
|


Avrupa! Derdime bir çare!
AB bir Avrupa kimliği tarif etmeye çalışıyor. Bu sırada 11 Eylül yüzünden dünya altüst oluyor. Bush savaştan bahsederken, her zaman "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" diyen Avrupa sessiz kalıyor
STOCKHOLM
11 Eylül’den sonra ABD’nin, süper güç olmanın rahatlığıyla iyice fütursuzlaşması kadar kötü olan bir başka şey de Batı’daki muhalif güçlerin nutkunun tutulmasıydı. Öyle ki, ABD’nin dış politikasını eleştirmek neredeyse bir tabu haline geldi. Bir "kanun kaçağının" izini sürmek için bir ülkenin altının üstüne getirilmesi konusu açılmadı mesela. Usame bin Ladin, Fransa’da saklanıyor olsaydı ABD, Fransa’ya savaş mı açacaktı mesela? Savaşı, ABD’nin birtakım halkları "şer ekseni" ilan etmesini eleştirmek isteyenlerse söze 11 Eylül’e ne kadar üzüldükleriyle başlıyor, "şer yanlısı" ilan edilmemek için cümlelerini yumuşata yumaşata doğru dürüst bir şey söyleyemeden susuyorlardı. Sanki herkes birbirinden korkuyordu. Belki de kültür farklılıklarını dünyanın zenginliği olarak gören özgürlük ve kardeşlik savunucuları bile Batı’nın özgürlükçü kültürünün tehlikeye düşmesinden duydukları korkunun etkisinde kalmışlardı. Yoksa anarşist yazar Orianna Fallaci’nin "Batı medeniyeti üzerine medeniyet tanımam" tadındaki ayrımcı ve saldırgan makalesi nasıl açıklanabilir ki? Nihayetinde Batı, korkuyla yekpareleşti. Bush dünyanın orasına burasına savaşlar açmaktan bahsederken, Aydınlanma Çağı’ndan bu yana "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" kavramlarının temsilcisi olan Avrupa sessiz kalmayı seçti. Devin öfkesi karşısında kimse uluslararası hukuktan, insan haklarından ve adaletten bahsetmek istemiyor gibiydi.
Peki yüksek demokrasi standartlarını, adaleti kollektif kimliğinin belirleyici unsurları olarak benimsemiş olan Avrupa açık bir haksızlık karşısında neden bu kadar sessizdi? ABD’nin gücünü insani normlarla dengelemesi beklenen Avrupa Birliği (AB) hiç ses çıkarmayacak mıydı? Yoksa AB’den ABD’nin süper gücünü dengelemesini beklemek nahiflik miydi?
Zimbabve’de konuş, Afganistan’da... Stockholm’deyim. AB’nin düzenlediği bir programa katılıyorum. Yukarıda bahsi geçen konuyu neredeyse her konuşmacıya soruyorum. İsveç devletinin görüşünü temsil eden diplomat konuşmacı "Bizim ABD ile çatışmaya niyetimiz yok" diyor. "Peki Zimbabve konusunda bu kadar bağırıp çağıran AB’nin Afganistan konusundaki tavrının böyle olması çelişki değil mi? Ağır abilerle çatışma tehlikesi olmayınca mı insan haklarından bahsediyorsunuz?" diye sorunca... Açık konuşuyor ve bunun bir çelişki olduğunu söylüyor. Diplomatın sözleri İsveç’teki genel kanaatin sesi.
Solcular ise elbette biraz daha eleştirel. Sol Parti Milletvekili Johan Lönroth aynı yönde sorulara şöyle cevap veriyor:
"Biz İsveç devletinin Üçüncü Dünya’yla işbirliği içinde ABD’ye baskı yapması gerektiğini iddia ediyoruz" yine de Lönroth, 11 Eylül sonrasında sol muhalefetin ABD dış politikası konusunda eleştirel olamadığını, herkesin "ABD ne yapsa alkışlayacak hale geldiğini" söylüyor.
Hıristiyan Demokratlar’ın temsilcisi elbette, kendilerinden beklendiği üzere ABD’nin Afganistan’a savaş açmasını destekliyor. Yine de Irak konusu gündeme gelince "sorgusuz sualsiz destek" olmayacağını ekliyor.
Avrupa kimliği AB, bir Avrupa kimliği tarif etmeye çalışıyor. Tam bu kimlik tarifi sırasında da dünya altüst oluyor ve Avrupa’nın bütün dünyaya ilan ettiği ortak değerleri bir sınavdan geçiyor. Ama işte Doğu terörist ilan edilmemek için sinmişken ve Putin, Bush ile kimin nereye asker yerleştireceği konusunda pazarlık yaparken, AB’nin insanlık normlarıyla ABD egemenliğini sınırlamasını beklemek çocukça olmasına rağmen duygusal bir ihtiyaç galiba. "Kimse öfkeli deve kafa tutmayacak mı?" gibi bir çaresizlik bu, öyle bir çare arayışı. Ama eğer Avrupa kendi ortak kimliğini tanımlarken "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" sözcüklerine vurgu yapıyorsa bu beklenti o kadar da mantıksız değil. Hatta belki de bu beklentiyi karşılamayan bir AB ikiyüzlü sayılabilir. Sayılabilir mi?
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|