
|


Boyunlarınıza iltifattır!
Surata bir yumruk sanatını sevmiyorum. Duyarlığı öldüren her şeyden nefret ediyorum.
- Aynı fikirde değilim. Kimi zaman duyarlığı öldürmek yaşamsal bir sorundur."
(Kadının Işığı Emile Ajar çev: İsmail Yerguz Can Yayınları)
mer Madra, Açık Radyo’da Milliyet Yazarı Derya Sazak’ın "11 Eylül Gölgesinde Saddam" kitabını tanıtıyor. "İçim sıkıldı kitabı okurken" diyor, "Tabii bunu iltifat olarak söylüyorum. "Ortadoğu’da oynanan fütursuz güç oyunlarından bahsediyorlar. Sabah sabah... insanın içi sıkılıyor, iltifat olarak tabii...
Sicilya kıyılarına dün sabah bir gemi yanaştı. İçi nereden geldiği belli olmayan, hiçbir şeyleri kalmamış sığınmacılarla dolu. İtalya açıklarında 15 gemi daha bekliyor diyor BBC.
CNN Afganistan’da moda gösterisini öven bir tuhaf haber yapmış. Podyumun kurulduğu yerde kaç çocuk gömülü ve kimin silahıyla öldürüldüler? Dergi kapağı ile ünlenen, yıllar sonra buldukları Afgan kızının yüzündeki büyük kayıp podyumun neresine düşer usta? İngiltere’de İşçi Partililerin (ingiltere’nin solcuları oluyorlar hasbelkader) yüzde 43’ü ABD’nin Irak’a saldırmasına destek veriyormuş. İngiltere’de halk savaş istemiyormuş. Ülkeleri kim yönetiyor hakikaten? Hâlâ halklar mı? ABD Başkan Yardımcısı Cheney ile İsrail Başbakanı Şaron ortak açıklama yapıyorlar; gazetecilerin sorduğu sorular hoşlarına gitmezse yüzlerini buruşturup cevap vermiyorlar. Guardian’dan Gergeo Monbiot yine şahane bir yazı yazmış: "ABD nükleer silahların yok edilmesini bu kadar istiyorsa temizliğe kendi evinden başlasın" tadında. İnsanın sabah sabah içi sıkışıyor. İltifat olarak tabii...
"Mutlaka çözülür" hissi
"Söylemek istediğim, insanlıkta insansal olmayan bir delilik yanı bulunduğudur." (Kadının Işığı)
Ölüm oruçlarında ölen Canan ve Zehra için babaları Ahmet Kulaksız bir kitap yazmış: "Canan ve Zehra". Post Express Dergisi’ndeki Siren İdemen’in söyleşisinde Kulaksız şöyle demiş:
"İçimden ‘bir uzlaşma olacak, devlet çözecek bu olayı, bu konuştuğum insan hayatta kalacak’ diye geçiriyordum hep. Öleceklerine inanamıyordum. Böyle bir şey olmaz diyorsun. Çözülür, mutlaka bir şey olur, çözülür."
İnsana bütün dünya ile ilgili öyle bir his geliyor işte: "Çözülür mutlaka bir şey olur, çözülür." Olmuyor.
İnsanlık, sakil cehenneminde müthiş bir gayretkeşlikle deviniyor. "Duyarlığı öldürmek", "insanlığın insansal olmayan deliliği" karşısında bazen "yaşamsal bir sorun oluyor" hakikaten. Çünkü...
Boyun meselesi
Aksiliği sevimli olan yaşlı doktor, boyun filmime bakıyor. Sonra dönüp azarlıyor beni:
"Dünyayı siz kurtaramazsınız küçük hanım!"
Biraz durup, gülümsemesini gizleyerek devam ediyor:
"Hiç değilse böyle bir boyunla değiştiremezsiniz! Boyun omurlarınız beton gibi olmuş. Ha.. Bir de yazarken hep aynı pozisyonda durmak yok! Pozisyon değiştireceksiniz."
Yazarken pozisyon değiştirmek! Mümkün müdür? Dünyayı nasıl bir boyunla değiştirmek mümkündür acaba? Biz kendimize o boyundan yaptırabilir miyiz? İnsanlığın insansal olmayan deliliği karşısında boyunlarımızın duyarlığını öldürmek ve böylece omurgamızın pozisyonunu korumak mümkün müdür? Yazarken pozisyon değiştirmek mümkün müdür? Boyun değiştirmek? Mümkün müdür?
Sabah sabah, bu dünyada boynu acıyan bir sürü insanın olduğunu bilmek insanın içini sıkıyor. İltifat olarak tabii!
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|