21 Mart 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Mahalle dedikodusu

Taksi şoförü "Ayın 15’inde deprem var" haberini verince nereden duyduğunu sordum, "Bir berberden" dedi. Ona da kapıcısı söylemiş. Hayatımız hiçbir zaman, bugünkü kadar söylenti ve uydurma haberle dolu olmamıştı. O halde buyurun dedikodu testusuna...

     Deprem ve dedikodu... Dedikoduyla karışık fay hattının ikili mi yoksa tek parça mı kırılacağı tartışmasına şimdi bir yenisi eklendi. İstanbul’u yıkıp yeniden mi inşa etmeliyiz, yoksa İstanbul’u terk mi etmeliyiz? Hemen herkesin birleştiği konu, binaların depreme güvenli hale getirilmesinin şart olduğu. Konunun ele alınış biçimi, daha çok devletin işe mutlaka el atması, kaynak bulunması ve yaratılması ve aşılmasının çok çok zor olduğuna inanılan sorunlar üzerinde yoğunlaşıyor. Yalnız, bu tartışmalarda mutlaka bulunmaları gerekirken hiç geçmeyen kelimeler var, mahalle ve gönüllüleri. Sanki bu iki kelime tabu! Sivil toplum kuruluşları ise inisiyatif olmaktan çıkarılmış, birer pasif unsur olarak ele alınıyor. Ancak özellikle 17 Ağustos 1999 depremi bir kez daha göstermedi mi ki insan ilişkilerini kentten bertaraf ettiğinizde elinizde kalan yalnızca ürettiğiniz binaların molozları olabiliyor.
     Türkiye’de mahalle hem merkezi, hem yerel, hem sivil niteliklere sahip. Bu haliyle mahalle bir bakıma Türkiye’nin özeti. Türkiye’de mahalle o kadar önemli ki, muhtarı ve sivil organizasyonları güçlendirebilirsek ve anayasanın da öngördüğü "yerinden yönetim" kapılarını aralarsak pek çok şeyi düzeltebiliriz tabandan başlayarak. Bilindiği gibi, İstanbul’da gerçekleştirilen 1996 Habitat II Konferansı’nda da mahalle ve muhtar çok önemsenmişti. Kasım 1999’dan beri Mahalle Afet Yönetimi (MAY) Projesi çarpık yapılaşma ve yaşamın ancak tabandan, mahalleden başlayarak düzeltilebileceği fikrinin mücadelesini veriyor. Oysa şimdi yalnızca mahalle dedikoduları ve dedikoducuları var ortalıkta!
     Hiçbir zaman bugünkü kadar uydurma haberlerle yoğrulmadı yaşantımız. Deprem herkesi etkiledi ama bazılarının da vidalarını iyice gevşetti. Çünkü gün ile gece karıştı. Akla kara seçilmez; bilenle bilmeyen, ilim ile hurafe, kimya ile simya ayırt edilmez oldu. Her türlü asparagas haber için; rivayet, söylenti, şayia ve dedikodu için ideal ortam oluşmuş durumda. Belki de gerçeklerin önüne sis perdesi insin diye atış serbest. Atmasyon eşittir sansasyon... Örneğin, dün bindiğim taksinin şoförü, "Ayın 15’inde yine deprem olacakmış" dedi. "Kimden duydun?" diye sordum. "Bir berberden" dedi. Ona da oturduğu binanın kapıcısı söylemiş. Söylentiler gırla gidiyor. Herkes sismolog kesildi. Karikatüristler deprem senaryosu yazmada... Sismologlar mizah üretmede... Medyumların pabucu dama atıldı...
     Örneğin, söylenti için sözlük "ağızdan ağza dolaşan, kesinlik kazanmayan haber, rivayet" tanımını vermiş. Söylenti kesin olmayan bir haber midir her zaman? Düşünün bir kere, "yarın şeker krizi olacak" diye bir söylenti çıkıyor, hoop, herkes şekere hücum ediyor. Sonuçta da piyasadan şeker kalkıyor. Şimdi kaynakta yalan ve yanlışlık var ama sonuçta söylenti tutuyor ve şeker krizi gerçek bir olay oluyor. Demek ki bu durumdaki söylenti (ya da rivayet veya şayianın) yalan mı gerçek mi olduğu konusu tam olarak anlaşılamıyor. Bu şeker krizi esprisindeki halkı haber doğrultusunda davranmaya iten olguya "Oedipus etkisi" adını vermişler. Hani mitolojideki gibi, kahinin biri genç Oedipus’a "Sen büyüyünce babanı öldüreceksin" der. O da büyür ve öldürür. Peki, öbür yandan depremin ne zaman olacağını yumurtlayan "deprem kuşları"na ne demeli? Onlar rivayet çıkarınca, şeker krizindeki gibi deprem gerçekten vuku buluyor mu? Uydurma tarihte fiziksel olarak deprem olmuyor tabii ama bence her türlü söylenceye teşne halkımız üzerinde bu şayianın etkisi depremden beter. Peki, nedir rivayet? Söylenti nedir, şayia, dedikodu, asparagas nedir? Bu kelimelerin yüklendikleri anlamlara yaklaşarak, "uydurmasyonölar testusuna buyur ola bu kez de...
     
     1 Kafası olup beyni olmayan nedir?
     1 Sözlük, dedikodunun tanımı olarak "konusu çekiştirme ya da kınama olan konuşma" diyor. Genellikle kişileri çekiştirmek ve karalamak, kuyularını kazmak için haklarında hırsız, rüşvetçi, budala, geri zekalı, komünist veya homoseksüel sıfatlarından biri veya birkaçı uydurulur. Peki, argoda dedikodunun karşılığı nedir acep?
     Not: Kaynak, Ferit Devellioğlu’nun Türk Argosu kitabı, sayfa 172.
     a. Kafa atmak
     b. Egzoz çıkarmak
     c. Gazete çıkarmak
     d. Sarmaya almak
     
     2 En büyük dedikoducu kim?
     a. Komplo teorisyeni
     b. Gazeteci
     c. Mahalle berberi
     d. Hepsi
     
     3 Dedikoducu anlattıklarını hep ikinci ağızdanmış gibi anlatır. İddiasına göre güvenilir kaynaktan almıştır haberi. Dedikoducu rol olarak bir gazeteci gibidir, güvenilir kaynaklardan (!) aldığı bir haberi "Vallahi şundan duymuştum" diye aktarmaktadır. Dedikodunun bir ucunda asparagas, diğer ucunda da "Vallahi ben başkalarının yalancısıyım" diye bir saptırma var. Peki, asparagas nedir, kestirebilecek misiniz?
     a. Sansasyona dönük uydurma haber
     b. Kuşkonmaz
     c. Ateşin olmadığı yerde bulunmayan gaz
     d. Kıtır
     
     4 15 Kasım 1999’da, Düzce depreminden üç gün sonra İstanbul Valiliği, Avcılar’daki 6 bin 847 ağır ve orta hasarlı ev ve 1500 işyerinin acilen boşaltılması için kaymakamlığa bir talimat göndermişti. Daha sonra bu talimat ilgili binaların girişlerine yapıştırılırken mahalle aralarında belediye araçlarıyla anons da yapılmıştı. İstanbul’daki büyük hastane, itfaiye ve kurtarma ekiplerine kırmızı alarm verilmiş, sağlık personelinin izinleri kaldırılmıştı. İstanbul otogarındaki kullanılmayan otobüslerin ve iş makinelerinin açık araziye çekilerek ihtiyaç halinde valiliğin emrine verilmesi talimatı gönderilmişti. Avcılar’daki vatandaşlar evlerini acilen boşaltmışlar ve marketlere hücum etmişlerdi. Bu ortamda yayılan dedikodular deprem korkusunun Sapanca’ya kadar yayılmasına neden olmuştu. Aşağıdakilerden hangisi bu dedikodulardandı?
     a. "Devletin bildiği bir şey var, açıklamıyorlar."
     b. "Marmara Denizi’nde sular ısınmış."
     c. "Deniz kabarmış, dalgalar 5 metre olmuş."
     d. Hepsi
     
     5Bir başka küçük kıyamet de 1 Eylül 1923’te Japonya’da olmuştu: Büyük Kanto depremi. 100 bin kişi ölmüştü. Depremin hemen ardından Korelilerin Japonya’ya saldıracağı dedikodusu çıkmıştı. Bunun üzerine Japonlar, Kore’ye saldırarak binlerce Koreliyi öldürdüler. Dedikodunun kaynağı neydi?
     a. Tamamen temelsiz bu dedikodu, panik içindeki önyargılı Japonların korku psikozundan kaynaklanmıştı.
     b. Korelilerin Kanto depremini şamanik ayinlerdeki beddualarıyla yarattığına dair şayia vardı.
     c. Korelilerin Japonya’ya çıkartma yapmak için uzun zamandır böyle bir depremi bekledikleri hakkında duyumlar almışlardı.
     d. Hepsi veya hiçbiri
     
     6 CNN’de Kahire’nin 15 Ekim 1999’da bir depremle batacağı haberi yayınlandığında binlerce
     Mısırlı evlerini terk etmişti. Deprem orada olmadı. Dedikodunun kaynağı kimdi?
     a. Kandilli Rasathanesi
     b. Japon jeologlar
     c. Medyum Memiş
     d. Hiçbiri
     
     7 "Haber yoksa uydurmak zorundasınız" dediği ve bunu çok başarılı örneklerle kanıtladığı için asparagasın kralı sayılan Amerikalı basın kralı William Randolph
     Hearst’ün ihtiraslı hayatı çok çok ünlü bir filme de konu olmuştu. Hatırlayabilecek misiniz?
     a. Rüzgâr Gibi Geçti
     b. Kızgın Damdaki Kedi
     c. Arka Pencere
     d. Yurttaş Kane
     
     8 1987 ağustos ayında Türkiye habersizlikten kıvrım kıvrım kıvranıyordu. Bütün gazeteler birbirinin kollar duruma gelmişti. Derken Tan gazetesi bir asparagas patlattı. Anımsarsınız.
     a. 17 Ağustos 1999’da Marmara’da deprem olacak!
     b. "Sakallı Bebek" doğmuştu!
     c. Türk penisinin ortalama uzunluğunun 20 santim olduğu saptanmıştı.
     d. Neil Armstrong, Nuh’un gemisini Ağrı Dağı’nda kesin olarak bulmuştu.
     
     9 Peki, dedikodunun Osmanlıcasını bilmek ister misiniz?
     a. Rivayet
     b. Kilükal
     c. Ahzükabz
     d. Gıybet
     
     10 Peki, şayia ne demek acep?
     a. Yayılmış haber
     b. Yaygın söylenti
     c. Ağızdan ağza dolaşan
     d. Hepsi
     
     Yanıtlar: 1) c, 2) d, 3) a, 4) d, 5) a, 6) b, 7) d, 8) b, 9) b, 10) d



 PAZAR


Müzayedeci oluyorum, oluyorum, oldum...
‘Can sıkıntısından değil para için çeteci oldular’
Pelin ile Tan’ın düeti
Bu kahveye erkekler giremiyor
Arjantin, İran ve Tayland mutfakları bu caddede
Teşvikiye’de "taze bira"
Mahalle dedikodusu
The Marmara’da Paella Geceleri
Macar Haftası Çırağan’da başlıyor
DVD / Selim BOY
İskelede balık keyfi
Gorbi’nin sırrı
Don Juan mı yoksa Kazanova mı?
Yükselemeyen yüksek sınıf
Dünya kadınları
Bankacılar lokanta açıyor, çevirmenler para yapıyor
"Başka İstanbul yokötu...
Kendi Kunta Kinte’sinin peşinde...


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet