
|

Ne ummuştuk
Oysa ne güzel başlamıştı gece. 20 bin yüreğin umutlu çarpışını hissedebiliyorduk. Ama olmadı. Önce başa dönelim.
"Rasat" için "hasat" toplamak amacıyla stadın çevresinde dört döndük. Bilgin Gökberk gibi "parlak (!) karizmamız" olmadığı için taraftardan çekincemiz yok. Simitçi, kokoreçci klasiğinden, daha doğrusu kokusundan kaçmak için, polisin yanına yaklaştık. Hani, "Niye copluyorsun kardeşim ?" diye çullandığımız polisin... "Kaç saat çalışıyorsunuz?" Yanıt; "Bugün 19. Hem de mesai ücreti bile almadan..." İyi ama, sinirlerini hep "çelik" sandığımız "çevik polis" kadar kaçımız çalışıyoruz (Biz hariç canım). Hem de bilmem kaç saat ayakta durarak, bilmem kaç kişiyle uğraşarak... Copu sevmiyoruz ama, eleştirmesi kolayımıza geldiği için, aynı hatayı yapıyor ve şartları göz ardı ediyoruz galiba..
* * *
Ve bu maç için "RASATHANE" olarak seçtiğimiz Şeref Tribünü’nün yolunu tuttuk. Heyecanlıydık, çünkü bu şerefi (!) ilk kez yaşayacaktık. Acaba içerdekiler de bizim gibi etten, kemikten mi diye düşünüp, ilk adımlarımızı atarken, çaktırmadan bir - ikisine dokunduk. Evet bizim gibiydiler. Peki bu tribünün önüne niye Şeref ekleniyor ? Yani önünde basın, VIP, kapalı, numaralı, açık olanların suçu ne ?
Neyse biraz bu tribünden söz edelim. Önce tanık olmadığımız, ama tanıklığına güvendiğimiz bir dosttan duyduğumuzu aktaralım. Maç çok önemli ya... Bu tribüne girecek şeref damgalı zatlar fazla ya... Bu yüzden kapasite aşılmış bilet basılırken. Ama Yeşim Hanım diye bir görevli, yönetici Osman Güneri’ye ilettiği formül ile çareyi bulmuş: "Bu basın tribünü zaten çok fazla. Koltukların yarısını atalım." Vay canına bu hanım bir dahi olmalı.
Bu Şeref Tribünü’nün bir de şerefli salonu var. Sakin, bu maç için ara verilmiş kongre kulisinin duyulmadığı, ama meclisten farkı olmayan bir havada. Hemen ötede Şenol Güneş ile karşılaşıyoruz. Ve soruyoruz: "Ne olacak hoca?" Yanıt kısa: "Hep beraber göreceğiz. Kazanırlarsa milli takıma morali büyük olur." Aman, Güneş hoca yenildik, Milli Takıma bunu unuttur.
Maça saniyeler kala şöyle bir oturuş düzenine baktığımızda gördüklerimizi sıralayalım. Ön koltuklar kabine gibi. Mesut Yılmaz, "Aman futbola, politika karışmasın" diye gelmemiş, belli ki Fenerliler’den çekinmiş. Ama ne hikmetse, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın Avrupa maçlarını programına uyduramayan Haluk Ulusoy’un randevu defteri dün gece boş kalmış. Çünkü yine baş köşeyi kapmış. Geriye kalanlar mı? Herkes başkan. Çünkü birbirlerine böyle sesleniyorlar. Başkan enflasyonu desek özetlemiş oluruz.
İlk yarıda tribünü bırakıp sahaya rasat attığımızda ilginç bir not tuttuk. Bir incelemede okumuştuk. Barcelona Dünya’nın en çok pas yapan takımıymış. Eski istatistik anlayışımızla pasları tutalım dedik, birden fazla ve isabetli pas sayıları, o okuduğumuz incelemeyi yalanladı. Çünkü sayılar şöyleydi: Galatasaray 131, Barcelona 123 (İki eksiği var, ya da üç fazlası). Ayrıca en çok üst üste pas yapma şerefi de, şeref tribününden Galatasaray gibi göründü (11 kez, Barcelona 10 kez). İkinci yarı heyecandan sayamadık. Zaten artık ne önemi var. Baksanıza futbolun o kahrolası kuralı yine işledi. Yani atamayana, attılar.
Yazıyı Şeref Tribünü’nden yükselen bir tespitle bitirmek istiyoruz: "Yahu şu adamları yenemedik." İyi de, yahu bu adamların üçü, Galatasaray’ı satın alır.
csengul@milliyet.com.tr
SPOR


Sağol, sağol, sağol
Haftanın Analizi
At yarışları
Avrupa'dan futbol
Potada bugün
2. ve 3. Lig
Detroit bırakmadı
Arçelik zirvede
KOCH ‘OH’ ÇEKTİRDİ
"Aslında başarılıyım"
"EN BÜYÜK BİZİZ"
Kürşat problemi
Haber Turu
90 dakika
Hüzünlü kapanış
Yıldızsız olmadı
Şanssız gece
Ne ummuştuk
Canımız sağolsun
SAYFA BAŞI

|
|
|