
|


Denklem değişti mi?
11 Eylül olayı dünyadaki güç dengelerini yerinden oynattı. Bu tarih, siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerde adeta uluslararası bir ‘milat’ niteliğine büründü. Öncelikle ABD’nin ulusal çıkarlarını gözeten Afganistan operasyonu, bu yeni ‘terörizmle savaş ruhunun’ ilk büyük alametiydi.
Türkiye dahil, dünyayı kaba kuvvete teslim etmemeye kararlı birçok ülke bu operasyonda Amerika’nın yanında yer aldı. Operasyonun yanı sıra, dünyanın birçok ülkesindeki terörist avı sürmekte. Amerika’nın söyleminin kabulüyle dünya, teröristler ve teröre karşı olanlar şeklinde adeta iki kampa ayrıldı.
Belli sonuçlar alınsa da Bin Ladin yakalanamadı. Daha önemlisi, 11 Eylül’ün ardında yatan sebep - sonuç ilişkileri yeterince gözden geçirilmedi. Afganistan’da hepimizin eleştirdiği köhne bir sistem çökertildi. Ancak yerine geçen siyasi oluşum son derece zayıf, her an kırılabilecek cinsten.
Dışarıdan gelen yaptırımlar, bir ülkenin yerel dengelerini etkiliyor. Yine de, yapılacak yatırımlar, eğitim ve dışa açılım dahi temel dengeleri hızla değiştiremiyor.
Haklı mı güçlü mü?
Dünyada haklılık mı, yoksa güçlülük mü yaptırım gücüne sahip? Son yüzyılda muhtemel savaşları önlemek için bir yığın uluslararası örgüt kuruldu. Ülkeler bile belli kurallara uymadıklarında, uluslararası sistem onları cezalandırabildi.
Bize anlatılan pamuk prenses masalında, iyiler hep kazanırken, kötüler cezalandırılıyordu. Belki de önceki yüzyıllara oranla göreceli bir hakkaniyet boyutu uluslararası ilişkilerde hakim olmuştu. Ama bu yeterli miydi? Yoksa uluslararası ilişkilerde ‘haklılık’ aramak bir toyluk muydu?
Olayların kaynakları anlaşılmadan, sadece semptom tedavisiyle sağlıklı çözüm üretilemiyor. Ortadoğu zaten bu sebeple ‘kanayan yara’ olmayı sürdürüyor.
ABD’nin terörle mücadelede kullandığı bazı yöntemlerin uzun dönemli başarısı şüphe götürür. Tıpkı Körfez Savaşı’nın Irak’taki yönetimi değiştirememesi gibi, Afganistan operasyonu da bölgede Amerika’ya karşı oluşan tepkiye ivme kazandırabilir.
Yeni bir dünya düzeni mi?
Doğu ve Batı gerçekten birbirini anlayıp, kardeş bir dünya düzeni yaratabilir mi?
Batı esasen Doğu’yu anlamak va ona yardım etmek mi, yoksa onun elindeki petrol gibi kaynaklara sahip olabilmek için mi Ortadoğu’da? Tarihe baktığınızda ikincisi daha yaygın olarak yaşanmış. Doğu ise, özenmek bir yana, Batı’ya zenginliğinden ve askeri gücünden dolayı tahammül ediyor olabilir mi?
Birbirine güvenmeyen ama birlikte yaşamak zorunda olan insan topluluklarının uzlaşması zaman alıyor.
Dünya tarihi, binyıllardır güçlü ile güçsüz, haklı ile haksız arasındaki savaşımla geçiyor. Güçlü, bazen haklının, bazen de haksızın yanında yer alıyor. Hak kavramı ise, tanımın ne zaman ve kim tarafından yapıldığına göre farklı yorumlanabiliyor.
21. yüzyılda da önümüzdeki denklem değişmedi: Barış veya savaş, iletişim veya kopukluk, refah veya yoksulluk, idealler veya çıkarlar...
Tercihlerin hangi denge noktasında kullanıldığı, dünyanın kaderini belirlemeye devam ediyor.
cemipek@aol.com
SAYFA BAŞI

|
|

|