
|


En zayıf halka mı?
Ortak hükümet, Türkiye'nin "en zayıf halkası" mı?
Sadece bizde değil Avrupa ve ABD televizyonlarında da "En Zayıf Halka" programları hep aynı tipte sunucular tarafından yönetiliyor. Siyah giysi... Nüanssız, duyarsız, değişmez ses. Net soru. Ve "En zayıf halkanın" terreddütsüz oyun dışına çıkarılışı.
IMF ve AB, tıpkı o sunucular gibi.
Bakınız, filizlenen iyimserliklere karşın, ekonomi rotada sapmalarla bir kez daha uçurumun kenarına sürüklenebilir.
Türkiye, zorlu bir ekonomik programı ödünsüz ve seçim kaygısı olmaksızın uygulamak, IMF'nin ek yardım dilimlerini alarak belini doğrultmak zorundadır.
Hatta... "zorundadır" sözcüğü de hafif kalır.
Doğrusu...
Türkiye'nin buna eli mahkumdur.
Seçim "cısss" 2002 şansını da Türkiye tarihin çöplüğüne bırakırsa, sonrası hiper enflasyon, moratoryuma kadar uzanabilecek ekonomik çöküş süreci olabilir.
İşte o "hasta adam" süreci sosyal patlamalar, bölünme riskleri ve bölge haritasında Türkiye'nin stratejik önemde parametrelerin elden çıkarılması için köpekbalıkları tarafından kollanan fırsattır.
Deyim yerindeyse "hasta yatağında becerilmeli" inancındadırlar.
İşte böylesine kritik bir süreçte, ağza en alınmaması gereken sözcük "seçim"dir.
Bir kez bu olasılık ufukta göründüğünde, ekonomik programın ciddiyetle uygulanacağına kim inanır?
Hangi bürokrat gidici bir hükümet için risk alır?
Dolar paritesi, faiz oranı, enflasyon hedefleri, destek alımları, ücretler, toplu sözleşmeler için verilmiş sözlerin sapmasız ve ödünsüz sürdürüleceği yolunda içte ve dışta yeni yeni hissedilen güven buzluğa konmaz mı?
Gemileri yaktınız Oysa çıkardığı yasalarla, aldığı kararlarla, en zorlu operasyonlarla, bu hükümet "seçim sandığı coğrafyasına" gidebileceği tüm gemileri yakmıştır.
Seçim ve parti kaygılarının önüne, aklın gereklerini koymuştur.
Geleceğe dönük tek şansı 2002 ve 2003'te kararlı tutumu sürdürerek ekonomiyi sağlığa geçirmektir. Yeniden büyümeye geçmiş, enflasyonu yüzde 20'ye düşürmüş bir Türkiye'ye imza atarak 2004'te seçime gitmektir.
Bunu yapmaya elinin mahkum olduğu ve o bilinçte göründüğü içindir ki dıştan desteklenmiştir.
İçte alternatifsiz görülmüştür.
Zaafı aslında onu "en kuvvetli halka" yapmıştır.
Seçim söylemleri ve öne alınan bir seçim ne hükümet ortaklarına kazandırır... Ne Türkiye'ye.
Ortak akılda buluşmak AB ile tam üyelik görüşmeleri için de 2002, ne yapmak istediğini bilen ve ortak dil konuşan bir hükümetle geçirilmesi gereken kritik yıl.
2003 başında AB yeni 10 üyesini açıklayacak.
Bunlardan biri Kıbrıs olacak.
Türkiye'nin 2002 içinde, tam üyelik görüşmeleri için aranan tüm koşulları gerçekleştirmesi bu açıdan önemli...
Çünkü, gecikirse, tam üyelik görüşmeleri için artık 15 değil 25 Avrupa üyesinin oyuna ihtiyacı olacak. Dahası onların içinde Kıbrıs da bulunacak.
Gene 2002 yılı içinde yarın başlayacak olan ve bizim de temsil edileceğimiz AB Kurultayı'nda, AB kimliği saptanacak.
Avrupa Birleşmiş Devletleri mi... İlişkileri kuvvetlendirilmiş Avrupa Devletler Topluluğu mu?
Adı ne olursa olsun artık muhatabımız 25 devlet haritasının birleştiği bir Avrupa haritası olacak.
Avrupa siyaseti... Avrupa ordusu... Avrupa ekonomisi... Avrupalılık kültürü, aidiyeti ve kimliği...
Türkiye bu haritanın içinde mi... dışında mı kalacak?
2002 bu tarihi oluşumun miladı.
O kritik yılı, Türkiye seçim ve oy hesaplarına düşmüş, AB politikaları ayrı, söylemleri farklı bir hükümetle, yani "en zayıf halka" görüntüsüyle harcamalı mı? Yoksa Türkiye'nin yazgısını değiştirmek kararlılığında bir hükümetle değerlendirmeli mi?
Anadilde radyo - TV, eğitim, idam, Kıbrıs... Bu zorlu sorunlara, Türkiye AB için "öteki" değil, "bizden biri" kimliğinde olursa "ortak akıl platformunda" gerçekçi çözümler aranabilir.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|