
|


Şaronizm de, intihar terörü de çıkmaz sokak!
Bir kez daha vurgulamakta yarar var: Evet, Şaronizm çıkmaz sokak! Başbakan Şaron'un şiddet politikaları, İsrail'e güvenliğin kapısını açmadı, açmıyor. Şiddet şiddeti getiriyor çünkü. Radikal İslam, dinci fanatizm ya da Bin Ladinizm güçleniyor bütün bölgede...
Yine belirtmek gerekiyor:
Çözüm yolu askeri değil, siyasi... İsrail'in askeri saldırısını durdurması, Ramallah ve Batı Şeria'dan bir an önce çekilmesi, Yaser Arafat kuşatmasını kaldırması lazım.
Şu da var:
Ateşkes ilan edilmesi, iki tarafın önkoşulsuz olarak görüşme masasına oturması ve Arafat'ın Filistin saflarından kaynaklanan 'intihar terörizmi'ni (son bir ayda İsrail sınırları içinde 111 İsrail vatandaşının ölümüne yol açtı) kınaması, şu ya da bu biçimde cesaretlendirmekten kaçınması da gerekiyor.
Ama yetmez.
Şiddet varken nasıl müzakere yapılabilir? Elbette bunu da düşünmek şart. Ateşkese varılsa, bunun kalıcılığı nasıl sağlanacak? Bir elde zeytin dalı, öbür elde silah yöntemi nereye kadar geçerli olabilir?
Şu da var:
Evet, Filistin halkının trajedisi hiç unutulmasın. İsrail devletinin 1948'de kuruluşuyla birlikte yerinden yurdundan olan, mülteci kamplarında sürünen insanların yaşadıkları acıları göz ardı ederek, uğradıkları haksızlıklar karşısında attıkları çığlıkları duymazlıktan gelerek bugünü anlamak mümkün değildir.
Bu da yetmiyor.
Bugüne kadar tarih ne yazık ki hep kanla yazıldı. Onun için tarih eğer çok kurcalanırsa, sahne her zaman ölüm dansına teşne hortlaklara kalır. Filistin'le İsrail arasında kalıcı ve hakça bir barış öncelikle tarihin esiri olmayı reddetmekten geçiyor.
Bu ne demek?
İsrail devleti artık tarihsel bir olgudur. Filistinliler, İsrail devletinin varlığını kabul etmeden barış olmaz.
Ama bu yetmez.
İsrailliler de yanı başlarında komşu olarak başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletine evet demeden barış hayaldir.
2000 yılının haziran ayı.
Doğu Kudüs'te, Filistin yönetiminin liberal kanadından Hanan Aşrawi'yle sohbet ederken şöyle demişti:
"İsrail'in devlet olarak varlığını kabul etmekle zaten tarihi Filistin topraklarının yüzde 77'sinden vazgeçmiş olduk. Bunun ötesinde taviz yok. İsrail'in Doğu Kudüs dahil 1967'de işgal ettiği bütün topraklardan çekilmesi lazım gerçek barış için..."
Ama bu da yetmez.
Çünkü, Hanan Aşrawi'nin bu görüşünü Filistinlilerin tümü kabullenmiyor.
Yine 2000 yılı haziran ayı.
Güney Lübnan'da Fatima kasabası. Dikenli tellerin ötesi İsrail toprakları. 1982'den beri işgal altında tuttuğu Güney Lübnan'dan yeni çekilmiş İsrail.
Siyah sakallı genç bir adam. Omuzuna oturttuğu dört beş yaşlarındaki çocuğa dikenli tellerin öbür tarafını gösterip bir şeyler anlatıyor. Ben ne anlattığını sorunca bana şöyle diyor:
"Orasının Filistin toprağı, İslam toprağı olduğunu anlatıyorum. Bugün değilse yarın o toprakların yine bizim olacağını anlatıyorum oğluma..."
Bir de bu var.
Filistin saflarında İsrail devletini yok etmek isteyenler özellikle İslamcı kesimde örgütlenmiş durumdalar. İntihar terörizmi yalnız İsrail işgaline karşı yapılmıyor. Kutsal davaları aynı zamanda İsrail devletinin tamamen ortadan kaldırılması...
Bu konuda görüş ayrılıkları var aralarında. Bir taraf aşamalı gidilmesinden yana. İlk aşamada, bağımsız bir Filistin devletiyle yetinilmesini istiyorlar.
Karşı görüşte olanlar ara aşamadan yana değil. Her türlü şiddet ve terörle İsrail'in üstüne gidilmesini, zamanla Yahudilerin bu topraklarda yaşama iradesinin kırılacağını, bütün İslam coğrafyasında olduğu gibi İsrail topraklarına da din devletinin, İslami düzenin böyle geleceğini savunuyorlar.
Onun için Hamas'tı, İslami Cihad'dı, Hizbullah'tı, bütün bu örgütleri iyi düşünmek, İsrail'de başvurdukları terör eylemlerinin önünü arkasını iyi değerlendirmek gerekiyor.
Başka?
Filistin - İsrail barışı bütün bu örgütlerin işine gelir mi? Sanmıyorum. Saddam'ın da gelmez. Tahran'ın memnun kalacağını da sanmam. Zaten Bin Ladin'ler için barış şeytandan farksızdır.
O yüzden bütün bu güçler, rejimler, Filistin - İsrail yangınının büyümesinden yanadırlar. Çünkü bu yangın, Arap ve İslam coğrafyasında radikal İslam'ın, dinci fanatizmin güçlenmesine yol açmaktadır.
Başka?
Körfez ülkeleri, otoriter Arap ülkeleri de Filistin - İsrail barışından memnun kalabilirler mi? Sanmıyorum. Yangının tümüyle sönmesi, kalıcı bir barışın kurulması işlerine gelmeyebilir.
Çünkü İsrail düşmanı, siyonist düşman ortadan kalkınca, kendi ülkelerindeki radikal İslamcı muhalefet onlara dönmeye başlar. O yüzden, yangının bugünkü kadar büyümesini hiç kuşkusuz istemezler ama tümüyle sönmesinden de rahatsız olacakları kesindir.
Zor dostum zor!
Evet öyle.
Bu sorunu anlamaya da, kalıcı ve hakça bir barış getirmeye de sloganların yeteceğini sanmıyorum. Son Newsweek'teki makalesinde, "Bazı krizler ancak idare edilebilir, çözülemez" diyen eski ABD Dışişleri Bakanı Kissinger haklı belki de...
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|