30 Mart 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Neden vergi veriyoruz?

     Çocukluğumuzdan beri vergi vermenin bir vatan borcu olduğunu öğrendik. Vergi kaçıranlara kötü gözle bakıldı.
     1970’lerden sonraki uygulamalar, yavaş yavaş toplumdaki bu inancı önce zedeledi, 1980 ve 1990’larda yıktı. Toplanan vergilerin kötü kullanıldığı göründükçe, siyasilerin kendi çıkarlarına göre bütçedeki paraları oya çevirme planları ortaya çıktıkça, toplumun kızgınlığı arttı.
     
     Sonunda gelinen nokta ‘vergi veren aptaldır’ şekline dönüştü.
     Aynı devlet, aynı politikacılar şimdi özel haftalar düzenleyip yine vergi sevgisini yaymaya çalışıyorlar. Okul müsamerelerine benzer komik sloganlarla ortaya çıkıyorlar.
     Bilmedikleri bir şey var: Önce vergilerimizi iyi harcayın, savurganlık etmeyin, kemerleri sıkın ve ondan sonra bizden vergi isteyin. Bizleri adam yerine koyduğunuz zaman, biz de vergi vermeyi severiz.
     İnsanlar, okul müsamerelerine kanıp vergi dairelerine koşacak kadar saf değiller...
     
Lütfen, bana kulak verin...
     "Ben Erciyes Üniversitesi Kayseri Meslek Yüksek Okulu’nda okuyan Ozan Çay isminde bir öğrenciyim. Hepinizden bir yardım istiyorum. Çünkü çok mağdur durumdayım... Ne yardım parası, ne yatacak yer istiyorum. Benim sorunum, harç parasını ekonomik sıkıntıdan dolayı zamanında yatıramadım. Şu an param cebimde olmasına rağmen yatıramıyorum. Çünkü zamanı geçmiş. Ve bu laftan dolayı ne vizeye, ne de final sınavına girmeyi hak ediyorum. Yasal faizlerle ödeyeyim diyorum, ama yasa böyle deyip çıkıyorlar. Yol da göstermiyorlar. Dava açmak isterim ama bende o para da yok... Bu olaylar bu kadar basit olmamalı. Bir öğrenci hayatı ile bu kadar kolay oynanmamalı. Ben sessiz çoğunluğum sesiyim. Çünkü benim durumumda olan bu fakültede otuza yakın öğrenci var ve diğer fakültelerde kaç öğrenci var düşünün."
     
Perakendeciler alarm zili çaldı...
     Geçen haftalarda beni hayretler içinde bırakan bir sektör paneline katıldım. Bundan önceki deneyimlerim hep aynı sonucu vermişti. Sektör temsilcileri büyük nezaket içinde girdikleri toplantılardan, genelde birbiriyle çelişen görüşler ve birbirinin boğazına saldıran tavırlarıyla ayrılırlardı.
     Bu defa bambaşka bir manzara ile karşılaştım.
     Posta Gazetesi’nin düzenlediği Organize Perakendeciler (OP) doruğunda, aklı başında yorumlar, kısa ve özetle durumun röntgenini çeken, özeleştiri yapan, nereye gittiklerini çok iyi bilen sektör temsilcileriyle buluştuk.
     Rekabet etmeyi, birbirinin gözünü oyup batırmak olarak görmeyen, krizden ancak birlikte çıkabileceklerine inanmış yöteciler.
     Moralim düzeldi, keyiflendim.
     Organize Perakendeciler (Hipermarketler, Gima, Migros, Tansaş, Kipa gibi ulusal zincirler) halkın nabzını çok iyi tutuyor. Krizin müşteri tutumunu nasıl etkilediğini anlattılar.
     "Daha az mal alıyorlar. Stok yapıyorlar. Markaları bıraktılar, ucuzu tercih ediyorlar. Promasyonlar daha iyi izleniyor..."
     2001’de sektör yüzde 30 küçülmüş.
     20002’den pek bir şey beklemiyorlar.
     2003’te ise canlanma ümid ediliyor.
     
     Gelişmeyi devlet engelliyor...
     Organize Perakendeciler’i, haklı olarak asıl çileden çıkaran yeni hazırlanan "Büyük Mağazaların Kuruluşlarını Düzenleyen Yasa Tasarısı".
     Aslında bu tasarıya "düzenleyen" değil, "durduran" demek lazım.
     Tipik bir popülist yaklaşım daha.
     Büyük mağazaların kent dışına atılmalarını öngörüyor. Nasıl mal satılacağına, nasıl ödeme yapılacağına kadar öylesine ayrıntılı ve her şeye burnunu sokan bir tasarı.
     Panelde konuşanlar, bu tasarının çıksa dahi uygulanamayacağını, yasalaştırıldığı taktirde de perakende sektörünün öleceğini anlattılar.
     Bu yasanın altında bakkal, büfeci, kuruyemişçiler (300 bin işyeri/1 milyon insan) yatıyor. Oy potansiyeli olduğu için partiler hemen atlamışlar. Oysa büyük mağazaları (Halen 100 bin kişi çalıştırılıyor. Büyüdükleri taktirde birkaç milyona çıkacak) yok etmek, tüketiciye ihanet etmekle eşit.
     Ben, kendi açımdan bakıyorum.
     1. Büyük mağazaya gidince her şeyi bulabiliyorum. Zamanımı kazanıyorum.
     2. Aldığım mal daha temiz ve bozuk çıkarsa hesap sorabileceğim bir muhatabım var.
     Ayrıca, büyük mağazalarda daha fazla insana iş verme potansiyeli var. Vergi kaçıramıyor. Bakkal, büfeci gibi ekonomi dışı fişsiz çalışamıyor. Dolayısıyla devlete daha yararlı.
     Yanlış anlaşılmasın, büyük mağazalar gelsin bakkal, büfeci esnafı yok olsun denmiyor. Onlar da olacaklar. Ancak butik mal satacaklar. Özel bir şey arayanlar oraya girecek. Çeşit, büyük mağazalarda bulunacak.
     OP’cular beni çok düşündürdü.
     Değişen dünyaya bir türlü ayak uyduramıyoruz. Hep arkasından koşuyoruz. Ama sonunda ekonomi kurallarını yine kabul ettiriyor.
     
Mehmet Ali İrtemçelik’ten ISAF uyarısı
     Bağımsız Milletvekili Mehmet Ali İrtemçelik, Afganistan’daki çok uluslu barış gücü liderliği konusunda çok kaygılı. İrtemçelik’e kulak vermekte çok yarar var:
     "Hiç kuşkusuz, Türkiye, uluslararası terörizme karşı net ve aktif bir tutum içinde olmalıdır. Ancak, bu yapılırken ölçü kaçırılmamalı; çıkarlarımızın gerektirdiğinin ilerisinde, güç ve olanaklarımızın ötesinde ve üstelik belirsizliklerle yüklü rol ve sorumluluklar kesinlikle üstlenilmemelidir. Bu konuda aylardır süren müzakerelerle ilgili olarak kamuoyuna yansıyan bilgiler, Türkiye’nin, neden başkaca talibi çıkmadığı üzerinde düşünülmek gereken bu görev ve sorumluluğu üstlenmeyi sineye çekebilmek için talep ettiği güvenceleri tatminkâr biçimde alamadığını açıklıkla ortaya koymaktadır. Durum böyleyken, ardındaki halk desteğinin ve bununla yakından ilintili olarak, başlıca yabancı muhataplarının karşısındaki konumunun hangi düzeylerde seyrettiği herkesçe bilinen Hükûmetimizin, maruz bulunduğu çok yönlü dış baskılara direnmeyi göze alamayıp, ileride Türkiye’mize büyük üzüntü kaynağı ve tehlikeli bir yük olabilecek bu göreve yine de "evet" demesi pek çoğumuz gibi benim kanaatimce de maalesef hiç küçümsenemeyecek, güçlü bir ihtimaldir... Hükûmet talep ettiğimiz güvenceler tam karşılanmasa dahi "evet" kararını vermeye yönelecek olursa, bu kararına resmiyet kazandırmadan önce ulusal iradenin tecelligâhı olan TBMM’nin rızasını arama basiretini göstermelidir. Özetle, Hûkümet, bir taşla iki kuş vurma; hem kendisine, hem de Türkiye’ye iyilik etme yolunu seçmelidir. Ve Sayın Başbakan müsterih olmalıdır: Konuyu, anayasal bir gereklilik bulunmadığı halde Yüce Meclis’e taşımak, Sayın Ecevit ve performansı itibarıyla giderek kendisiyle daha özdeşleştiğini ulusça artan bir tedirginlikle gözlemlediğimiz Hükûmeti açısından yeni bir zaaf işareti teşkil etmeyecek; bilâkis, sağduyunun emrine uymak erdemi olarak algılanacak ve ileride iyi hatırlanacaktır... Unutulmamalıdır ki, atılacak yanlış adımlar -hele vâki uyarılara rağmen atılacak yanlış adımlar- bu sorumluluklarımızdan bazılarının vebâle dönüşüp, yakamızı ebediyen bırakmamasına neden olabilir.
     
     mbirand@attglobal.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Yakup Cemil...

Melih AŞIK
Philip’i sökelim

Fikret BİLA
Ecevit - Derviş görüşmesi

İpek CEM
Özel bir durum

Hasan CEMAL
Ecevit fotoğrafın bütününü ne kadar görüyor?

Güneri CIVAOĞLU
Rakamlarla Kürtçe

Can DÜNDAR
İşgal en büyük terördür!

Abbas GÜÇLÜ
Eğitim Gönüllüleri Vakfı???

Sami KOHEN
Hep aynı tavır...

Mehmet Y. YILMAZ
...Ve olaylar böylece gelişir!

Meliha OKUR
Şükür’den ‘Akın Tekstil’ çalımı

Hasan PULUR
"Yarılmaca"dan "Havariler"e

Derya SAZAK
Model Avrupa Birliği

Meral TAMER
McKinsey'in fendi, Betil'i yendi

Tamer HEPER
Ben de bilmiyorum

Metin TOKER
Askerin rahatsızlığı nedendir?

Güngör URAS
Betil yeni bir aşk yeni bir iş arıyor

M. Ali BİRAND
Neden vergi veriyoruz?

© 2002 Milliyet