
|


Şakadan beter okur ve kahramanlara: En içten saygılarımla...
Hukuk, matematik gibidir. Bu yüzden iyi hukukçuların ve iyi matematikçilerin yüzü birbirine benzer biraz. Bir sükûnet, güven veren bir ciddiyet, bir kendinden eminlik. Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nda da var bu, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer’de de. Kaygan bir zeminde değil, önceden bilinen, kesin ve keskin bir mantık çerçevesinde hareket edecekleri iletisini verdikleri için güven verirler insana. Kanadoğlu’nun yüzü dünkü Radikal’in manşetindeydi. Kanadoğlu, Susurluk Çetesi’nden sonra Yüksekova Çetesi’ne karşı verdiği hukuk mücadelesiyle haber yapılmıştı. Hukuk kurallarından bahsetmenin cesaret haline getirildiği -ne saçma!- bir ülkede cesur bir hukukçu olarak anılıyordu. Oysa -adım gibi eminim Kanadoğlu’nun niyeti, kahramanlık göstermek değil, sadece işini yapmaktı. Ama bir hukukçunun hukuku uygulamasının manşetlik haber değeri taşımasının nedeni bu ülkede hukuka aykırı davranmanın en azından güçlü olanlar için hiçbir cesaret gerektirmeyişiydi. Karışık mı oldu? Şöyle söyleyeyim o zaman...
"Kahramanlar" ve hayranları Pazartesi günü Korkut Eken ve onu "kahraman" ilan eden emekli paşalarla ilgili bir yazı yazdım. Matrak bir yazıydı. "Ordu mensubu olmakla kalmamış güneş gözlüğü takma mertebesine ermiş kahramanları eleştirenlerin hakkından gelineceğini" falan söyledim. Tamamen bir mizah girişimi yani. Yine bir sürü elektronik posta geldi ve her zamanki gibi saçmalık içerenler de vardı. O mektuplarından iki tanesini sırf benim olmaya çalıştığımdan daha komik ve daha saçma şeyler de olabileceğini göstermek için, hiç değiştirmeden bilginize sunuyorum:
"Yazar mısın nesin. Sana yazdığım şu zamana acırım. Sayın Türk ordusu kahramanlarıylan alay etmek sana mı düştü (küfür)? Senin evine de gelecek güneş gözlüklüler, o zaman göreceksin. Kaçamayacaksın. Büyük Türk milleti, Türk ordusunun kahramanları senin gibilere ne yapacağını iyi bilir? Sen kim oluyorsun lan? Bizim her yerde adamlarımız var.
Not: İsterseniz tanışabiliriz. Cep numaram:..."
Sondaki cep numarasını da şahsıma karşı yapılmış bir kur olarak algıladım, bilemiyorum yani. ikinci örnek de şöyle:
"Evvett selam demiycem sana çünkü hiç sevmedim seni sayın üstün gazeteci Ece yada her neysen. Bulunduğun yerde rahat rahat yazılar yazabilmeni Sn: Korkut EKEN ve onun gibi isimsiz kahramanlara borçlu olduğunu sana eğer ben hatırlatıyorsam senin gazeteciliğin bu kadar derin eleştiriler yapıyosun iyi hoş pekki bi şey sorcam neden çete suçlamaları ortaya çıkmadan önce o insanın kahramanlıklarını birkez olsun dile getirmediniz? Ben söyliyeyimmi çünkü araştırma ruhunuz yok sizin sadece laf ebeliğiyle belkide diğer yazarlardan değişik bir kaç cümle kurarak gündemden bahsedersiniz sizler ve aklınız sıra gazetecilik yaparsınız. Sn ATATÜRK bu vatanı el bebek gül bebek mi kurtardı sanıyosunuz nice kelleler uçtu bi araştırın isterseniz ve lütfen uğraşmayın artık bu adamla bırakın huzur içinde yatsın içerde barii adamcağızın ağzını açıp en ufak bi şey dediği yok kendine yapılan suçlamalar hakında ama siz hâlâ vıdıvıdıvıdı konuşup duruyosunuz
Not:İmla hatalarından dolayı özür dilerim biraz sinirliyimde..."
Böyle işte. Küfür edip kur yapanlar, hakaret edip imla için özür dileyenler. Sonra da soruyorlar, Ece’nin boynu neden tutuluyor? Gülmekten, gülmekten. Merak ediyorum, acaba Kanadoğlu’nun başına ne acayip şeyler geliyor.
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|