
|


Kaldırımlar, sahne ve küreselleşme
ZEYNEP AVCI
Bir kış güneşi var Paris’te, günlerden cumartesi, öğleden sonra saat 14.00. Paris’in kuzeyinde, Chapelle Bulvarı insan kaynıyor.
Metronun demirden yolları altında bir Afrika pazarı kurulmuş. Egzotik meyvelerin, kokusunu tanımadığımız kahvelerin, yılan derilerinin, ahşap maskelerin toplanıp kaldırılmasına henüz birkaç saat var.
Chapelle Bulvarı uzanıyor da uzanıyor, burayı bir dünya kenti yapan kozmopolit mahallelerin içinden, Paris’in üstüne doğru.
Bulvar boyunca dizilen dükkânlarda Pakistan gelinlikleri, Hint damatlıkları, Mısır terlikleri, Bangladeş baharatları satılıyor. Bu mahallenin sokaklarında pek az Fransızca konuşuluyor. Renkleri bütün Fransızlardan çok daha koyu yeni Fransızlar, eski Fransız sömürgelerinden kopup gelenlerin kızları, oğulları, kahvelerde, her dilde yarenlik ediyor, kaldırımlarda salınarak geziniyor. Kadınların rengârenk "bubu"ları, sırtlarında boncuk gözlü çocukları.
Atalarının sömürgeci ruhlarını ne gibi duygularla yad ediyor acaba Fransızlar? Kimse Paris’in Chapalle Bulvarı’nda kanı Fransızca akan bir Fransız olmak istemezmiş gibi geliyor insana...
Chapelle Bulvarı’nın ucuna doğru, bir dört yol ağzında, eski süratli bir binanın kapısında tuhaf bir kalabalık küçük kıpırtılarla bekleşiyor. Kendi içinde pek tuhaf sayılmasa bile, hatta mahallenin yedi düvelden milleti onlara alışmış olsa da, ilk bakışta egzotik meyvelere, yılan derilerine uzak, mahalleye yabancı bir kalabalık bu. Hepsi de Fransız! Edeplice, kimse kimsenin hakkını yemeden, uslu - akıllı bir kuyruk oluşturmuşlar, sabırla bekleşiyorlar.
Sokaklardaki ahalide morlar, turuncular, cart yeşiller, kırmızılar kol geziyor; ama bu kalabalık, besbelli griden, siyahtan, kahverengiden, beyazdan vazgeçemiyor.
Yüzlerinde umutlu bir keyif geziniyor.
Birazdan o eski suratlı binanın, Bouffes du Nord Tiyatrosunun, bile - isteye eski haliyle bırakılmış salonuna girecekler. Ahşap işlemelerin, soluk bordo sütunların, boyası dökülmüş duvarların arasında, tevazu içinde bekleyen sıralarına oturacaklar ve Peter Brook’un sahneye koyduğu yeni oyunu seyredecekler.
Dışarıdaki koyu renkli kalabalık onlara çarpıp geçiyor.
Çarpılan "pardon" diyor. Bazen çarpan da utanıp "pardon"u yineliyor. Belli ki Paris’e, Parisliye alışıyorlar.
Chapelle pazarı toplanmaya başlıyor.
Paris ılık bir kış gecesine hazırlanırken, Peter Brook’un "Far Away" oyununun Bouffes du Nord Tiyatrosu’ndaki cumartesi matinesi başlıyor.
Dört oyuncu, iki tabure, üç ışık, hepsi bir platformun üstünde. Çevrelerinde, onlar kadar önemli bir rolü olan tarihi sahne.
Caryl Churchill’in yazdığı oyun biber gibi yakıcı. Ama sahnede sakin, yalın bir piyes seyrediyor kalabalık.
Piyes topu topu elli beş dakika sürüyor.
Tiyatronun dimdik balkonlarını bile dolduran insanlar, çağdaş toplumun karmaşasını yazmış olan Caryl Churchill’i, metni abartmadan, son derece sade sergilemiş olan Peter Brook’u ve içlerinde on üç yaşında, gencecik bir kız bulunan oyuncuları saygıyla alkışlıyor, sonra da usulca dağılıyor.
Peter Brook Rus asıllı bir İngiliz. Oyuncuları Hintli, Afrikalı, Japon, Amerikalı... Tiyatronun kadrosu Chapelle Bulvarı’ndaki kalabalık kadar Fransızlığa yabancı.
Küreselleştik, öyle mi?
Dünyanın tüm insanlarını hoşgörüyle ağırlayabildiğiniz, yoksulluğun kol gezmesine karşın insanların hoşnut yaşadığı mahallelerde evrensel boyutta sanatı sergileyebilir misiniz?
O zaman küreselleşmeye ayak uydurduğunuzu söyleyip istediğiniz kadar böbürlenebilirsiniz.
Tüm Fransızlar kara tenli yeni vatandaşlarına bakıp böbürleniyorlar mı acaba?
Merak ediyorum.
KÜLTÜR & SANAT


Baleden pornografiye...
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Üçlü buluşma
Ölüm döşeğinde
İtici gruptan çekici albüm
Romancı enflasyonu var mı?
Edebi seks işçisi
Kendimi sahnede çıplak hissedeceğim!
Hip - hop’tan Muhammed Ali’ye
Üçüncü raundda nakavt
Çoğalan estetiğin çekim gücü
Müziğin Ardındaki giderek büyüyor
Depresyon çağı bitti psikozdayız!
Sorumluluklarımız ve tiyatro
Kadınların mavi gökleri
Bir zamanlar kraliçeydi
Tuhaf dünyaların sakin yaratıcısı
Serge’in sinema şarkıları
Sürprizsiz gerilim
Şaman heykeltraşın yolu
Kültürün istenmeyen adamı
Son karedeki hüzün
San Remo 2002’den aşk mesajları
10 yıldır sularda
Mücevherlerin tacı pırlanta
Alternatif oyuncu eğitimi
Yeni bir tanışıklık
Bir ustanın anısına
Katil kim?
İyi çekilmiş ama...
Haftanın albümleri
Yarışma Kültürü
Kaldırımlar, sahne ve küreselleşme
Hayat atölyesi
Portakal Ailesi ve "Yeni Sayfa"
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|