27 Şubat 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




"Alaturka opera dünyası"

"Türk usulü klasik aşk"ın tartışmalı iki ustası Kerime Nadir ve Muazzez Tahsin’in romanlarının yeni basımları Selim İleri editörlüğünde devam ediyor.

     ILGIN SÖNMEZ

     Türk romanının nostaljik tadı, kanaviçe gibi adam Selim İleri ile melodram aşklarını ve türün yeniden canlanmasının ardındaki meseleyi konuşurken öğrendik ki kendisi bu romanları ‘alaturka bir opera dünyası’na benzetirmiş. Onar kitap olarak düşünülen seri, uyandırdığı ilgi üzerine iki yazarın tüm eserlerini yeniden basılacağı bir projeye dönüşmüş.
     
     Clubber bir genç kızın elinde "Hıçkırık"ı gördüm. Gece hayatında seks sonuna kadar yaşanıyor. Oysa bu kitaplarda hiç seks yok!
     Cinsel özgürlük gibi gözüken şeyin aslında bir cinsel yırtılış olduğunu düşünüyorum. Hızla sevgili değiştirirseniz, sevgi fikrini yavaşça kaybedersiniz. Haklısınız Muazzez Tahsin’de hemen hiç cinsellik yok. Ama Kerime Nadir’de yaşanmamış bir cinsellik var. Özellikle "Hıçkırık" ve "Funda" şaşırtıcıdır. Kerime Nadir’in bir cinsel topografyası var. Yaşanmıyor ama hissediliyor.
     
     Bronteler’deki gibi.
     Aynen. Özellikle "Rüzgârlı Bayır" ve Emily Bronte ile bir paralellik kurdum Kerime Nadir arasında. Acaba okudu mu diye çok merak ediyorum. Aynı dürtüleri, aynı acıyı, aynı bekleyişi hissediyorsunuz ama çok güme gitmiş kitaplar bunlar. Çünkü edebiyat tarihleri almamış bile. Oysa "Hıçkırık" bizim için bir "Rüzgârlı Bayır" aslında.
     
     Türkçe melodramlardaki imkânsızlık klişelerini nasıl sınıflandırırsınız?
     Melodram dediğimiz vakit bizde en belirgin olan şema zengin fakir meselesidir tabii. Biraz da ataerkil bir dünya nedeniyle oğlanın fakir olması melodramı daha da azdıran birşey. Siyasal görüş farklılıklarından da bir melodram yapısı çıkartmak mümkün. Kan davası, sınıf farkı, ideolojik farklılıklar... Yine Türk melodramına, mesela Esat Mahmut’a dönüp baktığımız vakit, yabancı kadın Türk erkeği meselesi vardır. Yabancı kadınlar mutlaka Türk erkeklerine aşık olurlar. Ama hiçbir zaman Türk kadınına aşık olan yabancı bir adamın romanı yazılmadı. Burada da çok ataerkil bir anlayış vardır. Örf ve adet fakından dolayı melodram yapısı kazanır.
     
     Neleri bastırırken, neyin yerine melodram mesela?
     1930’ların ortalarına doğru bu tarza ilgi başlıyor ve 60’lara kadar sürüyor. 60’larda bile insanların aşk duyguları çoğu zaman kastre edilmekle karşı karşıyaydı. Tek seçeneğiniz evlenip evinin kadını, evinin erkeği olmaktı. Özellikle de kadın için. Oysa ki aşk ihtiyacı sürer gider insanda. Kimbilir kaç kadın mutsuz evliliğinde başka aşklar hayal etti, düşledi ve eylemleştiremedi ama aklından geçirdi. Dışa vuramadıkları duyguları bu romanlarda buldular. İmkânsız aşk, yasak aşk kendi yaşadıklarıyla örtüştü. Bu açıdan bakınca duruma melodram mı demek gerekir yoksa ciddi bir insan dramı mı? Hatırlıyorum da 50’lerde, 60’larda kadının boşanması fikri bile hemen hafif bir kadınmış hissi uyandırırdı.
     
     Tabii bir de sevgili profilleri meselesi var.
     Özellikle eli kalem tutan kadınların söylediği bu yazarların kadını meta olarak gösterdiği. Oysa ki hiç böyle bir şey yok. "Gelinlik Kız" buna net bir cevap, "Sonsuz Gece"de de aynı şey var. Her iki yazar da kadının çalışma hayatında yerini alarak özgür yaşamasını, hatta Kerime Nadir bir adım daha ileri giderek erkekten bağımsız yaşamasını, 30’lu 40’lı yıllarda vurgulayacak kadar cesaret göstermişler. "Gelinlik Kızöda kadın hayal kırıklıklarından sonra bilinçli olarak yalnızlığı seçiyor ve gidiyor resmini bitiriyor. Sanatın ve çalışmanın kadını kurtaracağı meselesi var burada. Eşitliği bu sağlayacak.
     
     Bir kere daha sormak istiyorum. Niye öpüşmüyorlar, niye sevişmiyorlar?
     İyi ama o yıllarda zaten olamazdı ki böyle bir şey. Hatta rahatlıkla söyleyebilirim ki evli bir kadınla evli bir adamın bile bugünün anlayışına uygun sevişmesi söz konusu değildi. Kadının adamı biraz fazla öpmesi bile çok çirkin kabul edilirdi. Virginia Woolf’un bizim dilimize çevrilmemiş çok önemli bir romanı var: "Yıllar". Viktorya çağı ahlâkını eleştirir. Karı - koca sevişirler. Adam kadından zevk alabilir, kadın da bu zevki duyar ama ifade etmesi kadar ayıp bir şey yoktur. Ve öyle bir an gelir ki artık acıdan göz yaşlarını tutamaz.
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Perdenin unutulmaz sevgilileri
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Belki bir CD söyler anlatmak istediklerinizi
Şairlerin aşk dizeleri
Alışveriş merkezinde aşk
Sevda lügatını aşk şarj etti
Reklam sanatı
"Alaturka opera dünyası"
40 yıldan sonra
Peker’in gerçek dünyası
MDT ile 10 yıl geçmiş bile
Şöhrete az kaldı
Paranın tadına bakmak
Eğlenmek isteyenlere
Suların yutamadığı öyküler
Göç insanları
Eskinin çağdaş aşığı
Nâzım’ın Adviye’si
Almanya’nın Britney Spears’ı
Tasarımda ışık
Berlin’de favori yok
Vasiyete dair
Koşulsuz aşk
Sanatı "update" edin!
Hayatın içinden
Deniz Seki’den seyirlik albüm
Amerika’nın kahramanlık türküleri
Haftanın albümleri
Müzik dünyasından kısa kısa
Grafiğin özel adı
Kürt aşk destanı
Sevgililer Dünü
Aşk söylemini destekleyelim
Hayat atölyesi
Böcekler niçin aşık olamaz?
Akal Atilla ve bazı iyi şeyler
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet