28 Mart 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Sözcüklerin bir "yer"i olmalı

     ÖMER ALTAY ERDOĞAN

     Tüm düşündüklerimiz sözcüklerden ibaret. İlişkileri kuran da, bozan da sözcükler. İlişkilerin niteliğini belirleyen ve yön veren de. Deneyip deneyip yanıldığımız yaşamların içinde, sözde kimliklerle gözde kimlikler arasında yalpaladığımız bir tutku belirliyor sanki yönümüzü. Olmaya çalıştığımız ile olmaya zorunlu olduğumuz arasındaki farkın yarattığı korkuyla sarılıyoruz bize aitmiş gibi hissettiğimiz her şeye. O yüzden alacaklı olduğumuz şeylere karşı bile borçlu gibi duruyoruz. Duruşumuzu anlamlandıran tek şey sözcükler.
     Sözcüklere borçlu olduğumuz kadar da başka hiçbir şeye borçlu değiliz. Yineleye yineleye aşındırdığımız anlamlarına bile o kadar değil. Sözcükleri yeri geldiğinde bir ok gibi, yeri geldiğinde bir kalkan gibi kullanıyoruz. Ve çoğunlukla da anlama ulaşmak ya da anlam yaratmak için fazlaca çaba harcamadığımızdan olsa gerek, kendimizi sözcüklere kullandırtıyoruz. Bu kullanmanın ve kullandırtmanın karşılığında duran karşılıksızlığa ise teslim olmuş durumdayız. Teslimiyetimizi sözcüklere giydirirken, sözcükleri teslim olmaya soyunduruyoruz. Yaşamlarımızdaki çekincelerin ve belirsizliklerin de ağırlığını sözcüklere yüklerken hafiflediğimizi sanarak aldanıyoruz.
     Öte yandan sözcüklerle genişletebileceğimiz alanları sözcüklerle daraltmaktan hiç çekinmiyoruz. Kurtuluşumuz olacak sözcükleri, yıkıntı birikintilerine dönüştürüyoruz, kendimizi dönüştürmeyi hiç denemediğimiz biçimlerde. Sözlüklerimizin yaprakları, nemli ve karanlık odalarda gün be gün sararırken hem de...
     Sözcükler de insanlar gibi. Onlar gibi yorgun, onlar gibi durgun. Ve insanlar ayağa kalktıklarında, onlar da kalkıyor, insanlar silkelendi mi, onlar da... İnsan sözcükleri kırmaya çalıştıkça, kendini kırıyor. Sözcükleri taşımasını bildiği ölçüde kendini taşımayı biliyor. Ve kimi sözcükler koşarken biz yürüyoruz, kimi sözcükler de biz koşarken yürüyorlar. Dengeleri sözcüklerle ilişkimiz doğrultusunda kurmaya çalışıyoruz. Sözcükleri sevdiğimiz oranda kendimizi sevdiğimiz için ki, çoğunlukla nefret ediyoruz kendimizden. Oysa dağarcığımız oranında sevebilir, dağarcığımızı genişlettikçe, sevgiye de yeni boyutlar kazandırabiliriz.
     Yalınlığın çekiciliğini hiç dikkate almıyoruz nedense. Sözcüklere makyaj yaparak çıkıyoruz ortaya. Süslerden kurduğumuz köprülerden geçerek ulaşmak istiyoruz, varmak istediğimiz "yer" her neresiyse oraya. Mikrofonlardan, radyolardan, televizyon ekranlarından, kâğıtlardan ve asıl biyolojik işlevinin ne olduğu tartışmalı olan ağızlardan süsler akıyor damla damla. Biliyorum ki birisi ne kadar süslü konuşuyorsa, o kadar yavan yaşıyor. Biliyorum ki başka birisi ne kadar içtenlikli ve dolu dolu yaşıyorsa, anlam yaratabilen sözcükleri o kadar yerinde kullanabiliyor. Bu, romanda da böyle, öyküde de, şiirde de.
     "Şiir yazan sözcüklerin ‘yeri’ vardır: Bu yerler sandığımızdan büyüktür. Yan yana geldiklerinde eski ya da yeni yeryüzünü ulaştırırlar bize." diye yazmıştı Fazıl Hüsnü Dağlarca, kaleme aldığı geçtiğimiz yılın Dünya Şiir Günü Bildirisi’nde. Aynaya bakmaya, kendimizle yüz yüze gelmeye çekindiğimiz şu günlerde, bize yüzümüzü ulaştıracak sözcüklerin de yan yana gelmesini bekliyoruz, yeryüzünde insan yüzünün hâlâ bir anlam taşıyabileceğini umarak. Umutlarımızın bizi şiir kadar anlamlı yaşanabilen bir yeryüzüne çıkarabileceğini düşünüyoruz. Keşke tüm düşündüklerimiz yaşamda yeri olan sözcüklerden ibaret olsa. Her şey bir şiir gibi yaşansa ve okunsa...
     



 KÜLTÜR & SANAT


Trajikomik aile efsanesi
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Pislik tam da içimizde"
Başka bitli kafalar
Bir derviş ressam
Ben seni seven kadın
Hüzzam makamında Nietzsche
Doğu’nun ilk sanat müzesinden...
"Temiz iş yapmak istemiyorum"
Politika, mizah ve sinema
Yüreğinizin gözü var mı?
Okuyasınız bu yazıyı
Aylak sanatçı yorgundur
Dario Fo Van’da
Savaşa absürd yaklaşım
Kaktüs çiçek açtı
Tutuklu ve aşık Nâzım Hikmet
İnsana ve yaşama dair
Pop’a göz kırpıyorlar
Jean-Claude van Damme’ın muhteşem (!) dönüşü
Arnie Kolombiya’da
Çok özel kutular
Tasarının imgeyle karşılaşması
Derinlikler ve renkler
Almanya’nın yeni sürprizi
Yeni şeyler söylemek zamanı mıydı?
Fantazya artık daha zengin
Şiir severlere yeni soluk
Haftanın albümleri
Sözcüklerin bir "yer"i olmalı
Hayat atölyesi
Bir kesişim: Radyo - Internet
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet