
|


Aşk söylemini destekleyelim
Bugün 14 Şubat, Dünya Sevgililer Günü... Aşkın gündeminin "günü" yani... Gelin, ‘alabildiğine yalnız bırakılan aşk söylemini desteklemenin günü’ olarak da ilan edelim bugünü, aşk söylemini destekleyelim!
ÖMER ALTAY ERDOĞAN
Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar".
Roland Barthes’ın "Bir Aşk Söyleminden Parçalar" adlı kitabının dilimize çevrilmiş basımını okuyanlar, "... bugün aşk söylemi, alabildiğine yalnız. Belki de binlerce özne kullanıyor bu söylemi (kimbilir?) ama hiç kimse desteklemiyor; çevre diller tümden bırakmışlar onu: Ya bilmiyor, ya küçümsüyor, ya alaya alıyorlar; yalnızca iktidardan değil, çarklarından (bilim, bilgi, sanat) da koparılmış" sözleriyle sunulduğunu anımsarlar. Bu yazıyı da, aşk söyleminin niçin desteklenmediğini tartışmaya açmak ve belki de küçücük bir destek sunmak düşüncesiyle kaleme aldığımı belirtmeliyim. ‘Aşk’ı bireyler, cinsiyetler, sınıflar arası hiyerarşinin zalim ellerinden koparıp kurtarabilmek için, aşk söyleminin desteklenmesi kaçınılmazlaşıyor.
"Seni seviyorum."
"Peki ama, niçin?"
"Seni seviyorum. Neden, niçin, nasıl sevdiğimi bilmiyorum. İçimden kopan bir çığlıkla seviyorum seni, içimde süren bir yangınla."
"Yangınından bana da ödünç verir misin?"
İki özne arasındaki bu diyalogdan aşkın yaşanabilirliğine yelken açtığımızda, aşkın hangi sorunsalın ellerinde yanıp tutuştuğunu tartışmamız gerekiyor. D.H. Lawrence, "Aşkın Anatomisi"nde; "Hayat, bir anlam sorunu değil, bir akış sorunudur.(...) Hayat, özellikle sevgi de böyledir. Hiçbir amacı yoktur. Sevgi bir akıştır; biri kadından, öbürü erkekten doğan iki küçük duygu ırmağıdır. (...) Önemli olan yalnız akıştır; yaşayın ve yaşatın, sevin ve sevdirin. Sevginin amacı yoktur!.." der. Yüreklerimizle alkışladığımız bu tümcelere yapabileceğimiz tek katkı, Lawrence’ın bir anlam sorunu olarak değil de bir akış sorunu olarak gördüğü yaşamlarımızı, aşkı yaşayarak ve yaşatarak "anlamlı bir akış"a dönüştürmekten ibaret olabilir. Yazının başlığında imlediğim, bizi yeni zamanlara çıkaracak olan aşkın üzerine yeni bir şey söyleyebilmenin güçlüğü ile yaşanabilirliğinin güçsüzlüğü arasında oynayan kalemimin, hangi çizgiyi kalınlaştıracağı konusunda emin değilim. Aşk üzerine söylenmemiş bir tümce, bir sözcük kalmış mıdır ki? Yeni bir şey söylemek olası mı, yeni bir şey yaşamak?..
Yeniliği hep dışımızda aradığımızdan olsa gerek, akışın hızına ayak uyduramayan ya da akışımızı hoyrat bir hızlılık içinde aşka teğet düşüremeyen bireyler konumunu aldık. Durum, umduğumuzdan ya da görmeye alıştığımızdan daha yalın, oysa. Aşk söyleminin güçsüzleşmesinin nedeni, aşk yaşantılarının silikleşmesi olduğu kadar, aşk yaşantılarının silikleşmesinde de aşk söyleminin kan kaybetmesinin azımsanamayacak denli etkisi var. ‘Öteki’ni anlamak üzerine dünyalar kurmayı düşünmediğimizden de, aşk söylemi, daha aşık öznenin ağzından çıkarken yuvarlanıp ezilmeye başlıyor. Bir küçümsemeyle baktığımız söylemin derinliklerinde sere serpe yatan yücelme ve yüceltme duygularını göremiyoruz. Aşkın insan duygularını ve ilişkilerini örgütleyen yanını rafa kaldırıyoruz çoklukla. İçindeki yangını, gündelik yaşamın büyük tasalarına kulak asarak söndürenler, örgütleyici hiçbir ilişkinin öznesi olamıyorlar. Üretkenlikleri, yapay bir üretkenlik olmaktan öteye gidemiyor. Böylece, aşk söyleminin parçaları, yaşamsal bir bütünlük göstermekten oldukça uzak bir biçimde dağılıyor ve aşık özneyi de, ilgili ilgisiz bin bir değişik parça arasında dağıtıyor.
Aşkla ilgili imgelerimizin oluşmasına etki eden toplumsal ve kültürel ortamın yaşadığı bunalımın aşkın anlamındaki değişimde ve kaymada etkili olduğunu düşünmekten başka bir şansımız yok ne yazık ki! Kitle iletişim araçlarının yoğun baskısıyla, kimliklerimizin oluşum sürecine katılan kültürel kodların, aşk yerine başka ve tümüyle sahte bir yaşantıyı ‘aşk’ diye bizlere sunduğu bir gerçek. Akışımızın sıradanlığında, aşkı sosyolojik bir olgu olarak ele alma gafletiyle yazıldı, çizildi yıllarca; hem de aşk, toplumumuzun, toplumsal alanın, toplumsal eylemin dışına itilmişken. Aşk söylemi, modernitenin bireyin önüne koyduğu ‘ideal’ ve ‘işlevselci’ model ile her şeyin, her zamankinden daha fazla tüketilmeye zorlandığı bir çağın göstergeleri arasında sıkışmış gibi görünüyor. Aşk, kimliklerden uzaklaştıkça, yani gitgide daha az insan, aşkı akış karşısında kimlik edindikçe; söylem de alabildiğine yalnızlaşıyor ve iktidarın büyük söylemleri karşısında eziliyor. Sevmesini bilmeyen ve aşkı paylaşmayan insanların dünyasının sorunları, toplumsal sorunların en önde gidenleri konumunu alırken, aşk söylemine sanattan da, edebiyattan da ya destek gelmiyor ya da gelen destekler cılız kalıyor...
Ne yapmalı? Nurullah Ataç gibi "Aşk Şiiri İsteriz..." diye mi haykırmalıyız, Doğan Kitap’ın Selim İleri editörlüğünde ‘Aşka Çağrı’ dizisinde yaptığı gibi romantizmin küllerinden Anka kuşları mı diriltmeliyiz, Murathan Mungan’ın söylemiyle "bütün aşklarımızı temize çekeceğimiz" ‘biri’ni mi aramalıyız ya da aynada yüzümüze bakmaya cesaret etmemiz yeterli mi? İnsanın yalnızlaşmasının ve gerçek dünyadan el etek çekişinin nedeninin yarısı aşktan ise, yarısı da aşksızlıktan sanırım. Denge hesapları yaparak aşkın yaşanamayacağını bilen her özne, yüreğinin akışına fazladan bir virgül koymalıdır. Aşka nokta koymanın olasılığı var mı ki? Söylemi zenginleştirmek, aşkın yaşanabilirliğinin şansını da artıracaktır. Aşktan korkmayan, yani kendinden korkmayan bireyler kuracaktır aşk söylemini.
Bugün ‘Sevgililer Günü’... Bugün her şey, aşkın doğal evreninden yüreğimize akan bir sel gibi değil, özel bir gün alışkanlığının bizlere yüklediği bir borç gibi yaşanacak ve tüketilecek. Barthes, özel günler konusunda; "Aşık özne sevilen varlıkla her karşılaşmayı bir bayram gibi yaşar," tümcesini koyuyor önümüze. O zaman, her gün sevgililer günü! O zaman, her aşk bir çağrı; "Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar" (İlhan Berk’in dizesi).
KÜLTÜR & SANAT


Perdenin unutulmaz sevgilileri
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Belki bir CD söyler anlatmak istediklerinizi
Şairlerin aşk dizeleri
Alışveriş merkezinde aşk
Sevda lügatını aşk şarj etti
Reklam sanatı
"Alaturka opera dünyası"
40 yıldan sonra
Peker’in gerçek dünyası
MDT ile 10 yıl geçmiş bile
Şöhrete az kaldı
Paranın tadına bakmak
Eğlenmek isteyenlere
Suların yutamadığı öyküler
Göç insanları
Eskinin çağdaş aşığı
Nâzım’ın Adviye’si
Almanya’nın Britney Spears’ı
Tasarımda ışık
Berlin’de favori yok
Vasiyete dair
Koşulsuz aşk
Sanatı "update" edin!
Hayatın içinden
Deniz Seki’den seyirlik albüm
Amerika’nın kahramanlık türküleri
Haftanın albümleri
Müzik dünyasından kısa kısa
Grafiğin özel adı
Kürt aşk destanı
Sevgililer Dünü
Aşk söylemini destekleyelim
Hayat atölyesi
Böcekler niçin aşık olamaz?
Akal Atilla ve bazı iyi şeyler
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|