
|


Gorbi’nin sırrı
Gorbaçov Sırrı" adlı kitaptan öğreniyoruz ki, iktidar Mikhail Gorbaçov’un elinden kayıp gitmedi. İktidarı paylaşmayı kendisi seçti. Ama insanların iktidar iştahının sonsuz olabileceğini hesaplamamıştı
"Kelamı duygu yazdırdığı zaman Tutsak sahneye çıkar Sanat biter Ve toprak ve kader soluklanır." BORİS PASTERNAK
Ronald Reagan, birlikte dünyayı değiştirecekleri Mikhail Gorbaçov’u ilk kez 1987 Aralık ayında Beyaz Saray’da ağırlarken Ralph Emerson’un bir sözüyle hoşgeldin demişti konuğuna: "Tarih yoktur. Yalnızca yaşamöyküleri vardır." Ve doğruydu. İmparator olmak istemeyen bir adamın yaşamöyküsü, koskoca SSCB imparatorluğunu dağıttı, tarih trenini raylarından çıkardı ve insanlığın geleceğini bilinmeze yönlendirdi.
Paris’te tanıdığım ve çok sevdiğim Andrei Gratchev, SSCB’nin çöküşüyle sonuçlanan Perestroyka’nın mimarı Mikhail Gorbaçov’un kurmayı ve sözcüsüydü. Dünyanın kısaca Gorbi diye andığı benzersiz kişiliğe, kendisini Komünist Parti genel sekreterliğinden Kremlin’e taşıyan iktidar yolunun başından sonuna kadar eşlik etti. Ve onunla birlikte çekildi politikadan, bugün en iyilerinden Rusya uzmanı, büyük ve saygın bir gazeteci. Fransa’da "Gorbaçov Sırrı" adını taşıyan olağanüstü bir kitabı yayımlandı. Bence, yakın tarihin akışını değiştiren Gorbaçov hakkında yazılan en yansız eser ve gerçekçi yoruma imzasını attı.
Rusya ve hemen tüm ülkelerde pek çok insan, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra altüst olan uluslararası dengelere bakarak, dünyanın Gorbaçov’dan önce daha basit, daha kolay, dolayısıyla daha güvenli olduğunu düşünüyor. Rusya’nın içine düştüğü acıklı durumdan gerek Gorbaçov, gerekse Boris Yeltsin’i sorumlu görenler çoğunlukta.
Gratchev’in kitabı iki soruya odaklanıyor: Mikhail Gorbaçov yaptıklarını yapmaktan suçlu mu? Peki aslında ne yapılması gerekirdi? George Orwell "totaliter devlet"in yegane varlık amacını "iktidar" olarak tanımlar. Yani iktidar, totaliter devletin aracı değil, amacıdır. Yazar Andrei Gratchev, dostu Gorbi’nin SSCB’de totaliter iktidarın tarihsel verasetini yıktığını söylüyor. Dolayısıyla amacı parçaladığını, iktidarı bile bile paylaştığını, yitireceğini bile bile halka açtığını.
Gorbaçov, bir anlamda İsmet İnönü’yü anımsatıyor: İktidardan düşeceğini bilerek Türkiye’de çok partili dönemi başlatan devlet adamını. Tu kaka edileceğini öngörerek, hükümet etme yetkisini rakipleriyle bile değil, düpedüz düşmanlarıyla paylaşan İnönü’yü.
"İktidar, Gorbaçov’un elinden su gibi kayıp gitmedi" diye yazıyor Andrei Gratchev. "İktidarı, sahip olmayanlara devretti bilinçli biçimde. Hz. İsa’nın ekmeği çoğaltıp dağıtması gibi, herkes için yeterince iktidar vardır sandı. Ama peygamber değildi, herkesi doyuramadı, iktidar iştahının sonsuz olabileceğini de hesaplamamıştı."
En kritik zamanda, SSCB’nin bölünmesini önleyebileceği anda, Kızıl Ordu’yu devreye sokmayan Gorbi’nin, iktidarı ufalamaktan başka iki hatasını daha bağışlamıyor Ruslar: Devlete karşı bireyin egemenliğini tesis etmesi ve o güne değin her şeyden sorumlu olan devlet yerine, sorumluluğu bireye yüklemesini. Bir de "sadeliğini". İmparator gibi değil, "insanlar içinde bir insan" gibi davranmasını.
Ve kitabı bitirince, Gorbi’nin aşk ve mutluluk yüzünden iktidara yapışmadığını anlıyorsunuz. Raisa’ya aşkı öylesine büyük ve öylesine mutlu ki kadınıyla, başkalarının da mutlu olmasını istediği için dövüşüyor ve yeniliyor. Amacı, kuşkusuz SSCB’nin dağılması değildi. Ama dağılmasına neden oldu mu, sorusunun yanıtı da kesin bir "evet" değil. Taşlaşan ve durağanlaşan Sovyet rejimi, zamanın erozyonunda er geç ufalanacaktı.
Biliyorum, Türkiye’nin gözleri salt kendi göbek deliğine dikili; birkaç meraklı dışında kimseyi ilgilendirmiyor başka ülkelerin kaderi. Dış dünyada olup bitenler, salt Türkiye’ye bir ucu dokununca gündeme geliyor, hele Rusya’nın yakın tarihi Türkiye’ye "ne yazar". Oysa, gözlerimizi kaldırıp biraz baksaydık etrafımıza, yeniden indirdiğimizde göbek deliğimize, belki de o güne kadar fark etmediğimiz bir ayrıntıda "esasa" varır ve örneğin... AB’ye karşı Rusya ve İran’la yakınlaşmanın anlam ya da anlamsızlığını, daha iyi çözerdik!
Yazara e-mail
PAZAR


Müzayedeci oluyorum, oluyorum, oldum...
‘Can sıkıntısından değil para için çeteci oldular’
Pelin ile Tan’ın düeti
Bu kahveye erkekler giremiyor
Arjantin, İran ve Tayland mutfakları bu caddede
Teşvikiye’de "taze bira"
Mahalle dedikodusu
The Marmara’da Paella Geceleri
Macar Haftası Çırağan’da başlıyor
DVD / Selim BOY
İskelede balık keyfi
Gorbi’nin sırrı
Don Juan mı yoksa Kazanova mı?
Yükselemeyen yüksek sınıf
Dünya kadınları
Bankacılar lokanta açıyor, çevirmenler para yapıyor
"Başka İstanbul yokötu...
Kendi Kunta Kinte’sinin peşinde...
SAYFA BAŞI

|
|

|