
|


Geçmiş zaman olur, iki...
10 Şubat’ta bir fotoğraf yayımladım, bir ülkenin nereden nereye geldiğini anlatan. Çok mektup geldi, birini sizle paylaşayım
10 Şubat’ta bu sütunda 1950’li yıllarda Afganistan’daki Türkiye Büyükelçiliği’ndeki bir davetin fotoğrafı yayımlandı. Bir ülkenin nereden nereye geldiğini, çirkinin güzeli kovduğunu, kötünün iyiyi yendiğini kanıtlayan bir tanık gibiydi. Ve yayımlandıktan sonra pek çok mektup geldi, aralarından biri nedense diğerlerinden daha çok etkiledi beni, sizinle paylaşmaya karar verdim:
"Sayın Kırıkkanat, tek taraflı bir sohbet olarak değerlendirebilirsiniz geçmişe bakışımı. Bendeki resimler arasında bulamadığım o güzelim Afganistan fotoğrafı hâlâ elinizdeyse, neden bu kadar duygulandığımı belki daha iyi anlarsınız: Önde duran şapkalı zarif hanım, benim beş yıl önce kaybettiğim dünya güzeli annemdir: Nihal Gürün. 82 yaşında öldüğü zaman da yine aynı derecede güzel ve zarifti. Resimde olmayan ve çok erken yaşta kaybettiğim babam Dr. Halil Gürün, Kabil Tıp Fakültesi’nde hocaydı. Cilt ve zührevi hastalıklar alanı. Hatta Zahir Şah’ın bir cilt hastalığını tedavi etmiş, çok değerli bir Afgan halısı verilmişti kendisine. Annem gözü gibi bakardı o halıya. Şimdi de ben aynı özeni gösteriyorum. Benden sonra ne olur bilmem... Prof. Ethem Menemencioğlu ve en az kendisi kadar zarif eşini iyi hatırlıyorum. Çok sık giderdik evlerine. Fotoğrafta, Ethem Bey’in arkasında tek başına duran tayyörlü hanımefendi, şimdi Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal’ın annesi Sabahat Ziyal. Yine aynı resimde, büyükelçilerimiz Erhan ve İlhan Yiğitbaşoğlu’nun anneleri duruyor. Eğer yanılmıyorsam, sütunun yanında ellerini kavuşturmuş genç kız da Gültin Arıgüç. Cumhuriyet yazarlarından Öztin Arıgüç’ün kız kardeşi. Prof. Arıgüç ve eşi, üç çocuklarından ikisini, Gültin ve Ertin’i getirmişlerdi Kabil’e.
Biliyor musunuz, orada Türk sefareti içinde açılmış bir de okulumuz vardı. Kabil Türk İlk ve Orta Okulu. Çoğumuz ilkokulu orada bitirdik. Bir zamanların Milli Eğitim Bakanı Prof. Orhan Oğuz, Kabil Üniversitesi’nde genç bir hoca iken ve Büyükelçi Cemal Yeşil Bey’in uğraşlarıyla kurmuştu okulumuzu. Milli Eğitim’den onaylıydık. Babam matematik ve geometri derslerine girerdi. En çok da Ertin ve ben azar işitirdik, çalışmıyoruz diye. Büyükelçi Cemal Yeşil edebiyat dersleri verirdi. ‘Müdür Sahip’ adını taktığımız Orhan Oğuz da okulun başarılı müdürüydü. Biz 1948 - 1952 yılları arasında Kabil’de bulunduk. Düşünüyorum da, orada sağlam bir eğitim almış olmalıyız ki, dönüşte hemen hepimiz iyi okullara girdik ve yöneldiğimiz alanlarda bir yerlere geldi.
Hep özlemle anarım Kabil’de geçirdiğim çocukluk yıllarımı. Bamyan’daki Budha’lar yok edildiğinde içimden bir şeyler koptu sandım. Beni Afganistan’a tutkuyla bağlı kılan güzelliklerden biriydi o iki Budha. Yıllar sonra, 1970’lerde yine gittim Afganistan’a ve ilk yaşadığım evi ziyaret ettim. Bizden sonraki sakinleriyle yemek yedim, odaları, bahçeleri gezdim, kokladım. Uzun uzun ağladım ve otelime döndüm. Yabancılar çoğunlukla yeni inşa edilmiş İntercontinental’de kalıyorlardı, ben kentin ortasındaki Hatel Kabul’da kaldım. İlk gittiğimizde, bir ev bulup yerleşene kadar kaldığımız oteldi, ailemle. "Artık yollar çok tehlikeli" dedikleri için Bamyan’a gidemedim ve içime dert oldu. Belki bir yıl sonra, Ruslar indi oralara...
Bunları neden size yazdım, bilmiyorum. Bir şeyleri paylaşmak istedim o eski fotoğrafı görünce, yazınızı okuyunca. Bunları eşime ve oğluma da anlatabilirdim ama dinlerler miydi,
bilemiyorum. Size yazmak geldi içimden.
Sayın Kırıkkanat, eğer tiyatro ile ilgiliyseniz beni belki tanıyabilirsiniz. Ya da ismim yabancı gelmez. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Tiyatro Festivali Yönetmeniyim. Esas görevim, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tiyatro Bölümü Başkanlığı. On beş günde bir Cumhuriyet’e tiyatro yazıları yazıyorum. Ve hayat eski canlı renkleri taşımasa da bir biçimde akıp gidiyor.
Dostluk ve saygılarımla,
DİKMEN GÜRÜN."
Başka söze gerek var mı, sevgili okurlar? Bir gün bir fotoğraf çıkar gelir bir yerlerden, geçmişin uçucu güzelliğini fısıldar, anıları uyandırır, ölüleri canlandırır... Ve zaman yarınların ölümüne akar.
Yazara e-mail
PAZAR


"Sanat için" evlendiler!
"Hazin bir hikayedir benim hayatım"
"Evimde özel tasarım eşya yok"
Eski araba bulmak şimdi çok kolay
Orijinal mekanında "Othello"
Nişantaşı kantinde buluşuyor
Mehmet Y. Yılmaz’dan 141 "radikal" yazı...
Birahanelerin değişimi
Filistin askıda
DVD / Selim BOY
Çin mutfağının vazgeçilmez adresi
Geçmiş zaman olur, iki...
Seminer kitaplıkları
Aşktan konuşalım
Kadınlar plastik sanatçıları sever
Tıraş fırçasının üstünde incecik yollar
Devlerin aşkı
SAYFA BAŞI

|
|

|