yaşanır.
Gazeteci, kalabalıkların arasında da olsa... Alkışlarla veya eleştirilerle çevrilse bile hep "ötekidir."
Ona karşı ihtiyatlı olunur.
Cafe'lerine devam edenler de gazeteciler gibi netameli adamlardı. Fazla yaklaşanların başları derde girebilirdi.
"Cafe"lerdeki tartışmaları izlemekle yetinilirdi.
Dün dağıtılan Gazetecilik Başarı Ödülleri bunları düşündürttü.
Dedikodudan habere Teknoloji "cafe" masalarından, ilk gazeteye... Ofset teknolojisine, elektronik medyaya, uydu bağlantılı görüntülü iletişime geçerken kendi evrensel kurallarını da üretti.
Artık Le Procope Cafe'de konuşulanları dinleyip, belleğinde kalanı, kendi yorumu ve katkılarıyla çoğaltıp yaymak... Kendi çıkarları doğrultusunda değiştirip, kullanmak dönemi - istisnalar dışında - kapandı.
Mesleğin bireysel moral değerleri ve profesyonellik denetimi, kurumsal kurallar, meslek kuruluşları ve meslek kamuoyu, uluslararası gazetecilik örgütlerinin etik normları var.
Gazeteyi kişisel çıkar için kullanmanın en kaba ve belki de ilk örneği, hayrettir ama saygın Times'tır.
1788'de yayımlanan Times 2 kötü uygulama başlatmıştı.
Bunlardan biri "gizleme ücreti"dir. Bir haberi yayımlamamak için ilgilisinden para alınırdı.
İkincisi ise "cevap ücretidir." Gazetede yayımlanan bir yazı veya habere karşı cevap yayımı için ücret ödenirdi.
Times bu kara sayfalarını çok uzatmadı ve süratle bağımsız, saygın çizgisine oturdu.
Times'ın ilk yıllarındaki kaba "çıkar hesapları" çağımız dünyasında sayıları giderek azalan tek tük medya kuruluşları tarafından başka yöntemlerle sürdürülüyor olsa da... Tarih nehrinin suları geriye akıtılamaz.
Öte yandan...
21. yüzyılda medya, artık büyük kapital, hatta, küresel sermaye işidir. Washington Post gibi başkan deviren gazetenin bile yönetim kurulunda, banka, uçak yapım şirketi, beyaz eşya, motor, kozmetik devleri bulunmaktadır.
Diğer medya devlerinde de yapılaşma böyle.
Ama...
O şirketler, gazetenin yazı işlerinde ve yayınlarında hiçbir şekilde etkili değillerdir. İdare ve yayın alanları kesinlikle ayrılmıştır.
...Çuvaldızı kendimize batıralım.
20 yıl önce yazdığım bir yazıda Ecevit'in Pülümür'ün Yaşsız Kadını şiirini yayımlamışım... Bir tek - ama önemli ber kelime - eksiğiyle çıkmış.
Atlamışım. Dün bunu genç bir TV gazetecisi arkadaşımdan öğrendim.
SABAH'ın yazdığı gibi "dalgınlık" mı?...
O zamanın pikaj denen yapıştırma tekniğinde parçanın düşmesi mi?
Bilemem.
Ama üzgünüm.
İlginçtir...
20 yıldır çok kez konuştuğumuz Ecevitler o bağlamda hiçbir işaret vermediler.
Sayın Rahşan Ecevit'in kapak içine nazik sözcükler yazarak imzaladığı ve gönderdiği Pülümür'de Aşk Kitabı da, kitaplığımda ve anılarımda değerli yerini almış bulunmakta. G.C
g.civaoglu@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|