
|


Irak'ta çılgınlık nedir, ne değildir?..
Washington ziyareti sırasında Başbakan Ecevit'e Başkan Bush'un Irak'la ilgili olarak ne dediği biliniyor:
"Saddam Hüseyin çok kötü bir adam. Ona tahammül edemiyorum. Bu işi herhangi bir istikrarsızlığa meydan vermeden bitireceğim."
Amerikan yönetimi, Irak konusunda iki noktayı sürekli vurguluyor:
* Meraklanmayın, Saddam çabuk devrilecek.
* Bölgede istikrarsızlık olmayacak.
İnandırıcı olabiliyor mu Amerika?
Sanmıyorum.
Olabilse, zaten mesele kalmayacak. Bu bölgede Saddam'ın arkasından gözyaşı dökecek kimse çıkmaz. Ortadoğu'nun Saddam Hüseyin'den çabuk tarafından kurtulması hayırlı bir gelişme sayılır. Irak'la birlikte bütün bölgede istikrarın kapısını da aralayabilir.
Ama bu sadece bir ihtimal.
Üstelik en iyi ihtimal.
Ama yola çıkarken en kötü senaryoyu da göz önünde tutmak gerekiyor. Hele Irak'la uzun sınırı olan bir bölge ülkesi isen başka çaren yok.
Çünkü en kötü senaryoda iç savaş yazılı... Saddam'ın direnmesi, komşularına kitle imha silahlarıyla saldırması yazılı... Şiddet ve terörün tırmanması, Arap sokaklarının ayağa kalkması yazılı... Irak'ın bölünmesi, Kuzeyde dengelerin bozulması, bir Kürt devletinin kurulması yazılı...
O yüzden Irak'ta statükonun bozulması ihtimali, birçok bilinmeyeni içerdiği için korkutuyor. Bölgede herkes Saddam'ı değil kendini düşündüğü için kaygılanıyor.
Buna karşılık ABD diyor ki:
(1) Irak'ın elinde kimyasal ve biyolojik silahlar, yani kitle imha silahları var. Nükleer silah yapma yolunda ilerliyor. Bunlar hem Amerika için hem bölge ülkeleri için büyük tehdit.
(2) Saddam Hüseyin, Bin Ladin gibi taşeronlar aracılığıyla, bu kitle imha silahlarını Amerika'ya karşı kullanabilir.
(3) O yüzden Irak, BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyarak kitle imha silahlarını yok etmek zorunda. Yine bu kararlar uyarınca BM silah denetçilerine kapıyı bir an önce koşulsuz olarak açması lazım.
(4) Eğer BM kararlarına direnmeye devam ederse Saddam'ı vuracağız. 1991'de bu işi yarım bırakmıştık. Yarım bırakmasaydık, 11 Eylül başımıza gelmezdi. Saddam'ı o zaman devirseydik, İslam coğrafyasında Bin Ladin'ler cesaret bulamazdı.
(5) Bu kez tek başımıza da kalsak, Saddam'ı vuracağız.
Özeti böyle Amerikan tutumunun.
Ankara'ya gelince...
Baştan beri Amerika'nın Irak'ta askeri bir operasyon yapmasına taraftar değil. Türk ekonomisinde yol açacağı olumsuz etkilerden endişe duyuyor. Saddam'a karşı hesaplaşmanın Birleşmiş Milletler çerçevesinde yürütülmesini istiyor.
Irak'ın toprak bütünlüğünü savunuyor. Irak'ta bir Kürt devleti ihtimalini savaş nedeni sayıyor Ankara.
Irak'ta Türkmenlerin haklarını savunuyor. Kerkük - Musul'un, yani Kuzey Irak'taki petrol bölgesinin Irak Kürtlerinin kontrolüne geçmesine karşı vesaire...
Haklı görüş ve kaygılar.
Ancak, bütün bunlara rağmen Amerika eğer dediği gibi tek başına da kalsa, örneğin sonbaharda operasyonu başlatırsa ne olacak?
Bir başka deyişle:
Amerika, statükoyu kendi başına bozacaksa ne olacak?
Ne yapacağız?
Türkiye'nin bu durumda geniş bir manevra alanı olabileceğini sanmıyorum.
Daha önce de yazmıştım:
Türkiye zaten Kuzey Irak'ta!
Amerika vurursa, Türkiye de kendi kaygıları doğrultusunda harekete geçecektir. Sınırlarımıza doğru muhtemel bir Kürt göçüne karşı bu kez Kuzey Irak'ta, çoktan beri planladığı gibi, tedbirini alacaktır.
Irak'ın bölünmesi, bir Kürt devletinin oldu bittiye getirilmesi, Afganistan'daki Kuzey İttifakı benzeri bir oluşumun Kuzey Irak'ta engellenmesi, İran'ın bölgeye dönük emelleri konusunda ön alınması, Saddam sonrası Irak'ında örneğin Türkmenler ve Kuzey Irak hakkında söz sahibi olunması için Kuzey Irak'taki askeri varlığını güçlendirecektir Ankara...
Yine aynı soru:
Tek başına kalsa da vuracak mı Amerika?.. ABD Başkan Yardımcısı Cheney'nin Ankara ziyareti başlamak üzereyken, dün akşamüstü görüştüğüm Türk Dışişleri'nden üst düzeyde bir yetkili şöyle diyordu:
"Amerika, Saddam'a vuracak mı? Zannetmiyorum. Ortadoğu turu herhalde Cheney'nin gözünü açmıştır. Hele Amerika'nın tek başına vurması çılgınlık olur. En iyisi, Birleşmiş Milletler'i kullanmasıdır. Irak'tan önce Afganistan'ı bitirmesidir. Terörün Filipinler, Somali gibi ülkelerdeki uzantılarıyla uğraşmasıdır Amerika'nın. En hayatisi, Filistin - İsrail'i barışa bağlamasıdır. Biz Türkiye olarak hem kendisini dinleyeceğiz, hem de kendisine doğru yolu göstereceğiz. Sağduyunun sesi olacağız."
İşte böyle.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|