20 Mart 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Büyük tepki küçük gerekçe

Altın Portakal kazanan, Türkiye’nin Oscar aday adayı olan "Büyük Adam Küçük Aşk"ın gösterime girişinden beş ay sonra Emniyet’in talebiyle yasaklanmasına tepkiler sürüyor.

     Büyük Adam Küçük Aşk, Eser İşletme Belgesi almış, Türkiye’nin en popüler ulusal festivali Antalya’da Altın Portakal kazanmış, Kültür Bakanlığı’nca oluşturulan bir kurul tarafından Türkiye’nin Oscar aday adayı seçilmiş, beş aydır gösterimde bulunan bir film. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı rapor uyarınca Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kurulu tarafından şimdi yasaklanmasını gerektiren zararı çoktan açmış olurdu...
     Raporda, "Ailesini kaybeden ve kentte yakınlarının yanına bırakılan sözde Kürt ailenin küçük kızı (Hejar)’ın kaldığı eve polis tarafından yapılan operasyon düzenleme sahnesinde polisin hiçbir uyarıda bulunmadan eve girerek içerideki tüm şahısları ayrım yapmadan öldürdüğü, çevredeki vatandaşlara kaba davrandığı ve küçük kızın şans eseri kurtulduğu izlenimi verildiği, operasyon sahnesi ile polisin operasyonlarda "yargısız infaz" yaptığı mesajının verildiği", "Film bütünüyle irdelendiğinde; Emniyet teşkilatına karşı güven duygusunu zedeleyici mahiyette sahnelerin bulunduğu" yazıyor. Ancak Türkiye yıllardır "yargısız infaz" haberleriyle çalkalanıyor. Gazete arşivleri bilek kalınlığında dosyalarla dolu. Bazı davalarda yargılanan polisler de hüküm giydi.
     Kaldı ki "yargısız infaz" sahnesi Kültür Bakanlığı Komisyonu’ndan geçen senaryoda yer alıyordu. Yönetmen Handan İpekçi yaptığı basın açıklamasında "Polis defalarca uyarı yapmasına rağmen kapı açılmıyor, ilk kurşun içerideki teröristler tarafından atılıyor ve bir polis ağır yaralanıyor... Karşılıklı çatışma çıkıyor... Bundan sonrasında, polis teröristlere daha önce ‘teslim olmaları’ önerisinde bulunup kapıyı açmaya koşarken içerideki terörist tarafından kurşunlanan ve yerde yaralı yatan ev sahibini vurur. Bu sahne konu ve kurgu gereği olması gereken bir sahnedir. Çünkü ana karakter Rıfat Bey polis devleti mi, hukuk devleti mi ikileminde kalan Cumhuriyet aydını bir kişiliktir. Aksi takdirde çocuğu polise teslim eder ve hikâye de başlamadan biterdi," diyor.
     Raporda filmin "bölücü çevrelerin propaganda gerekçeleriyle paralellik arz ettiği" de iddia ediliyor. Ancak aynı metinde "sözde Kürt aile", "sözde Kürt kimliği", "sözde Kürt dili ve kimliği" ifadeleri kullanılıyor. Yönetmen İpekçi’nin bakış açısı ise tümüyle farklı: "Bu film, bu topraklar üzerinde, tüm etnik farklılıklara rağmen birlikte olunabileceğinin altını çizen, ana karakterlerin birbirini anlaması, sevmesi ve farklılıklarının kabul etmesi üzerine kurulmuş bir film. Öz olarak ‘birbirinizi öldürmeyin, birbirinizi sevin’ diyen bir film. Böyle bir filmin ‘devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne...’ ilişkin kanun maddesi gerekçe gösterilerek yasaklanması olsa olsa bir şaka olabilir. Tartışılması gereken asıl mesele budur."
     SİYAD - Sinema Yazarları Derneği’nin kınama metni de bu konuya dikkat çekiyor: "Çok açıktır ki, eğer ortada bir bölücülük eylemi varsa, bu eylem son alınan kararın ruhunda gizlidir. Filmin kendisiyse, bizce bölücülük değil, tam tersine birleştiricilik yapmakta, bu dönemde en çok ihtiyaç duyulan bir mesajı vermekte ve Türk ve Kürt asıllı vatandaşlarımızın birbirlerini daha iyi tanıma, anlama ve iletişim kurma zorunluluğunun altını çizmektedir."
     Doğan Hızlan Hürriyet’te şöyle diyor:
     "Artık dünyaya; film, kitap, tiyatro oyunu yasaklamayı anlatmak mümkün değil. Bizim haklı ya da haksız, ulusal gerekçelerimizin geçerliği yok.
     Şükran Güngör, bu filmde öylesine ustalıklı bir kompozisyon çizmişti ki, o sıcaklık, o insanilik beni çok etkilemişti.
     Küçük, Türkçe bilmeyen bir Kürt kızıyla anlaşabilmek için ona Türkçe öğretiyordu, hiç kuşkusuz kaçınılmaz olarak en azından iletişim kurabilmek için o da birkaç kelime Kürtçe öğrenmişti.
     Birlikte yaşayan iki insan birbirinin dilini öğrenmeyecek mi?"
     Sansür kararı üzerine tepkileri doğrudan üstüne çeken kişi Kültür Bakanı İstemihan Talay oldu. SİYAD adına Atilla Dorsay Talay’ın öncelikle filmi görmesini, inisiyatif kullanıp yanlış kararı iptal etmesini talep etti. Ancak Talay, bakanlığının Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kurulu’nda sadece bir temsilcisi olduğunu söyledi. Bakanlıktan destek alan filmin kendilerine sunulan senaryosunda çekim sırasında değişiklikler yapılmasından ve filmin yurt dışında "Hejar" adıyla gösterilmesinden rahatsızlık duyduklarını sözlerine ekledi.
     Eski kültür bakanlarından Fikri Sağlar ise "Baştan beri Türkiye’de, AB’ye girmeye çalışan bir ülkede sanatta, düşüncede sansüre karşıyım. Kaldı ki kurul, Kültür Bakanlığı sekreteryasındadır. Bizde bir kişi vardır diyerek geçiştirilemez. Eğer ciddi biçimde Türkiye’de kültür sanatın desteklenmesi, gelişmesi, özgürleşmesi ve çağdaşdaşlamasını istiyorsanız ‘kültür’ sizin sorumluluğunuzdadır. Umurunuzda değilse kurulların kendi inisiyatifiyle aldığı karar der, geçiştirirsiniz. O zaman da Kültür Bakanı yok demektir".
     Radikal’den Murat Belge filme yapılan para yardımının geri alınmasının gündeme gelmesi üzerine "Sanat dene şeye bakışın ne kadar çürük ve çarpık olduğunu da yansıtıyor" yorumunu yaptı. "Son günlerde yapılan tartışmalardan anlıyorum ki film bir resmi kanaldan parasal destek almış fakat şimdi filmin bunu suistimal ettiği de ima ediliyor. Bunu anlaşılır bir dile çevirirsek ‘Bizim istediğimiz propagandayı yapsın diye para verdik, bizi kandırdı’ deniyor. Sanata bakıştaki çarpıklık ve çürüklük derken kastettiğim de bu. Böyle bir sorunun tek bir yaklaşımı olamaz. Bu durum karşısında şu duygular doğrudur, bu durumlar doğrudur diye ahkâm kesilemez. Bir sanatçının yorumuna saygıyla bakılır. Katılmamak da ayrı bir konudur".
     İpekçi "Kültüre ve sanata duyarlı bir Kültür Bakanı ile bir sanatçı olarak karşı saflara düşmüş görünümünde olmak üzücü bir durum," diyor. Senaryodaki değişikliklere ilişkin yanıtı tahmin edileceği gibi: "Sinemayla uzaktan yakından ilgisi olan herkes bilir ki senrayo çalışması çekim anında da durmaz, montaj anında da durmaz..."
     Filmin adı üzerine spekülasyonlara da açıklık getiriyor: "Filmin sahibi olarak değişikliğe gerekçe göstermek zorunda olmamakla birlikte ‘Büyük Adam Küçük Aşk’ın İngilizce çevirisinde, ‘Big Man Little Love’ın, o dilin mantığı içerisinde ‘ensest’, ‘sübyancı’ ilişkiyi çağrıştırabileceği düşünülerek değişikliğe gidildi. Yabancı filmlerin çoğu orijinal isimleriyle hiç alakası olmayan Türkçe isimlerle vizyona girip oynamaktadır. Onları da suçlamak mı gerekiyor?"
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Jennifer’dan muhabbet kaptık!
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Koç’tan üç ‘güzel’
Burjuvazinin sırça kafesindeki Arslan
Büyük tepki küçük gerekçe
Bir kıvılcım yeter...
Sihre davet
Mısralar sahneye adım atarken...
Aşağıda kimse kaldı mı?
Mizahi fotoğraflar
Amerikan rüyası
Nisan ayları öldürücüdür
Matematik büyücüsünün öyküsü
Sinemanın götürdüğü yere git!
Kültür başkenti
İki kişilik senfoni
Mavi Melek olmayan Marlene
Son 50 yılın sanatı
Küreselleşme karşıtı 68’li
Dil aşkı dersleri
İstanbul’un son mutlu yaz’ı
Chagall’ın şiirsel sirki
Mektup aşkları
Tarihten insan yüzleri
"Kriz kapattırmaz"
Füruzan’dan incelikli bir oyun
Açık açık büyüyorlar!
Göz kamaştıran ışık kuleleri
Vian romanları yeniden
Haftanın albümleri
"İnsan gibi" konuşmak!
Hayat atölyesi
"Taşınan Vapurlar"dan "Hayalet Gemi"ye...
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet