28 Mart 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Yüreğinizin gözü var mı?

Genç yönetmen Buket Alakuş’un ilk uzun metrajlı filmi "Anam", uluslararası festivallerde toplam 5 ödül aldı. Film 21. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin ‘Bir Ülke-Bir Sinema: Almanya’ bölümünde gösterilecek.

     HİCRAN DURAN

     Bir ülkede hem ‘yabancı’, hem kadın olup bir de yönetmen olmak istersen işin oldukça zor. Buket Alakuş Almanya’da ilk uzun metrajlı filmiyle işte bunu başardı. Yaşadığı ülkede ne kadar yılı geride bırakırsa bıraksın hiçbir zaman ‘yerli’ olamayan Alakuş, bir Türk ailenin hikâyesini anlattığı "Anam" ile Yeni Alman Sineması içinde yerini aldı. Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1995 yılından mezun olan ve Hamburg’ta rejisörlük eğitimi alan Buket Alakuş, 1971 yılında İstanbul’da doğdu.
     "Anahtar", "Tango" ve "Kısmet" adlı kısa metrajlı filmleriyle ismini duyuran Alakuş, "Anam" filmi ile Alman basınında geniş yer aldı.
     Filminde hikâyeyi Türk bir ailenin etrafında kurarak, uyuşturucu sorununa dikkat çeken Alakuş, "Benim çıkışım bir Türk hikâyesiyle olduğu için herkes gözünü şimdiden sonraya çevirdi. Sanki sadece Türk hikâyeleri anlatabilirmişim gibi... Oysa anlatacak o kadar çok hikâyem var ki... Bu işe bir Amerikan hikâyesi anlatarak başlayamazdım. Komik olurdu. Zaten bu film sadece bir Türk hikâyesi değil, bir kadın hikâyesi" diyor.
     
     Uyuşturucu bir yara
     "Anam"ın senaryo yazarı da olan Alakuş, hikâyenin kafasında belirişini şöyle anlatıyor: "Okulda bir gün hocam, atasözlerimizi sormuştu. Ben de ‘Cennet anaların ayağının altındadır’ demiştim. Hocam, o zaman bunun üstüne bir şey yapmamı önerdi. Uzun süre bunun üstüne düşündüm. Şehir merkezlerinden geçerken uyuşturucu kullanan çocukları görünce içim parçalanıyordu. Almanların da durumu aynıydı ama Türk çocuklarını görünce daha da kötü oluyordum. Ülkelerinden kültürlerinden kopmuş, buralarda kaybolup ziyan olmuş çocuklar. Onlar yağmurun, karın altındayken ben sıcakta oturamıyordum. Annemi kaybettiğim bir süreçte, bir annenin gözüyle bu ortamı anlatmak benim için kaçınılmaz oldu. Ve hikâyeyi çekmeye karar verdim."
     Bir şeyler yapmaya kalkışınca "dünyada sadece iyiliklerin olmadığını" farketmiş Alakuş. Hele bir de yabancı olunca... Ve yabancılara hemen kulaklarını tıkamayan bir prodüksiyon şirketi olan Wüste’nin kapısını çalmış. Gerekli desteği bulunca da 25 gün gibi kısa bir sürede filmi bitirmiş.
     İlk kez Temmuz 2001’de Münih Film Festivali’nde gösterilen ‘Anam’ filminin, sırasıyla Eylül 2001’de Oldenburg’ta ‘Seyirci Ödülü’, Kasım 2001’de Braunschweig’ta ‘Seyirci Ödülü’, Cenova Avrupa Grand Prize 2001’de ‘En iyi Senaryo’, Ocak 2002’de Max Ophüls Ödülü ile Şubat 2002’de Otto Sprenger Vakfı tarafından da ‘En İyi Genç Rejisör’ ödüllerini kazanan "Anam" Alman Televizyonu 2. Kanalı ZDF ve Arte’nin ortak yapımı.
     
     Hepimizin yaşamı
     Filmin kahramanı Anam, 40 yaşlarında temizlikçi olarak çalışan bir Türk kadını. İki tane kadın arkadaşı var. Biri batıl inançlı bir Afrikalı, diğeri erkek düşkünü bir Alman. Anam tek oğlunun uyuşturucu kullandığını, kocasının da iş arkadaşlarından biriyle ilişkisi olduğunu öğrenince dünya başına yıkılır. Bütün bunlara rağmen oğlunu aramaya başlar. Oğlu Deniz’i eve getiremeyince onun yerine uyuşturucu bağımlısı kız arkadaşını bulup ona bakmaya başlar. Ve kendisine tamamen yabancı olan bir dünya ile karşılaşır. Anam, oğlunu uyuşturucu çetesinin elinden kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapar. Bu onun için bir ölüm kalım meselesi olur.
     Film, bütün bu kötülüklerin ardında gülümsemeyi de ihmal etmiyor. Buket Alakuş bunu "sert bir konuyu renkli bir zeminde anlatmaya çalıştım," diyerek açıklıyor. "Benim filmimde gözlerin biri ağlıyor diğeri gülüyor. Aslında hepimizin hikâyesi böyle. Bir yanımız güneş, bir yanımız karanlık. Benim yapmak isteğim insanların duygularına dokunmak. Seyirci beni kafasıyla değil, yüreğiyle izlesin istedim. O nedenle festivallerde filmi izleyen bir Japon ya da İtalyan Anam’ı sevdi, onun için yüreği sızladı... Biz sevgisini göstermeye yatkın bir toplum değiliz, sevgiyi filmin karelerinde resmetmeye çalıştım."
     "Anam" Nisan’ da İstanbul Film Festivali’nde. Yüreğinizin gözü var mı?
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Trajikomik aile efsanesi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Pislik tam da içimizde"
Başka bitli kafalar
Bir derviş ressam
Ben seni seven kadın
Hüzzam makamında Nietzsche
Doğu’nun ilk sanat müzesinden...
"Temiz iş yapmak istemiyorum"
Politika, mizah ve sinema
Yüreğinizin gözü var mı?
Okuyasınız bu yazıyı
Aylak sanatçı yorgundur
Dario Fo Van’da
Savaşa absürd yaklaşım
Kaktüs çiçek açtı
Tutuklu ve aşık Nâzım Hikmet
İnsana ve yaşama dair
Pop’a göz kırpıyorlar
Jean-Claude van Damme’ın muhteşem (!) dönüşü
Arnie Kolombiya’da
Çok özel kutular
Tasarının imgeyle karşılaşması
Derinlikler ve renkler
Almanya’nın yeni sürprizi
Yeni şeyler söylemek zamanı mıydı?
Fantazya artık daha zengin
Şiir severlere yeni soluk
Haftanın albümleri
Sözcüklerin bir "yer"i olmalı
Hayat atölyesi
Bir kesişim: Radyo - Internet
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet