
|


Teksas’ım Türkiye’m
Olacağı buydu. Birbiri ardına banka şubelerinin soyulmasına şaşıyorsanız eğer, şaşkınsınız siz kuzum. Bizim de televizyonun karşısına macera filmi tadında haberler izlemek için kurulmamızın zamanı çoktan gelmişti. Atışmaydı, kavgaydı; bunların modası artık geçti. Şimdi eğitimli, iyi aile çocuklarının hasta babalarını ameliyat ettirmek için -gerçek bu değilse bile takdir edersiniz ki bu hikaye gayet iyi- Amerikan filmleri tadında banka soymalarının, "Üç Silahşörler"in acıklı sonuyla hafızalara kazınmalarının zamanı... Ve ilk soygun filmimizin adını da medya (ben oluyorum) koydu: "İki Kafadarlar".
Kuyumcu soygunundan banka soymaya terfi etti soyguncularımız. Sırada ne var? Benzin istasyonu soygunu mu mesela? Ya da bir gün siz alışveriş yaparken "Herkes yere yatsın. Bu bir soygundur" mu diyecek birileri? Sonra da (filmlerde nedense hep böyle oluyor) meşrubat dolabının camını mı kıracaklar ateş ederek? Başlangıçta birkaç Türk usulü soygun hatası ile karşılaşacağız elbette. Ne bileyim, en kahraman güvenlik görevlisi olmayı arzu eden birtakım adamlar soyguncu yerine rehinenin kafasını uçuracak mesela. Ama mutlaka birilerinin kafasını uçuracaklar. Zira onlara Türk usulü soygunlarda "Natural Born Killers / Katil Doğanlar" rolü düşüyor.
Bir halk uyanıyor: Biz risk alan soyguncuyu severiz
Uyandı ama uyku mahmuru hâlâ. Neden bankalar? Neden şimdi? Nedir bu ülkede şu bankaların çektiği? Sahibi soyuyor, yoldan geçen soyuyor. Soğan mı canım bu, gelen-geçen soyup soğana çeviriyor. Taksi şoförleri "Ben de soyacağım bir tane abla, başka türlü yaşanmaz bu ülkede" diyor. Ne zamandır bu ülkede yaşayabilmenin yolu banka soymaktan geçiyor?
Banka soyguncuları kim, yakalanan zanlılar gerçekten de onlar mı, bilinmez. Ama şu sıralar kime soygun desem soyguncuyu tutuyor. Yasadışı belki ama ekonomik kriz, işsizlik falan derken silahlı banka soygunu sanki vicdanen meşru bulunuyor. Bir halk uyanıyor... Tepedekilerin birbirine peşkeş çektiği milyon dolarlardan birileri küçük de olsa pay alıyor diye seviniyor: Varsın hırsız olsunlar, ne çıkar? Bu bankalar öyle ya da böyle ama mutlaka soyulmuyorlar mı nasılsa? Bari böyle soyulsunlar.
En çok izlenen dizilerdeki delikanlı raconuyla soyulsunlar yani. "Banka öyle soyulmaz, böyle soyulur" diyenler tarafından... Kelle koltukta, can güvenlik görevlisinin namlusunun ucunda, yakalandığında cezaevinde krallar gibi ağırlanmayacağını, çıktığında kendi mahallesinde bile davulla zurnayla karşılanmayacağını bilenler tarafından...
Biz ne hortumlar gördük, bunlar ılık bahar esintileri
Tüm bunların, kentleşmenin bir sonucu olduğu da söylenebilirdi elbette. Eğer İstanbul kentleşmiş olsaydı. Ama İstanbul, kent değil; ne de Türkiye, manken Asuman Krause’nin annesinin, kızını buraya getirmek için söylediği gibi Küçük Amerika. Çürüyoruz, hepsi bu.
Çürüme bir kez başladı mı illa ki yayılır. Suç önce yaygınlaşır, sonra meşrulaşır. Birbiri ardına banka şubelerinin soyulmasına şaşıyorsanız eğer, şaşkınsınız siz kuzum. Biz bugünlere öyle birdenbire gelmedik... Biz ne hortumlar gördük, bunlar saçlarımızı okşayarak geçen ılık bahar esintileri onların yanında.
Bir de şöyle düşünün: Mahkemece suçlu bulunan tetikçilere emekli generaller sahip çıkıyor. Bırakınız soygunu, cinayet bile meşru yani. Böyle giderse pek yakında çok sayıda seri katilimiz de olur bizim.
Bekleyin. Belki de sıra sizde...
tubakyol@yahoo.com
CUMARTESİ


"Otlar büyür, kuşlar uçar, ben insanları döverim"
Doğmamış bebeğe masallar
Milano’da bir kadınlar hamamı
Modanın uyuyan güzeli uyandı
Bir minibüsle turne
"Rock yaparak zengin olmaya çalışmak delilik"
Haftanın Buluşma Noktaları
Ne var, ne yok?
Müjde, kuşunuz konuşuyor!
Aranıyor
Ümit Aktan okumasın
Teksas’ım Türkiye’m
SAYFA BAŞI

|
|

|