
|


Sıra kadınlarda!
Vivet Kanetti, son kitabı "Koş Süreyya Koşöta çeşitli kadın durumlarını, matrak diliyle anlatıyor. Ve tüm kadınları haklarına sahip çıkmaya, bağırmaya, koşmaya çağırıyor.
AYŞEGÜL SÖNMEZ
Koş Süreyya koş, elbette şampiyon olacağız". Şampiyon olacak mıyız?
Olacağız ya! Ve bu zafer herkesi ısıtacak. Kadın koşuları, varoluş ihtimallerini artıracak. Romanlarımız bile çok başka olacak... Eğer kadınlara ve erkeklere birer kategori olarak değil, birer birey olarak yaklaşılabilirse, şampiyon olacağız... En mütevazı ailelerde bu değişimi arzu eden babalar, anneler var. İktidarın, vitrindekilerin istediği tam bu olmasa da.
Hülya Avşar modelinin toplumda hiçbir tepkiyle karşılaşmamasının nedeni nedir gerçekten?
Tartıştığımız Avşar’ın sanatçılığı değil, cinslerle ilgili çok geri söylemleri, türlü filozoflukları... "Ben feminist değilim. Ben evde asla kocama bugün de sen bana bir bardak su getir demem," gibi lafları... Türkiye karmalaşmayı başarmış olsaydı, bu söylem, kadınlara ve erkeklere tek tip modeller dayatan bütün bir gevşek dil, elbette tepki görürdü... Mesele Hülya Avşar’ın şahsı değil, biziz. Niçin kadın devrimi başladığı yerde dondu? Cumhuriyet’in en tartışılmamış, yenilenmemiş devrimi oldu. Oysa dil devrimi hiç durmadı. Geniş kitlelerce sürekli tartışıldı ve tazelendi. Çok dipteki travmalara inmeliyiz...
"Kadınların elindedir reklam gelirleriyle ayakta duran basının ve televizyonların içeriğini tepeden tırnağa değiştirmek" diyorsunuz. Kadınlar bu güçlerinin farkında değiller mi?
Uyuyan bir gücün uyanması için bazen tek kıvılcım yeterli. Ama o kıvılcım size ulaşamıyorsa... Kendi tarifinizi durmadan başkalarından duyuyorsanız, okuyorsanız... Ruha bir yılgınlık, güvensizlik, acılaşma çökebilir. Bu yılgınlıktan silkinilirse, büyük ölçüde kadınların elinde Türkiye’de cins ayrımcılığını kaldırmak. Fakslarla, telefonlarla, e - mail’lerle çok şeyi değiştirebilir kadınlar. Prime-time’da siyaset, demokrasi, ekonomi gibi konuların mutlaka karma gruplarca tartışılmasını onlar sağlayabilir. Mesleği olan veya olmayan kadın, eğer isterse, isteklerinin haklılığına inanırsa, yepyeni bir şekil verebilir bu topluma.
Türkiye’deki feminist hareketi "genç ve çok tecrübesiz" diye nitelendiriyorsunuz. Bu hareketin yaşlanması için çok geç değil mi?
Neye göre geç? Esendal’in "Feminist" diye çok hoş bir hikâyesi var. Vilayet memuru Salim Bey, bir yerde duyduğu feminizm sözcüğünün anlamını önüne gelene sormaya başlar... Kimse ne olduğunu tam çıkartamaz, bilmediğini itirafa da yanaşmaz.. Salim Bey sonunda pes eder. Der ki: "Bunu bilen elbette vardır ya, ben rastgelemedim". Medyamızda hâlâ tam tarifi yapılamadı şu feminizmin ama ona satanizmle fahişelik arası bir şeyler hep yükleniliyor. Bir kızgın kestaneye dönüştü. Kadın meselelerinden sözde sorumlu bakan hanım bile atıyor elinden o kestaneyi. "Aman, beni feminist saymayın, çünkü değilim"... O sıcak kestaneyi avucumun içine severek alıyorum. Bir kadının karşısına cinsinden ötürü çıkabilecek bütün engellerin kalkmasını istemektir, feminizm. Bu soylu bir dava, ona girişmek için de hiç geç değil...
Görsel ve yazılı medyada agist (yaş ayrımcılığı yapan) bir yaklaşım var mı?
Yazılı ve görsel medyada, zengin bir tablo görüyorum ben. Delikanlılar, ak saçlılar, hiç saçlılar... Ve bu çok hoşuma gidiyor. Ama bir tek kadınlar yok... Onlar daracık bir çerçeve içindeler. Çok sınırlı bir hayat dilimiyle temsil ediliyorlar. Profesyonel gazeteci kadının tecrübesi arttıkça, kendine güveni, hatta güzelliği, etki alanı, maaş talebi de artıyor... Peki yönetim dar bir pasta dilimini büyütmemeye kararlıysa, ne olacak? Yönetim deneyimi artmış meslektaşından vazgeçecek, yerine belki gene aynı yaş diliminden ama amatör birini getirecek...
Peki bu yeni konuğun tavrı ne olacak?
Püf noktası bence yaşta değil, tam burada.... Meslekten gelmeyen yeni konuk, yönetimi bir velinimet, bir küçük tanrı gibi kabul edecek. Minneti sonsuz, talepleri çok sınırlı olacak. Yönetim onun karşısında kendini sultan sanacak. Bu arada, toplum da verilen mesajı çok net algılayacak: Tatlı sohbet, biraz sivri dil, biraz hayat felsefesi, aşk, ıstırap, ah bu eşek erkekler üzerine ağlaşma, kısaca bir teneffüs işi, kadınların gazeteciliği... Profesyonellerin, meslekte pişmişlerin işi değil... Siyasetmiş, makro ve mikro dengelermiş, bu konuda fikir yürütmeleri, spekülasyonları, fal açmaları esas itibariyle erkeklere bırakıyoruz. 15 erkek suret arasında bir iki dişi baş, çok bile!
Feminizm bugün sadece kadınların değil, dünyanın, gezegenin meselesi mi?
Evet insanlığın bir meydan okuması bu... Sömürgeler devrini kapatmak gibi, insan ticaretini yasaklamak gibi... Çocuk bedenlerinin büyükler tarafından kullanılmasına göz yummamak gibi. Bu suçlar kalktığında nefes alacak olan sadece çocuklar, sadece Siyahlar, yerli halklar olmuyor, değil mi? Bütün insanlık biraz da rahat bakabiliyor aynaya...
Koş Süreyya Koş
Vivet Kanetti
Gendaş Kültür
Şubat 2002
Fiyatı: 4.750.000 TL.
KÜLTÜR & SANAT


Victor Hugo ile yolculuk
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
‘Yeniden’ pop star
Militarist ve kaotik
Başın üstündeki varoluş
Yarım yüzyılın desenleri
70 yaş, 70 küsur film, 7 koca
Aerosmith’in altın yılları
Wooster Group geleneği
‘Dumrul’ sınırları aşıyor
Sıra kadınlarda!
Anglosakson seks patlaması
Biraz nostaljik ve bir parça‘tozlu’
Bak dediğin çıkmadı işte
Uzaydan gelen Amerikalı
Kardeş kardeş film çekiyorlar!
"Arkadaşlar" evinizde
"Aşk-ı Memnu" kalmadı, "Yasak Aşk" verelim!
Flörtöz Daisy’ye yargısız infaz
Acı bertaraf edilemiyor
Rüyanın fotoğrafla transferi
O cuma
Kimin eli kimin cebinde?
Turgenyev’in kaleminden ağıt
Prot deli mi, değil mi?
İyi şanslar ama...
Kahverengi bir trajedi
Tiyatro dünyasından haberler
Haftanın albümleri
Yarışma Kültürü
Dikkat müzelik
Hayat atölyesi
"Birinci Mevki Internet" için...
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|