
|


Ecevit fotoğrafın bütününü ne kadar görüyor?
Başbakan Ecevit fotoğrafın bütününü görebiliyor mu?
Yoksa zorlanıyor mu?
Ecevit, ekonomideki yapısal değişimin Türk siyasetinde yer etmiş bazı kötü alışkanlıkları da ister istemez köklü biçimde değiştireceğini ne kadar kavrıyor?
Ne kadar içine sindiriyor?
Bir soru daha:
Derviş yol ayrımında mı?..
Ecevit'in Forum İstanbul konuşmasıyla birlikte IMF ile yaşanan kısa süreli gerilim ve daha sonra Ecevit'le Derviş'in basına yaptıkları açıklamaların akla getirdiği bazı sorular...
Her şeyden önce bir noktayı vurgulamakta yarar var. Türkiye IMF'ye toplam 35 milyar dolar borçlu. Dünyada bugün IMF'ye en borçlu olan ülke biziz.
Bu çok ciddi bir borç!
Alan için de veren için de.
O yüzden IMF tarafından yakın takip altındayız. Ekonomik programın uygulanışıyla ilgili olarak koalisyon hükümetinin kalp atışları bile dinleniyor. Verilen sözler yerine getiriliyor mu, takvime uyuluyor mu, sapma eğilimleri var mı diye sürekli izleniyor hükümet.
Güç, çetin bir program.
Çünkü yapısal değişimi öngörüyor.
Enflasyonu yenmeyi amaçlıyor.
Çok can yakıcı bir süreçteyiz.
En başta halkın katlanmak zorunda olduğu fedakarlıklar var. Yalnız bu değil. Aynı zamanda politikacıların siyasetteki bazı kötü alışkanlıklarına son verecek bir değişim yaşanıyor.
İş dünyası da fena halde zorlanıyor.
Özellikle enflasyonla yaşamaya alışmış olanlar çığlık çığlığa. Özel sektörde enflasyonun ayıp örttüğü, verimsizliğe prim açtığı, yönetim hatalarını, kusurlarını kapattığı malum... Bu nedenle enflasyon düştükçe, iş dünyasından daha çok feryat duyulabilir.
Güncel bir soru daha var:
IMF reçetesi mi yanlış?
Bu görüşte olanlar var. Kimileri de reçetenin düzeltilmeye muhtaç yanlarından söz ediyor. Bu da olabilir. Ama o zaman da görev hükümete düşer. IMF ile görüşme masasına oturulur, ikna mekanizması çalıştırılır, IMF ile birlikte bir sonuca varılır.
Neden böyle? Yanıt açık:
35 milyar dolar borçluysanız IMF'ye, kendi başınıza buyruk davranabilir misiniz? IMF'ye rağmen hareket edebilir misiniz?
Başbakan Ecevit, hükümetin böyle bir niyeti olmadığını açıklamış durumda. "Geri dönüş yok!" diyor.
İyi güzel!
Ama o zaman Sayın Ecevit'in özellikle ekonomiyle ilgili mesajlarını verirken daha iyi kurmay yardımı almasında, üslubuna daha özen göstermesinde, yanlış anlamaları en aza indirecek eşgüdüm çarkını, örneğin Kemal Derviş'le, bizzat çevirmesinde yarar var.
Ecevit demiş ki:
"Özerkleşelim de, devleti kim yönetecek?"
İlk bakışta baltayı taşa vurmak gibi bir yakınma... Çünkü, özerk kurumlar ekonomide yapısal değişimin ürünü.
Kamu bankalarının, kamu kaynaklarının, kamunun politikacı tarafından baba çiftliği gibi kullanılmasına set çekilmek isteniyor böylece. Ekonominin dengeleri politikacı tarafından hiçe sayılarak sağa sola hesapsız kitapsız bol kepçe para dağıtmanın önü alınmak isteniyor.
Merkez Bankası'nın bağımsızlığı bunun için gerçekleştirildi. Bankacılık Üst Kurulu bunun için var. Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu yine bunun için var.
Bütün bu reformlar siyasetçinin ekonomide har vurup harman savurmasını önlemek için yapıldı.
Sayın Ecevit,
Bütün bunlar yapısal değişimin ürünleri ve hepsi sizin eseriniz. Tabii, aşırılıkları törpülemek, tıkanıklıkları açmak, denetimi yapmak hükümetinizin görevleri arasında...
Ama geri dönüş yok.
Gemileri yaktınız.
Geri dönüş, intihardır!
Başbakan olarak fotoğrafın bütününü görmek durumundasınız Sayın Ecevit.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|