
|


Patrick'i arıyorum
Sık sık bilgisayarımı temizlerim. Dışını değil, içini tabii. Sanki birçok dosyayı silersem, bilgisayarım bakımdan geçmiş araba gibi daha rahat çalışacak! Cahillik işte. Bu gafletle geçenlerde iki tane e - postamı yanlışlıkla silmişim. Biri bir ilaç ya da, kimya şirketinin konuşma davetiydi. İkincisi ise tam 29 yıldır göremediğim bir dostumun izleri. Şimdi günlerdir dövünüp duruyorum.
1973 yazıydı. Rahmetli babam İngilizceyi bellemem için İngiltere'ye, bir yaz okuluna yollamıştı. Okul İngiltere'nin güneyindeki Isle of Wight isimli bir adadaydı. İki ay süreyle çeşitli fen, spor ve hobi dersleri alacaktık. Dünyanın çeşitli ülkelerinin aristokratvari çocukları oradaydı. Gerçi ne benim Kandıralı olmam sırıtıyor, ne de Türk olmam yadırganıyordu. Ama ben yine de hemen ısınamamıştım.
Hocaların bir tanesi ise çok farklıydı. Gayet bohem kılıklı bir adamdı. Sanıyorum o yıllarda 30 yaşlarındaydı. Görüntüsü bugün bile gözümün önünde. Üstü başı hırpaniydi. Kızıl - kahve sakalları, çok ince bir fiziği vardı. İngilizceyi tane tane konuşur, filtresiz Fransız Gaulouvois sigarası içiyordu. Son derece kibardı. İlginçtir, İngiltere'nin iki seçkin lisesinden biri olan Harrow'a (diğeri Eaton) gitmiş, sonra da Cambridge Üniversitesi'nde edebiyat, ya da sosyoloji okumuştu.
Bu adam Patrick Hutchison'du. Sanıyorum, eşi de Fransızdı. İngiltere'de bu tür adamlar böylesi bir formasyondan sonra ülkenin seçkin konumlarına gelirler. Patrick ise 68 kuşağındandı. Biraz liberal, biraz da solcuydu. Ama ülkemizdeki o kalın solculara da hiç benzemiyordu.
İkindi vakitleri sık sık özel sohbetlere girerdik. Ben ona Ecevit'i ve Ortanın Solu hareketini, o da bana İngiliz solunu anlatırdı. O sohbetlerin bazıları bende otuz yıl iz bırakmıştır. Patrick gençti, ama birçok defa Türkiye'ye gelmişti. Van'ı bile görmüştü. Bense o yıllarda Kayseri'den ötesini bilmezdim. Bir gün karşılıklı saymaya başladık. Patrick çoğu yeri biliyor, bense takılıyordum. Sonunda Patrick kibarca ve gülümseyerek; "Sen daha kendi ülkeni doğru dürüst bilmiyor, ama buralara kadar geliyorsun, oysa ben önce kendi ülkemi dolaştım" deyince çok etkilenmiştim. Şimdi ülkemin hemen her ilini biliyorum. Ama yaşım da 45.
Biz Türkler kendi ülkemizi görmeden yurtdışına, Avrupa'ya gitmek isteriz. Bir modernleşme kompleksidir bu. Oysa gerçek modernleşme Londra'da Oxford Caddesi'nde alışveriş yapmak değil, Hasankeyf'i, Akdamar'ı görmek, yahut da Hemşin yaylalarına çıkmaktır. Modernleşmenin en önemli aşaması kendimizi tanımaktır.
Pazar günü büyüme rakamları açıklanınca herkeste bir ürküntü oldu. "Ne krizmiş be" dendi. Oysa kendimizi iyi tanısak bu kadar ürkmeyebilirdik. Belki de iyi oldu. Çünkü kriz sadece üretim kapasitelerini çökertmekle kalmadı, bazı şişirilmiş egoları da patlattı.
Patrick'le tanıştığım yıllar petrol krizi çıkmamıştı. Petrol krizinden İngiltere çok etkilense de sonra aldı başını yürüdü. Biz ise tam 30 yıldır krizlerle boğuşuyoruz. Şişirilmiş egolar, daralmış zihinler, köhnemiş tutumlar. Ruhumuz kararıyor! Tek fark; o yıllar umutluyduk, bugün artık o da kalmadı. Belki de eksiğimiz bu. Patrick'i ararken bunlar aklıma geldi. Kim bilir şimdi Patrick ne yapıyor?
hursit@marun.edu.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|