
|


Romancı enflasyonu var mı?
Ahmet Oktay, 8 Mart tarihli Radikal Kitap’taki "Romancı Enflasyonu" başlıklı yazısında "Tarih, seks, siyaset, mistisizm bulamacı öykülerden yola çıkılarak peş peşe ve inanılmaz bir hızla üretilen metinlerin roman diye sunulduğuna tanık oluyoruz epeydir," diyor ve konuyu şöyle özetliyordu: "Eline kalem alan her okur-yazarın, potansiyel romancı olduğuna inandırılmış durumdayız." Durumumuzu bir de yazarlara ve yayınevlerine sorduk.
FÜRUZAN Dostoyevski "Karamazov Kardeşler"i yazdığı yıllarda sanıyorum ki bizdeki kadar olmasa da çok fazla yazar adı ortada gezmeye başlamış. Gündelik haber yapmaya meraklı olan bir kişi Dostoyevski’ye birçok yazar ismi sayarak ve bu yazarların yeni konularını da açıklayarak "Ne ilginç şeyler yazılıyor şimdi. Moskova’da ve St. Petersburg’da bunlar konuşuluyor, oysa siz ‘İnsancıklar’dan bu yana neredeyse hep aynı şeyleri anlatıyorsunuz: İnanmak, inanmamak, acımak, affetmek, kişilerin sonsuz hüzünleri, çekişmeler, günah... Oysa bunların modası geçti. Peki bu durumunuz için bir soru sormadınız mı kendinize?" demiş. Dostoyevski’nin yanıtı çok kısa olmuş: "Haklısınız. Öyle görünüyor. Fakat bütün sanatlarda zaman gibi çok ciddi bir yargıç vardır. işler ciddiye binince kimin ne yaptığı daha iyi anlaşılır dostum. İşler ciddiye binince..."
Ben Dostoyevski’nin bu değerlendirmesini birçok konuda örnek vermişimdir ve doğru da buluyorum. Demek ki biz de işlerin ciddiye binmesine bakacağız. Popüler kültürün gelgeç hallerini her konuda görmeye alışmaktansa kendi konularımızı gereğince ciddiye almak bana daha önemli görünüyor. Alışmak insanoğlunun kötü bir huyudur. Alışmamaya çalışalım.
ŞEBNEM İŞİGÜZEL Ortada kötü yazar enflasyonu var. Bir romanı roman yapan değerlerin ve bir romanın yeniliğinin ne olduğunu kimsenin soruşturmadığına da katılıyorum. Bu kadar kötü romanın yayımlanması kötü yazımı teşvik eden bir şey. Dolayısıyla ortada iyi ve parlak roman örneği de kalmadı. Buna dayanarak medyanın seçiciliğini yitirdiğini de söyleyebiliriz. Herkes kendini Nabokov zannediyor. Kimse de uzun süredir aramızdan o kadar parlak bir romancının çıkmadığını açık etmiyor. Çoğu yayınevi büyük olmasına rağmen profesyonel değil. Bu nedenle onlar da bu kötü roman enflasyonunu körüklüyorlar.
ATTİLA İLHAN 1950’den itibaren önce siyaset ucuzladı. Bu, birdenbire değilse de medyanın ucuzlamasına yol açtı. Sonra eğitim yavaş yavaş eski ciddiyetini eski kalitesini kaybetti. Bu yetmezmiş gibi ulusallığı tehlikeye girdi. Böyle bir ortamda sanatın kalitesini muhafaza edebilmesi çok zordu. Çünkü prim yüksek kalite gösteren değil yüksek iş yapana veriliyordu. Bunun ilk yansıması sinemada oldu. Piyasa olarak çok başarılı olan Yeşilçam aslında bir lümpen sinemasıdır. Hemen arkasında yozlaşma müziğe kaydı. 60’larda Türk folklorunun çağdaş müzik düzeyine yükseltilmesi teşebbüsleri başladı. Birden o düzeyde de bir lümpen musikisi demek olan arabeske düştük. Bunun edebiyata sıçraması kaçınılmazdı. Yine iyi dayandık. İki şekilde etkilenildi. Etrafı saran yozlaşmadan korunabilmek için zaten yabancı etkisi altında olan aydınların bir kısmı seçkinciliğe sarıldılar. Böylece aristokratlık taslayıp okunmaz oldular. İkinci bir çıkış yolu olarak kalite düşürüldü. Bu, özellikle şiirde yapıldı ve o kadar başarılı oldu ki neticede romana da sıçradı. Tehlikeyi büyüten bu yozlaşmayı bir başarıymış gibi takdim eden medyadır. Yayınevleri iyi pazarlamayla rastgele bir kitabı satabileceğini düşününce öyle bir yola girebilir. Ama medya bu teşebbüsleri ciddi bir şekilde eleştirebilirse satış başarılı olmaz ve teşebbüs yarıda kalır. Bizim medyamız tam tersine özellikle edebiyatta bu ucuzlamayı teşvik ediyor hatta Cumhuriyet edebiyatından öç alıyor diyebiliriz. O dönemin sorumluluk anlayışı, estetik çabası, gözlem ve bilgi birikimi ve benzeri diğer vasıfları kesinlikle aranmıyor.
ALPAY KABACALI Romancı çok mu az mı tartışması bizi bir yere götürmez. "Yayımlanan ürünler nitelikli mi değil mi?" sorusuna gelince, hemen her dönemde olduğu gibi her türlüsü yayımlanıyor. Asıl sorun bunların ayrı ayrı değerlendirilmesi sorunudur. başka bir deyişle eleştiri sorunu. Kargaşa ciddi roman eleştirisinin yok denecek denli az oluşundan çıkıyor. Önce "Neden romancı ya da roman çok da eleştirmen ya da eleştiri az" sorusunun, ardından da "ciddi roman eleştirmeni nasıl yetişir"in yanıtlanması gerekiyor.
ASLI ERDOĞAN "Romancı enflasyonu" üzerine görüş bildirenlerden kaçının gerçekten araştırma yaptığını, sayıları vb. öğrendiğini merak ediyorum. (Ben de yapmadım.) Ama öyle görünüyor ki, şu günlerde genç bir romancının ilk yapıtıyla yoğun ilgi görmesi, ilişkiler ağını iyi kurmuşsa, edebiyat camiasınca kabul görmüş yazarlardan daha çok satması mümkün. Sorun roman - romancı - baskı sayısının artışında değil. Olamaz da... Roman yazmak, ayrıcalıklı bir zümrenin tekelinde değildir. Sorun, yapıtların hangi kıstaslarla, nasıl, kimlerce değerlendirildiği... Her şeyin hep kötüye gittiğini söylemekten keyif duyanlaraysa sorun şu: Hiç mi iyi bir şey çıkmıyor? Ya da, çıktığında neden suskun kalıyorsunuz?
Yayınevleri ENVER ERCAN / İnkılâp Yayınevi
Ahmet Oktay’ın "Romancı Enflasyonu" başlıklı yazısında yönelttiği eleştiriler hakkında bir soruşturma yanıtı çerçevesinde söz almak, hem söz konusu olguyu birçok yönden ele alışı hem de "genel durum tespiti" oluşu nedeniyle zor. Bu eleştirilere "genel olarak" katılmamak elde değil; haklı. Ama somut isimler üzerinden konuşulmadan, bu eleştirilerin yararlı sonuçlar çıkarılacak tartışmalar yaratabileceğini sanmıyorum.
TURGAY FİŞEKÇİ / Adam Yayınları
Ben Ahmet Oktay’ın yazısından romancı enflasyonunu değil, edebiyat yoluyla ticaret peşinde olanların sayılarının arttığını anladım. Gerçek romancılar ve sanatçılar her şeyden önce yaşadıkları çağın toplumunu ve bireyini anlatabilmiş yazarlardır. 1980’den bu yana Türkiye toplumunun ve insanının yaşadığı olağanüstü değişim sürecini yapıtlarında anlatan çok fazla romancı olduğunu düşünmüyorum. Yayınevleri ticari kuruluşlardır. Gelen ürünleri, öncelikle, satıp satmayacaklarına göre değerlendirirler. Bu bağlamda var olan ticari romancı enflasyonu yayınevlerinin sorunu değil, yazarların sorunudur.
SELMA ERDEM / Say Yayınları
Söylenildiği gibi bir romancı enflasyonu yaşadığımızı düşünmüyoruz. Tam tersine roman kurgu, mekân ve konu bütünlüğü gibi özellikler gerektirdiğinden özellikle yeni yazarların romandan kaçındıklarını gözledik. Bize başvuran dosyalar arasında öykü ve şiir kısa ve kolay (!) gibi göründüğünden en çok tercih edilen tür oluyor. Romanlar konusunda da bütün yayınlarımızda olduğu gibi seçici davranmaya çalışıyoruz.
MUSTAFA KÜPÜŞOĞLU / Kabalcı Yayınları
Ahmet Oktay’ın da belirttiği gibi kitap endüstrisi büyük bir hızla yeni biçimler kazanıyor. Geçmişteki işleyişi baştan aşağı değişiyor. Ama değişim bütün parçalarda aynı hızda olmadığı için de hiç beklenmedik sonuçlara yol açabiliyor. Bize göre geçmişteki gibi sınırlı sayıda yayınevinin kitap yayımlaması ve bunlar arasından Türkçesi iyi olanların icazet alması pek savunulamayacak bir model. Öncelikle bugün yayınevi sayısı çok fazla. Doğal olarak üretim de fazla. Ama bunu merkezi bir otorite ile sınırlamak ya da denetlemek olanaksız. Diğer bütün endüstriler gibi geçmesi gereken aşamalardan geçecek yayın endüstrisi de.
KÜLTÜR & SANAT


Baleden pornografiye...
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Üçlü buluşma
Ölüm döşeğinde
İtici gruptan çekici albüm
Romancı enflasyonu var mı?
Edebi seks işçisi
Kendimi sahnede çıplak hissedeceğim!
Hip - hop’tan Muhammed Ali’ye
Üçüncü raundda nakavt
Çoğalan estetiğin çekim gücü
Müziğin Ardındaki giderek büyüyor
Depresyon çağı bitti psikozdayız!
Sorumluluklarımız ve tiyatro
Kadınların mavi gökleri
Bir zamanlar kraliçeydi
Tuhaf dünyaların sakin yaratıcısı
Serge’in sinema şarkıları
Sürprizsiz gerilim
Şaman heykeltraşın yolu
Kültürün istenmeyen adamı
Son karedeki hüzün
San Remo 2002’den aşk mesajları
10 yıldır sularda
Mücevherlerin tacı pırlanta
Alternatif oyuncu eğitimi
Yeni bir tanışıklık
Bir ustanın anısına
Katil kim?
İyi çekilmiş ama...
Haftanın albümleri
Yarışma Kültürü
Kaldırımlar, sahne ve küreselleşme
Hayat atölyesi
Portakal Ailesi ve "Yeni Sayfa"
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|