
|


Arayış mı, stratejik gaf mı?
Harp Akademileri toplantısında, "AB bizi almayacak, ABD'yi göz ardı etmeden Rusya ve mümkünse İran'la arayışa girmeliyiz" sözleriyle yankı uyandıran Genelkurmay Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç'ın yaklaşımı uzun süre tartışılacağa benziyor.
Aslında bu tartışmanın başlangıcı ANAP kongresinde Mesut Yılmaz tarafından gündeme getirilen 'ulusal güvenlik sendromu'na kadar uzanmaktadır. ANAP liderinin, AB üyeliğini bir uygarlık projesi olarak savunması ve güvenlik gerekçesiyle sergilenen karşıtlığı Osmanlı'da matbaaya direnen çevrelerle eş tutması üzerine kıyamet kopmuştu.
O zamanki kaygılar daha çok Kıbrıs'ta verilecek ödünler üzerinde yoğunlaşıyordu. Güneydoğu ve Kürt sorunu arka plandaydı.
11 Eylül'de ABD'nin uğradığı saldırı her şeyi değiştirdi.
Afganistan ve olası Irak operasyonu nedeniyle Washington'un Türkiye'ye desteği IMF ek yardımıyla somutlaşırken, AB de Laaken zirvesinde Ankara'nın adaylığını yüksek sesle ilan etme gereği duydu.
11 Eylül'ün "cicim ayları" son bulmak üzere. ABD Başkanı Bush'un "terörle savaşı" neredeyse şahsi meselesi haline getirmesi, Irak'la başlayan yeni cepheleri İran ve Kuzey Kore'ye yayması Batı Avrupalı liderleri 11 Eylül'le girilen "ortak dava"dan soğutmaya başladı. O arada Brüksel'in Ankara'ya yönelik istemlerinde PKK'nın siyasallaşmasına dönük hesapların varlığı kuşku yarattı.
Kamuoyu, Karen Fogg'un mesajları ortaya döküldükten sonra MHP'nin de devreye girmesiyle AB yörüngesinden "sistematik" olarak çıkarılmaya çalışılırken Genelkurmay Genel Sekreteri'nin çıkışıyla AB'ye 'alternatif arayışı'na ordu da katılmış oldu.
Kılınç'ın sözleri - şimdilik - kişisel görüşlerini yansıtıyor olsa da genelde AB'ye verilen 'mesaj' nedeniyle Silahlı Kuvvetler'in rahatsızlığından söz edilemez.
Ancak Tuncer Paşa'nın sözlerinin bir arayışı mı, yoksa stratejik bir gafı mı yansıttığını anlamak için erken.
ABD, 11 Eylül dosyasını henüz kapatmadı; Afganistan'dan yola çıkarak Rusya'nın arka bahçesi sayılan Orta Asya cumhuriyetlerine asker yığıyor, üsler açıyor. Nükleer planlama yapıyor. Belli ki oralarda uzun yıllar kalmayı planlıyor, Türkiye'nin niyeti Kılınç Paşa'nın söylediği gibi "ABD'yi göz ardı etmeden Rusya ve mümkünse İran'la arayışa girmekse" bu nasıl olacak? ABD'li mi, ABD'siz mi?
Haydi ABD'ye güvenerek Rusya ile dayanışma yaptık, Bush'un "şer ekseni" diye nitelediği İran'la nasıl anlaşacağız?
Dick Cheney'in Körfez turu başlıyor, ABD Saddam rejimini değiştireceğini ilan etti; sonbaharda Irak'ı vurabilir.
ABD egemenliğini AB ile dengelemeye çalışmak Türkiye için daha akılcı olmaz mı? Kılınç'ın sözleri AB yolunda yılgınlığın ötesinde kafa karışıklığı yaratıyor.
Demokrasilerde bu tür tartışmalar TBMM'de yapılır.
Sahi, parlamento nerede? Sivil siyaset niye çözüm üretmiyor? Güven vermiyor. Her konuda "son söz"ü asker söylüyor?!
dsazak@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|