
|


Yabancı hipermarketleri kovalım!
Türkiye'nin otomotivden sonra hipermarketler aracılığıyla yeni bir alanda üretim - ihracat üssü oluşturma şansı olabilir mi?
İsviçreli Migros, Vehbi Koç'un aracılığıyla 1955'te Türkiye'ye geldiğinde, sermayesinin yüzde 49.5'u İstanbul Belediyesi ve Ziraat Bankası'na aitti. Ertesi yıl Gima, tümüyle kamu kuruluşu olarak, devletin sermayesiyle kuruldu ve 1993'te özelleşinceye kadar da öyle kaldı.
50'li yılların ikinci yarısı, Türkiye'de organize perakende ticarete ilk adım olarak önemli bir kilometre taşıydı. 90'lı yıllar ise Türk tüketicisinin uluslararası markalar ve hipermarketlerle tanıştığı ikinci önemli kilometre taşı oldu.
Alman Metro'dan Fransız Carrefour ve Continent'e, Hollandalı Spar'a 90'lı yılların ilk yarısında peş peşe geldiler. Türk pazarı umut vaat ediyordu. Kişi başına milli gelir 2 bin dolardan 3 bin dolara doğru yol alıyor, hane halkı harcama düzeyi yükseliyordu. Gelen yabancıların bir bölümü tutunamayıp geri gitti. Türkiye'ye yerleşenlerle kızışan rekabet ortamında ise Migros, Gima ve Tansaş gibi ulusal markalar kendilerine çekidüzen verdiler. Zaten aradan geçen zaman içinde tümüyle özel sektör kuruluşları olmuşlardı.
10 yılda 1.6 milyar dolar Sabancı Gıda ve Perakende Grubu Başkan Yardımcısı Demir Sabancı'nın verdiği rakamlara göre organize perakendecilik sektörüne son 10 yılda 1.6 milyar dolar yabancı sermaye geldi. Yurda giren yabancı sermaye miktarının yılda 1 milyar doları bile yakalayamadığı, Telecom Italia'nın getirdiği 1.3 milyar doların maalesef istisna oluşturduğu ülkemizde, yılda ortalama 160 milyon doları Türkiye'ye getiren bir sektörü elinizin tersiyle itemezsiniz.
Hele de ekonomik tıkanıklığın nasıl aşılıp da büyümeye geçileceğini bizi yönetenler dahil tek bir Allah'ın kulu bile bilemezken... Bana sorarsanız onları doğru yönlendirip bir biçimde yararlanmaya bakmamız lazım! Bugünü kurtarmaz tabii, ama yarına çare olabilir.
1996'da Gümrük Birliği ile sarsıntı geçiren yerli otomotivciler, ilk şaşkınlığın ve isyanın ardından lobiyi bırakıp yeniden yapılanarak (mecburen) nasıl yabancı ortakla birlikte Türkiye'yi önemli bir üretim - ihracat üssü haline getiriyorlar ve yan sanayide de küçüğüyle - büyüğüyle önemli bir iş potansiyeli sağlayarak istihdam yaratıyorlarsa...
Hipermarketçilikte uluslararası markalar aracılığıyla gıda üretimimize de bir ivme kazandırabiliriz belki. Anadolu'nun dört bir yanındaki yerel üreticiyi işin parçası haline getirerek hatırı sayılır bir istihdam yaratabilir. Dahası üretilen ürünlerin maliyeti tutarsa, sadece Türkiye'de satmakla yetinmeyip, dünyanın dört bir yanındaki marketlerine ihraç da edebilir.
350 milyon dolar ihracat Zaten Carrefour bu işe ufak ufak başlamış bile. Demir Sabancı'nın verdiği rakamlara göre Carrefour'un, Türkiye'deki mağazalarında satmak üzere yaptığı toplu alımlardan yurtdışına yaptığı ihracat 350 milyon dolarmış.
Bir de bizim bir türlü 200 milyar doları aşamayan (hatta 2001'de 160 - 170 milyar dolara indi) milli gelirimizden fazla ciroya ulaşmış Amerikan hipermarket zinciri Wal - Mart'ı Türkiye'ye getirebilsek...
Bir hipermarket zincirinin dünyanın en büyük 2. şirketi haline geleceğini, 10 yıl önce herhalde çok az sayıda ekonomist tahmin edebilirdi. Ama oldu.
Siz Wal - Mart'ın, kaynağında ürettirip diğer ülkelerdeki Wal - Mart'lara ihraç ettiği ürünlerin miktarının kaç milyar dolar mertebelerinde olabileceğini düşündünüz mü hiç?
Hipermarketlerle ilgili bir dizi sınırlamanın söz konusu olduğu şu günlerde, özellikle yabancı markalar için acaba biraz da ülke yararına yaratıcı öneriler geliştiremez miyiz?
Posta gazetesi, Türkiye'deki belli başlık tüm hiper ve süpermarket zincirlerinin tepe yöneticilerini Conrad Oteli'nde bir araya getirip, Milliyet'in binasındaki birkaç gazeteciyle birlikte beni de davet etmemiş olsaydı, böyle bir sıçrama yapamazdım. Devamını yarın anlatacağım.
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|