
|

Yazıklar olsun
"Korkak Lucescu"...
Kendi sahanda oynuyorsun, bu nasıl taktik...
"Ruhsuz futbolcular".
Parmaklarını bile kımıldatmadılar..
"Duygusuz taraftar"...
Şu kıytırık Liverpool ile berabere kalmışlar, sırıtıyorlar.
"Satılmış hakem".
Onu da kutsal Roma Germen İmparatorluğu’ndan yollamışlar...
Değerli Ters Köşe okurları...
Spor yazarlığı piyasasını derinden etkileyen reyting kaybına, "denenmiş ilaç" olan "eksantrik yorumlardan" bir kuple de bizden...
Okuyun... İbret alın... Ne demek istediğimi anlayın. Ve anlayanlar... Lütfen, anlamayanlara anlatın.
Hem, ne yazacaktık ki, Galatasaray için ?..
Yarım takımla Avrupa’nın altını üstüne getiriyorsan, niye bizim lige de ciddi takılmıyorsun kardeşim?
Sen bizimle dalga mı geçiyorsun?
Ey Lucescu, hani sen tırnaklarını yiyen bir aptaldın. Ne taktik bilirdin, ne maç okurdun. Daha üç gün önce yolunu şaşırıp maç oynanırken sahaya girmiştin de ceza kuruluna verilmiştin...
Ya sen, Hasan Şaş... Ayağına aldığın toplarla kalabalıkların içine daldığında, topu kaptırmaman için karşındakilerin İngiliz mi olması lazım.
Niculescu, bayan Lucescu’nun akrabası olduğu için alınmıştı güya. Adam futbol oynuyor yaa!..
Bize gelince Ayhan bey sakatlık ayaklarında, Liverpool karşısında sapasağlam.
Nerede kırmızı kartlar arkadaşlar?.. Maçı onbir kişi tamamlamak var mı raconda?
Sinirinizi, kaprisinizi biz çekiyoruz, elin yabancısı önünde döktürüyorsunuz.
Ya tribünler... Bir tane koltuk da kırılmaz mı yani nazar değmesin diye... Bir küfür edilmez mi?.. Döner bıçağınız bile yok, siz nasıl taraftarsınız?
Ellere şarkılar, marşlar, bize esmer sinkaflar... İngilizce küfür bilmiyorsanız, bari işaret dilini kullansanız.
Yazıklar olsun hepinize...
Diye mi yazsaydık?.. Yazsaydık da, muhteşem takımın, muhteşem taraftarın tadını iyice kaçırsaydık.
Zaten canları sıkkın...
Liverpool’la berabere kalmışlar...
Polisin suçu yok mu ? İlhan Mansız mı haksız?..
Ayıptır yahu!..
Adam, sırtındaki üniformadan utanmadan pislik ediyor.
Aynı zamanda sinsi... Mansız arkasını dönünce hafifçe mayna yapıyor. Yanındaki motosikletli arkadaşıyla laflar havalarında.
Ne yapsaydı Mansız?..
Bıraksaydı da saçlarını mı okşasaydı polis arkadaşımız?
Efendim, "Çok sinirliymiş"...
"Bu hareket takımına zarar verebilirmiş"
Geçiniz...
Maç bitmiş.
Takımına vereceğini vermiş çocuk biraz önce...
Terbiyesize de ağzının payını verdi. İyi de etti...
Bu bir reflekstir.
İnsanın profesör olması da fark etmez, basın mensubu olması da, futbol oynaması da...
Ensenizde biri laf atıyorsa, döner bakarsınız. Onun polis olduğunu görünce ne yapacaksınız?..
Sormaz mısınız?..
Evine hırsız giren adamı "niye demir taktırmadın diye suçladıklarında" adam der ya, "hırsızın hiç mi suçu yok"...
İlhan Mansız olayında tam tersi... "Polisin hiç mi suçu yok?.. "
Hakemlerin nefesi tükendi "Şaşkın ördek suya kıçın kıçın dalar" derler ya; geride bıraktığımız hafta "hakemler adına küçük, ama Türk Hakemliği adına berbat hatalarla" kapandı.
Bir yandan gümbür gümbür gelen şike soruşturmaları, bir yandan polis baskını iddiaları, asker hakemlerin el çektirilmesi, düdükleri üfleyen nefesleri iyice kesti...
Ne yapsın garibanlar, bu sefer de üç büyüklere yaslanmaya çalıştılar çaresiz. Belki "birilerinin" gözüne girer de, her yıl birinci cemre düştüğünde patlayan "hakem fırtınası"ndan yırtabilirlerdi.
Öyle değil mi?.. Söylenenlere bakılırsa medya ile üç büyük takım içli dışlı idi... Her birinin yönetimlerinde emekli generallerden medya yıldızlarına, üst düzey bürokratlardan iş adamlarına kadar, güçlü insanlar vardı.
Kim bilir; belki de verilmeyen bir penaltı ile onlar da "kanka" olur ve fırtınayı birazcık ıslansalar da perişan olmadan atlatırlardı...
Gerçi, MHK Başkanı Bülent Yavuz ve işvereni Haluk Ulusoy, "arkalarındaydı" ama, Yavuz ve Ulusoy’un arkasındaki kalabalık gittikçe azalmaktaydı... Malum; gemiyi en son terk etmesi beklenen siyasetçilere de pek güven olmazdı.
Böyle mi düşündüler acaba?..
Baksanıza, olay o kadar çığırından çıktı ki, kendi takımına yapılan "iltimaslardan" utanan üç büyükler, konuyu dağıtmak için hakemlerin rakiplerine yaptıkları "delikanlılıkları" gündeme getirir oldular.
Yani, bu yöntem de tutmadı.
Biri hakemlerimize "ancak dürüst düdük çaldıklarında" dokunulmazlık kazanacaklarını anlatmalı.
Fenerbahçe ve şampiyonluk Denizli deplasmanında Fenerbahçe’yi tribünden izleyenlerden biri de bendim.
Fenerbahçelileri üzmek istemem ama, hiçbir ışık göremedim ben takımda...
Ne yaratıcılık, ne enerji, ne de istek vardı Fenerbahçe’de.
Gözükara insanlar, Lorant hakkındaki gerçek düşüncelerini gizleyebilmek için "baktı ki, Denizlispor dişli, oyun içinde taktik değiştirdi... O bir futbol bilgini" gibi abuklukları bile göze aldılar.
Onlara göre Rapajc’in büyük futbolunu sergilemesine az kalmış, Revivo eski formuna kavuşmak üzereymiş ve Simao’yu herkes haftaya görmeliymiş...
Oysa Hoca oyuncu değiştirdiğinde futbolcular aralarında tartışıyorlardı kimin nerede oynayacağını.
Lorant, maçtan sonra "beraberliğe bile sevinebilirdim" diyordu.
Ve bu Fenerbahçe şampiyonluk kovalıyordu.
Tamam... Fenerbahçe’nin çok büyük bir forması var. Ama bir yere kadar.
Bu takım şampiyon olursa eğer, bunun nedeni, bir gün bir yerde, aniden meydana gelen ve nedenleri anlaşılamayan, hatta anlatılamayan bir olaydan kaynaklanacaktır. Ne bileyim, belki Lorant futbolcu seçmek için videoya dokunduğunda elektriğe çarpılacak ve kafasında bir ampul yanacak... Futbolcuların dilini, huyunu, rakiplerin yedi soyunu bilen Denizli’nin bile altından kalkamadığı takım kurgularını, taktikleri değiştirecek ve o anda eskisi gidip yeni bir Fenerbahçe gelecek...
Ya da, Nijerya Milli Takımı Mustafa Denizli ile anlaşamayıp Lorant’a reddedemeyeceği bir teklif yapacak... Eşzamanlı olarak Ankaragücü’ne icra gelecek ve açık arttırma ile yapılacak hacizli malların satışında teknik direktörle birlikte altı futbolcu Fenerbahçe’ye kalacak
Hayal bu ya, Fenerbahçe Genel Kurulu, biri imar ve iskandan, diğeri şampiyonluktan, öbürü Avrupa’dan sorumlu üç başkan seçmeye karar verecek aniden...
Bunlar olmayacağına göre Fenerbahçeliler Galatasaray’ın Şampiyonlar Liginde finale kadar çıkmasını, Beşiktaş’ta ise Sinan Engin’in Koch - Daum kavgasını ayırırken darbe alıp birkaç ay sahalardan uzaklaşmasını bekleyecek.
Demokrasilerde umut tükenmez...
Diyelim ki hiçbiri olmadı... Son ümit kongrelerde...
Rüştü gitmesin !.. Rüştü İngiltere’ye gider mi.
Giderse hata eder.
Büyük kaleci olmaktan daha zordur büyük kaleci kalmak.
Önce Avrupa’nın en büyük kulüplerinden birinde olacaksın.
Sonra, takım dökülecek... Devre arasında teknik direktör değişecek.
Defans berbat, taktik tuhaf olacak. Senin forvetlerin de gol atamayacak. Topu alan rakip oyuncu seninle karşı karşıya kalacak ki, takımı kurtarasın...
Rüştü, bu koşulları başka bir yerde bulacaksa hiç durmasın.
NOT: Faks geçmiş... Galatasaray taraftarlarına tahsis edilen belediye araçlarının onarım parasını Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül verecekmiş. Tebrik ediyorum.
eguven@milliyet.com.tr
SPOR


HAGİ'YE TEKLİF
Haftanın Analizi
At yarışları
Avrupa'dan futbol
ÜLKER PERİŞAN: 101-69
2. ve 3. Lig
Sacramento kendine geldi
Arcelik eritti: 0-3
Beşiktaş alarmda
ASRIN PROJELERİ
Cim-Bom farkı
Briegel patladı
İspanya’da Osmanlı hattı!
Yazıklar olsun
SAYFA BAŞI

|
|
|