
|


McKinsey'in fendi, Betil'i yendi
Dün gazeteleri açtığımda Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) Başkanı İbrahim Betil'in vakıf başkanlığından da, yönetim kurulundan da ayrıldığını hem şaşkınlık hem de üzüntüyle öğrendim.
Şaşırdım, çünkü Betil, Türkiye'nin dört bir yanındaki yoksul çocuklara okul dışı eğitim götürmek konusundaki arzu ve heyecanını, NTV'deki kampanyaların da desteğiyle kamuoyuna yansıtabilmeyi başardı, toplumumuz da nihayet gönül rahatlığıyla bağış yapabileceği güvenilebilir bir sivil toplum örgütüne kavuştu diye nicedir seviniyordum.
Betil'in yerine gelen Koç Grubu Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Cengiz Solakoğlu da Betil gibi sezgileri güçlü, duyarlı biri. Üstelik vakfın kurulduğu günden beri arka planda canı gönülden yoğun emek verdiğini biliyorum. Dolayısıyla başarılı bir başkan olacağına kuşku yok. Ancak Betil gibi 7 gün 24 saatini, bütün yüreğiyle ve enerjisiyle bu işe vermesi de mümkün değil herhalde.
Çünkü Solakoğlu, 1 Nisan itibarıyla Hasan Subaşı'dan Dayanıklı Tüketim Malları Başkanlığı gibi çok ağır bir sorumluluğu devralıyor. Ayrıca kamuoyu sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın her yerinde sivil toplum örgütlerini başındaki kişilerle özdeşleştiriyor ve 2 - 3 yılda bir değişik yüzler görmek yerine süreklilik istiyor, aksi halde güveni sarsılıyor. Toplum TEMA'yı benimsediyse, bunu Erozyon Dede Hayrettin Karaca'ya borçluyuz.
TEGV'nin kuruluş günlerini dün gibi anımsıyorum. Suna Kıraç bu vakıf için kolları sıvadığında, Koç'la özdeşleştirilmemesi için büyük özen göstermişti. Ne kadar isabetli düşündüğü ve uzak görüşlü olduğu, TEGV'nin bugünkü başarısıyla ortada.
Hal böyleyken, Koç'un en tepedeki 3 - 5 yöneticisinden birinin, üstelik de faal görevi sürerken, kamuoyunun karşısına aynı zamanda Türkiye'nin en güçlü vakfının başkanı olarak çıkmasının hiç de iyi bir fikir olduğu kanısında değilim.
Betil aniden neden gitti? Bu soruyu hem İbrahim Betil'e, hem de halefi Cengiz Solakoğlu'na sordum. Betil'in yanıtı alttaki yazıda. Solakoğlu ise şunları söyledi:
"Bir kişinin bu kadar çok zaman ayırarak vakfı yönetmesi yerine, zaman içinde özellikle kalite yönetimi konusunda bazı zaafların da ortaya çıkabileceğini göz önüne alarak, McKinsey'e Kurumsallaşmaya Doğru başlıklı bir çalışma yaptırdık. Bu çalışma 6 ay tartışıldı ve sonunda Türkiye'deki tüm sivil toplum örgütlerine örnek olabilecek bir model çıktı ortaya. Yönetim kurulu üyeliklerinin, başkanlıkların süresini kısıtladık. Her yönetim kurulu üyesine farklı bir sorumluluk verdik.
Hızlı büyüyorduk, para sıkıntımız yoktu. Toplum vakfa güvenerek çok bonkör davranıyordu. Ancak bu arada altyapı yeterince güçlendirilmiyordu. Büyümeye biraz ara verip, organizasyonu güçlü kılmak istedik."
Naçizane fikrimi soracak olursanız, bu tür modellemeleri fevkalade mekanik ve kağıt üzerinde bulduğumu, başarılı bir rüzgarın yakalanmasında insan ruhu ve heyecanıyla rekabet edebilecek bir alternatifin bulunmadığını belirtmek isterim. Betil'in ayrılmasından dolayı duyduğum derin üzüntü de zaten bu yüzden.
"Beni dışladılar" Söz, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Başkanlığı görevinden önceki gün sürpriz bir biçimde ayrılan İbrahim Betil'de:
"Sivil hareket olarak toplum tarafından öylesine benimsendik ki, bu noktada topluma karşı sorumluluğum var. Daha geçen hafta Anadolu'nun 3 kentinde üniversitelerde konuşma yapıp, bu işin önemini anlatmışım. Bizlere katılmalarını istemişim. 3 gün sonra vakıf başkanlığından ayrılmışsam, nedenini anlatmam gerek. Onları yarı yolda bırakıp arkamı döndüm gibi bir izlenim bırakmak istemem.
Ortada benden kaynaklanan bir vazgeçme yok. Tersine benim dışlanmışlığım söz konusu. Benim isteğim hilafına yapıldı bu değişiklik.
McKinsey'den kurumsallaşma çalışmasını yürütenler, sahayı yeteri kadar tanımadıklarından dolayı benim mutabık olmadığım öneriler geliştirmeye başladılar. Ve bazı yönetim kurulu üyelerinde, benim vakfın kurumsallaşmasına karşı durduğum yolunda izlenim doğmaya başladı. Bir de benim ismimin, vakıfla çok fazla özdeşleştiği ifade edildi. Görev süremin dolması üzerine kendi aralarında toplanıp, sürenin uzatılmaması yönünde karar aldılar. Suna Kıraç, anlayışla karşılamam konusunda bana bir not göndermiş. 2 gün önce bana tebliğ ettiler. Aramızda tartışılarak alınan karar olsaydı, tabii durum farklı olurdu."
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|