
|


Vakıfbank’ın ‘Data Room’una girebilmek
Vakıfbank görücüye çıktı. Taliplerden 5’i, gerek maddi gerekse teknik birikim açısından bankayı satın alabilecek yeterlilikte bulundu. Şimdi (alfabetik sırayla) Akbank, Dışbank, Oyakbank, Societe Generale ve TEB, Vakıfbank’ın Ankara’daki merkezinde kurulan "Data Room"unda 2 ay süreyle diledikleri incelemeleri yapıp, kendilerine sunulan bilgiler üzerinde çalışabilecekler. Müşteri verilerine ulaşabilecekler.
Hatta söylenti o ki bazı bankalar, gerçek alıcı olarak değil de sırf sporuna başvuruyormuş satışa çıkartılan bankalara. Bankanın verilerini inceleyebilmek, işlerine yarayanlara daha sonra kendi yöntemleriyle ulaşabilmek için. Aslında eriştikleri o bilgilerden hiçbir biçimde yararlanamayacakları konusunda önceden bir gizlilik sözleşmesi imzalıyorlar. Bu sözleşmeye uymazlarsa müeyyidesi de var. Ama kim takar sözleşmeyi? Kim denetleyebilir ki zaten? Burası Türkiye de diyemiyorum artık. Sonra Enron’u gözüme sokuverirsiniz.
Hangi bankaların sporuna başvurduğunu da sormayın sakın. İsim veremem. Eğer çok merak ediyorsanız, satışa çıkartılan her bankayla ilgilenen, sonra da talip olmayan kim var diye biraz soruşturun, sizi aydınlatırlar!
Benim İstanbulum Lipton çaylarından e - postama gelen mesaj, beni seçim yapmakta öylesine zorluyor ki! Aslında çok kolay tercih yapabilen biriyimdir. Neyi isteyip, neyi istemediğim kafamda çoğunlukla nettir. Ama bu kez durum farklı:
Bebek Badem Ezmecisi mi?
Ada vapuru mu?
Haydarpaşa Garı mı?
Pandelli Lokantası mı? (Mısırçarşısı)
Rebul Eczanesi mi?
Kanlıca Yoğurtçusu mu?
Kapalıçarşı mı?
Piyer Loti mi?
Galata Kulesi mi?
Aya Yorgi Manastırı mı?
Vefa Bozacısı mı?
Ada Vapuru mu?
Saray Muhallebicisi mi?
Bunların hangisinden vazgeçebilirim ki? Liste daha da uzun, ama neyse ki beni ilgilendirmeyen bir - iki seçenek de var. Örneğin Beyti. Ne dekoru, ne de yüksek fiyatıyla benim için cazip. Kaldı ki eskinin Beyti’si ile bugünkü arasında, geleneklerin sürdürülmesi açısından pek benzerlik de yok.
Profiterolü oldum - bittim sevmediğim için İnci Profiterol’ü de geçelim. Cafe Marmara ise benim gözümde hiç de "tarihi" bir mekan değil. Öylesi bir listede de yeri olamaz diye düşünüyorum.
Burada anmadığım birkaç seçenek daha var listede. Dahası bunları beğenmiyorum diyenler için "diğer" diye bir seçenek daha konmuş. Lipton’unki de insafsızlık! Ben Bebek Badem Ezmecisi’nden de vazgeçemem, Rebul Eczanesi’nden de, Vefa Bozacısı’ndan da, diğerlerinden de...
Bana göre dünyanın bu en güzel şehrinde (tüm karambolüne rağmen) hepsi birlikte var olmalı. Zaten Lipton da yok olsunlar demiyor. Sadece ilk bakışta çok basit gibi görünen küçük bir soru sormuş: "Sizce şehir yaşamınızı keyifli kılan yerler nelerdir?" diye...
Ve altına da şöyle bir not düşmüş:
"Yaşamayı bilenler, sokaklardan da bir tat alabilenlerdir. Biz de şehrin dokusuna değişik bir lezzet katmak istiyoruz. Bunun için yaşadığımız şehrin tadını çıkarmamıza yardım eden tüm güzelliklerimizi sizin oylarınızla belirleyelim."
Dedim ya ben seçim yapamam. Hepsini birden işaretliyorum. Hatta Beyti’den de ilk kebapçı dükkanına benzer bir mekan açmasını rica edeceğim!
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|