
|


Arap ülkeleri bu sese kulak verin...
Ortadoğu’da kan akmaya devam edecek.
Arafat ile Sharon adeta son hesaplaşmalarını görüyorlar. Amerika araya girmemekte direniyor. Dayanılmayacak noktaya kadar da bekleyecek gibi görünüyor. Ya Arafat pes edecek ve İsrail denetiminde bir Filistin Devleti kurulacak veya Sharon’un askeri güce dayanan sert yaklaşımı bitecek, İsrail geri çekilecek.
Bu olaylar sürerken, ben başka bir gelişmeye dikkatinizi çekmek istiyorum.
Olayların alevlenmesiyle birlikte Türk kamuoyu da İsrail’in tutumunu ve Arafat’ı tartışmaya başladı.
Ben dahil, köşe yazarları görüşlerini açıkladıkça, kamuoyu da olumlu ve olumsuz tepki gösterir oldu. Bana günde yüzlerce e-mail geliyor. Bir bölümü Filistinlileri destekliyor. Ancak hiç küçümsenmeyecek bir bölüm var ki, Arap dostlarımızı düşündürmeli...
Türkiye halkının Araplara güvensizliği, yıllar boyunca içlerinde sakladığı hisleri ortaya koyuyor.
Gelen mesajların çoğunluğu şu noktaları içeriyor:
Osmanlılar döneminde bizi arkadan hançerlediler... Bizi hiçbir zaman sevmediler. Şimdi biz neden onlara sevgi gösterelim? Kıbrıs olayları sırasında hangisi yanımızda yer aldı? Hiçbirinin sesi çıkmadı. Kardeş diye bağrımıza bastık, bir tanesi bile çıkıp KKTC’yi tanımadı. 1970’lerdeki ekonomik krizde parmaklarını dahi kıpırdatmadılar. Filistin kamplarında Türkiye’de savaşacak gerilla eğittiler. PKK teröründeki durumlar ortada. Suriye besledi. İran korudu. Diğerleri oralı olmadılar. Bu tepkilerin doğru ve yanlışlarını tartışacak değilim. Bir bölümünün abartılı, bir bölümünün haksız olduğunu da biliyorum.
Ancak ortada bir de gerçek var: Türk kamuoyunun bir bölümü Araplara sempatiyle bakmıyor. Nasıl Arapların bir bölümü Türkiye’ye soğuk yaklaşıyorsa, aynı durum burası için de geçerli.
Ülke halklarının birbirlerini kucaklayıp, birbirlerine çiçek atmaları gerektiğine inanmayacak kadar gerçekleri bilen bir gazeteciyim. Ancak Türk-Arap ilişkilerindeki rahatsızlığı göremeyecek kadar da saf değilim.
Hastalığın tek yönlü olmadığı da ortada...
Toplumlar arasındaki ilişkiler sadece din bağlarına dayandırılamaz. Aynı dine bağlı insanların birbirlerini sevmeleri gerektiğine dair bir kural da yoktur.
Bütün bunlara rağmen, Türklerle Arapların tarihi bağlarının bıraktığı tortuyu da görmezden gelemeyiz. İşte bu açıdan işe yaklaşmamız ve hem bizim hem de Arapların (Tabii önem veriyorsak, yoksa zaman harcamaya dahi değmez) karşılıklı olarak bu güvensizlik havasını dağıtmak için harekete geçmemiz gerekir.
Dünya artık çok küçüldü.
Hele yaşadığımız bölgedeki karşılıklı dayanışma gereği daha da artmaktadır.
Bu bölgede Yahudilerin de, Filistinlilerin de güvenlik içinde yaşamaya hakları vardır.
Arapların, Türkiye dahil dünyaya yansıttıkları imajlarına yeniden bir bakmaları, Filistin üstünden politika yapmayı, Osmanlılar üstünden de kişilik mücadelesine girmeyi bırakmaları şarttır.
Son olayları "son hesaplaşma" olarak görelim ve bitirelim. Eğer devam eder ve etrafa çok sıçrarsa, işin rengi çok değişir. Bundan, Türkiye de payını alır...
mbirand@attglobal.net
SAYFA BAŞI

|
|

|