
|


Bankacılar lokanta açıyor, çevirmenler para yapıyor
KAYNAMA NOKTASI
Ahmet Salih
Can Yücel "Çeviri, kadın gibidir, sadığı güzel, güzeli sadık olmaz" demişti, biz ise çevirmenin hem güzel hem sadık hem de artık zengin olduğunu söylüyoruz. Çetin Altan’ın hayat arkadaşı Solmaz Kamuran, Ann Chamberlin’in "Safiye Sultan"ının çevirisinden kazandığı küçük çaplı servetiyle artık bu üç niteliğe de sahip.
Orhan Pamuk, Ahmet Altan gibi yazarlarımızın parası züğürtlerin çenesini yoruyor da, nedense çok satan kitapların çevirmenlerine ödenen yüklü meblağların sözü edilmiyor. Solmaz Kamuran "Safiye Sultan" çevirisinden kazandığı parayla bir ev aldı. Çetin Altan eşine "Ben bu kadar roman yazdım, bu parayı kazanamadım" diyormuş.
"Kızıla Boyalı Saçlar"ı Yunancadan çeviren Kosta Sarıoğlu ise şu sıralar Babıali’de Mercedes’le dolaşıyor. Kostas Mourselas’ın "Kızıla Boyalı Saçlar"ı 30 baskı yaparken, Sarıoğlu da zengin oluvermişti.
* * *
İletişim Yayınları’nın finansörlüğünün yanı sıra birçok sivil toplum kuruluşuna da destek veren ve adı "Kızıl Kapitalist"e çıkan Osman Kavala bir "sol hayır işi"ne daha girişti. Kasımpaşa’da aldığı iki daireyi dayayıp döşedikten sonra sokak çocuklarına devreden Kavala, bu çocuklarla ilgilenmeyi sürdürüyor.
Üniversitelerimizde ilginç gelişmeler oluyor. İstanbul Üniversitesi’nin merkez binası Kemal Alemdaroğlu’nun en üst kata yaptırdığı iddia edilen jakuzi ile fokurdarken, Marmara Üniversitesi de kesif bir kebap dumanının altında. Rektörlük izniyle Marmara Üniversitesi Göztepe kampusunda açılan kebapçının dışarıdan da müşteri kabul etmesi, öğrencilerin toplumdaki farklı beğeni gruplarıyla buluşması gibi sosyolojik bir anlam taşıyabilir ama bu ilim ve irfan yuvasındaki üç bayrak direğine ne demeli: Birinde Türk bayrağı, birinde üniversite bayrağı ve birinde de kebapçının bayrağı.
* * *
Daha önceden Maksim’e assolist olacağı duyurulan Sibel Can, eşi Sulhi Aksüt’ün isteği üzerine kadrodan çekilmiş, bu yüzden de aynı kadrodaki kadim dostu İbrahim Tatlıses’i kızdırmıştı. Sibel Can "Eğer Maksim’de çalışsaydım, istesem de istemesem de dedikodu çıkacaktı" diye şifreli bir mesaj verdi. Nasıl bir dedikodu? İbrahim Tatlıses’in çalıştığı yerlerde iki cinsle ilgili bir dedikodu çıkarsa bu dedikodunun bir ucunda mutlaka İbrahim Tatlıses olur. Eğer Sibel Hanım’ın kastettiği buysa, ikilinin daha önceki ortak çalışmalarında kulise girip çıkan magazin muhabirleri için bu dedikodular olsa olsa üzerine susulmuş bir tarihin tekerrürü olacaktı. Sibel Can’ın kaçtığı belki de bu ortak tarihti.
* * *
Bu modern plastik sanatlar bir tuhaf. Seçkin Pirim’in 7 Mart’ta Nişantaşı Contemporary Art Marketing’de açılan "Terk-i Akis" sergisindeki ahşap, pirinç ve pleksiglas objeler açıkçası pek anlamsızdı. Sergiye gösterilen ilgi ise şaşırtıcıydı. Oysa galerinin üstündeki Decorum mağazasında satılan mutfak eşyaları çok daha estetik, daha fazla kristalize emek içeriyor ve üstüne üstlük de işlevsel.
* * *
Hazır tasarım demişken, geçen çarşamba akşamı, Osmanlı sanatını ve modern Türk tasarımını tüm dünyaya tanıtan Zeynep Fadıllıoğlu sahibi olduğu Ulus 29’da gazeteci dostlarıyla yemekteydi. Zeynep yine çok meşgul. Home&Garden gibi dünyaca ünlü dekorasyon dergileriyle röportajlar, günümüzün en önemli dört tasarımcısından biri olarak yer alacağı İngiltere’deki fuar... Yurtdışından yeni dönmüştü. Bu yemeği araya sıkıştırmış, ertesi gün Saint Tropez’ye uçacaktı. Siz bu yazıyı okurken o Ulus 29’da çalıştığı aşçı Carlo Bernardini ile, DYP milletvekili Jefi Kamhi’nin erkek kardeşi Vili Kamhi’nin Saint Tropez’de vereceği partiyi hazırlıyor olacak.
Kriz bankacıları şaşırttı. Kimi yazar oluyor kimi de kooperatifçi. Para kadar yemeyi de seven bir grup genç bankacı Londra’da ortak sermayeli bir lokanta açıyorlar. Lokantanın konseptini ve işletmesini işin erbabı Zeynep ve Metin Fadıllıoğlu çiftine bırakmışlar. Metin Fadıllıoğlu bir aydır Londra’da lokantanın hazırlıklarıyla uğraşıyor. Lokanta İngilizlerin iyi tanıdığı Sofra Restaurant’dan farklı olarak Türk lokantası olarak değil, herhangi bir lokanta olarak lanse edilecek.
Circus’tan pek sevdikleri Carlo Bernardini’yi hazır Ulus 29’da yakalamışken, domatesli, fesleğenli rizotto’nun (İtalyan usulü pirinç lapası) tadına bakmadan duramayan gazeteciler yine de dönüp dolaşıp ana yemek olarak yoğurtlu kebabı seçtiler. Tatlı olarak ise portakallı ve naneli yanık krema (Siz belki de "creme brule" olarak tanıyorsunuzdur bu tatlıyı) geldi masaya. (Yan masada oturan Yıldırım Mayruk ve Barbaros Şansal çifti balık yiyordu.)
Ulus 29’un fiyatlarından hoşlanmayanlara bir alternatif olarak Fesleğen’i tavsiye ederim. Fesleğen kokan, mis gibi ucuz yemekleriyle Fındıklı’da epey ün yapan Ayşin ve Aslı çifti geçen hafta Beyoğlu, Küçük Parmakkapı sokakta Fesleğen’in bir şubesini açtılar.
Yazara e-mail
PAZAR


Müzayedeci oluyorum, oluyorum, oldum...
‘Can sıkıntısından değil para için çeteci oldular’
Pelin ile Tan’ın düeti
Bu kahveye erkekler giremiyor
Arjantin, İran ve Tayland mutfakları bu caddede
Teşvikiye’de "taze bira"
Mahalle dedikodusu
The Marmara’da Paella Geceleri
Macar Haftası Çırağan’da başlıyor
DVD / Selim BOY
İskelede balık keyfi
Gorbi’nin sırrı
Don Juan mı yoksa Kazanova mı?
Yükselemeyen yüksek sınıf
Dünya kadınları
Bankacılar lokanta açıyor, çevirmenler para yapıyor
"Başka İstanbul yokötu...
Kendi Kunta Kinte’sinin peşinde...
SAYFA BAŞI

|
|

|