10 Mart 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Barış iyi de ekmek yok!

Ekmek meselesinin çözülmeye başlayacağına dair umut ışıkları yanmış değil. Bu bir tehlike! Kâbil’de insanlara işlerin daha iyiye doğru değişebileceği nasıl gösterilecek? Henüz umut verilebilmiş değil

     KABİL

     Renk yok! Hayatın bütün renkleri sanki çekip gitmiş bu diyardan. Oysa renk yaşam demek, yaşama sevinci demek. Yoksulluğu, perişanlığı Bangladeş’te de gördüm, Nepal’de de. Ama rengarenkti. Oralarda yoksulluk doğayla, giyimle kuşamla, insanların her şeye rağmen gülen yüzleriyle sanki çiçek açmış gibiydi.
     Burada öyle değil.
     Kırk yıllık savaş, çatışma, yoksulluk, kuraklık, sefalet derken renk kalmamış bu diyarda...
     Şehrin merkezindeki tarihi Pul - i Hişti Camii. Cuma çıkışında insan manzaraları seyrediyorum.
     Onlar da beni seyrediyor.
     Kimi gelip avuç açıyor.
     Gözler insanı ele verir. Çaresizlik okunuyor bakışlarında. Kimi çakmak çakmak bakıyor, öfkeli. Kiminin göz bebeklerine acının, hüznün katmerlisi gelip oturmuş. O ihtiyarın kederli ve derin yüz çizgilerinde ise ömür boyu hiçbir güzellik yaşamadığı okunabilir.
     Bir anda çepeçevre sarıyorlar. Burnumun dibinde hepsi. Güleç yüzlü biri bağırırcasına sesleniyor:
     "Ben de Türk uşağıyım!"
     Bir an şaşırıyorum:
     "Türkçeyi nerede öğrendin?"
     "Ankara’da bulundum. Doktorluk okudum. Adım Muhammet Yusuf."
     
Umut arayışı
     "İşler iyi mi?"
     "Kötü. Para yok. Ekmek lazım."
     Ekmek meselesi...
     Nasıl çözülecek? İnsanlara hayatın değişebileceği, işlerin iyiye gidebileceği nasıl gösterilecek? Kâbil’in orta yerinde boş ve biçare bakan insanların gözlerinde yine umut ışıltıları parlayabilecek mi?
     Umut etmeden yaşamak olanaksız. Ama henüz umut arayışı buralarda uç vermiş değil.
     Tehlikeli bir durum bu.
     Eğer insanlar, üstelik Kâbil’de bir şeylerin artık değişeceğini göremezlerse, Afganistan’da ne kanun ve nizam hakimiyeti sağlanabilir, ne milli polis ve ordu kurulabilir, ne de savaş ağalarının sultasından kurtulabilir bu ülke.
     Çarşıda dikkatimi çekiyor:
     Herkesin elinde deste deste paralar. Toz toprak içindeki yer tezgahları para dolu. Para ayağa düşmüş! Afganistan’da gerçekte olmayan para yerlerde sürünüyor.
     Önce buraya paranın girmesi lazım. Başka türlü ekonomi çarkının, aş ve iş çarkının dönmeye başlaması olanaksız. Dışarıdan paralar taahhüt edilmiş durumda. Ama bu akışın çok akıllıca yapılması şart.
     Yoksa dipsiz kuyuda kaybolur çoğu.
     Aradan yüzüme doğru eller uzanıyor. Avuçlar açılıyor. Genç bir çocuk yanımda bitiyor. Ne üstünde var ne başında derler ya, öyle.
     İsmi Abdulsabul.
     İki gün sonra Almanya’ya gönderileceğini söylüyor, tedavi için... Taliban zamanı babası müdürmüş, şimdi işsiz. "Almanya’da çok daha iyi, daha iyi" diyor.
     Ama beni en çok Mehmet Mansur etkiledi. Kâbil harabelerinin, iç savaştan kalma yıkıntıların arasında tanıştım onunla.
     Deh Mezeng Meydanı’nda.
     Güzel İngilizce konuşuyordu. Bana çevirmenlik yaptı. Daha 12 yaşındaydı. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüz ifadesinde, gülüşünde bir çocuğun bütün iyiliği, safiyeti vardı. Büyüyünce doktor olmak istediğini söyledi. Annesi İngilizce, babası matematik öğretmeniymiş.
     
Hiç Afgan yok
     "Barış iyi ama ekmek yok!" dedi.
     İçim acıdı.
     Ekmek olmadan nasıl barış olacak?..
     Herkes gibi ona da sordum:
     "Tacik mi, Peştun mu?"
     Peştun dedi gülerek.
     "Ya öbürü, gözleri çekik olan? Özbek mi?
     "Hayır, Hazara."
     Kimi Tacik, kimi Peştun, kimi Hazara, kimi Özbek...
     Peki ya hiç Afgan yok mu?
     Yok. Zaten sorunun düğümü de burada. Bundan sonra olabilir mi Afgan? Kimse kolay bilemiyor. Bir üst kimlik olarak Afgan kimliğinin yaratılması için 1920’ler, 1930’lar ve 1960’lar bazı çabalara sahne olmuş. Bir ara "Afganlıyım" diyenler çoğalmış. Afganlılık bilinci oluşur gibi olmuş.
     Ama şimdi bundan çok uzak Afganistan. Herkes kendini etnik kökeni, mezhebi ya da Kâbilesiyle tarif ediyor.
     Biri diyor ki:
     "Bu ülkede en hızlı komünistler, bir günde en hızlı mollalar haline geldi. Bu topraklarda Peştun önce Peştun’dur. Komünist de olabilir, Taliban da... Ama önce Peştunluğu gelir. Her zaman Peştun’dur, diğerleri talidir. Tacik için de, Hazara için de farklı değildir."
     Afganistan’da Peştunlar çoğunlukta. Yüzde 40 - 50’den söz ediliyor. Tacikler yüzde 25 - 30’la ikinci sırada. Hazaralar, Özbekler 10 - 15’ler arası.. Yüzde 5 gibi Türkmenler de var.
     Bugün Afganistan’da gerçek kavganın Peştun - Tacik kavgası olduğu rahatça söylenebilir. İktidar kavgası bu iki etnik grup arasında. Aralarındaki rekabet öyle ki, birbirlerini bir kaşık suda boğabilecekleri söyleniyor.
     Afganistan’ın tarihinde her zaman Kâbil’de Peştun ağırlıklı siyasal iktidarlar olmuş.
     
Sindiremiyorlar
     Taliban da bir Peştun hareketi.
     Kâbil bir bakıma Peştunistan’ın başkenti sayılır. Fakat bugün Kâbil’de dizginler Tacikler’in elinde. Her tarafta Tacikler’in kahramanı Ahmet Şah Mesut’un posterleri, resimleri. Şah Mesut, Sovyet işgali döneminde ismi Penşir Aslanı’na (Kâbil’in kuzeyindeki Penşir Vadisi’nden geliyor. Tacikler daha çok) çıkan bir komutan, bir kahraman.
     11 Eylül’den birkaç gün önce Taliban ve El Kaide ikilisinin düzenlediğine inanılan bir komplo sonucu öldürüldü. Sokakta rastladığım hangi Tacik’e Ahmet Şah Mesut desem, dikkat ediyorum, ağzı kulaklarına varıyor.
     Bir zamanlar Penşirlilerin, yani Taciklerin Kâbil’e giremedikleri anlatılıyor. Taciklerle Peştunların birbirlerine hayat hakkı tanımadıkları, Taciklerin Penşir Vadisi’ne sıkıştırılmak istendiğine işaret ediliyor.
     Ama bugün Savunma, İçişleri ve Dışişleri gibi kilit bakanlıklar Taciklerin elinde...
     Peştunların bunu içlerine sindirmedikleri bilinmekte. Ortaya çıkan bu dengesizliğin bir yerde Amerika politikasının ürünü olduğu Kâbil kulisinde anlatılıyor. Amerika’nın buna karşılık Güney Afganistan’daki bazı Peştun Kâbileleri, türlü çeşitli çıkarlar sağlayarak, Doğu Afganistan dağlarında Taliban ve El Kaide’yi temizlemek için yaptığı operasyonlarda yanına çektiği belirtiliyor.
     Peştunlar, Kâbil’deki Tacik üstünlüğünü içlerine sindirememiş olsalar da bugün için bekleyiş halindeler.
     Kâbil sakin, çatışmaya sahne değil.
     Genel bekleyiş, haziran ayına dönük. O tarihten itibaren Afganistan’daki güç dengelerinin nasıl şekilleneceği ve kurumlaşacağı yolunda esas adımların atılmasına gelecek sıra. Birbuçuk yıllık yeni hükümet belli olacak.
     Dananın kuyruğu dört ay sonra kopabilir.
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Melih AŞIK
Seri ilanlar...

Fikret BİLA
Batılılara rağmen batılılaşma

Hasan CEMAL
Barış iyi de ekmek yok!

Güneri CIVAOĞLU
Top dikişleri

Can DÜNDAR
Bir miras hikayesi

Abbas GÜÇLÜ
En son ne zaman tiyatroya gittiniz

Mehmet Y. YILMAZ
Adam ol ve ardımdan gelme!

Hasan PULUR
Smokin giyen kaymakam...

Derya SAZAK
Akıl oyunları

Meral TAMER
Hipermarketlere kriz dersleri

Ece TEMELKURAN
Avrupa! Derdime bir çare!

Tamer HEPER
Vergiyi siz vermeyeceksiniz

Metin TOKER
"Sağlam taşa basınız!"

Osman ULAGAY
‘Kuvvacı’lar ateşle oynamaya niyetli

Güngör URAS
Kaymakamın smokini ‘medeniyettir’

Serpil YILMAZ
Ermenistan Kadınlar Dostluk

© 2002 Milliyet