
|


Seminer kitaplıkları
Kütüphaneler Haftası’nın yeni bittiği bugünlerde seminer kitaplıkları bodruma indiriliyor. Neymiş, bilgisayar sistemine geçilecekmiş. Miş, miş, miş...
İstanbul Üniversitesi yani Dar’ül Fünun Edebiyat Fakültesi ülkemizin en eski yüksek tahsil kurumudur. Bir eşi de 1935’te Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi olarak kurulmuştur. Parlak kadrolarla ışıltılı günler yaşamışlardır. Bilhassa Naziler Almanya’yı ele geçirdikten sonra hırpalanan ve kovalanan Alman alimlerine ev sahipliği etmişlerdir. Doğrusu bu dönem Edebiyat Fakültesi için bir yeniden doğuş olmuş; DTCF ise en parlak dönemini bu sayede yaşamıştır. Edebiyat Fakültesi kuruluşu ve bilhassa reform dönemi itibarıyla Fransız-Alman üniversite geleneğini yansıtır.
Bu geleneğin en önemli görünümü, her bilim şubesinin yani kürsünün kendi seminer kitaplığının bulunmasıdır. Bazıları geçen asırdan kalan koleksiyonlara sahiptir. Doğrusu Avrupa üniversiteleri de böyle şık zengin seminer kitaplıklarıyla ünlüdür. Genç asistanlar ve talebelerin hafız-ı kütüb olarak gelişmelerine çok yardımcı olmuşlardır. Kürsülerin seminer kitaplığı, talebeyi çalışmaya zorlar. Herkesin birbirini gözetlediği yerdir; müracaat kitapları el altındadır. Çünkü umumi kitaplıkların açık raf sistemi uygulamadığı yerlerde; (bizde de öyle) kütüphanede vakit kaybını önler, her şey önünüzdedir, ders çalışır, makale yazarsınız. Zaten Büyük Kütüphane nadir kitapların arandığı bir yerdir. Mesela yanılmıyorsam Edebiyat Fakültemizin felsefe kitaplığı tam takım bir Nietzsche koleksiyonuna sahiptir.
Amerika’daki kütüphaneler zengindir; raflar herkese açıktır; gerçi bazı sapık kimseler tonla kitap çalar; ama devamlı envanter yapıldığından eksikler bir biçimde yerine konur. Dünyadan tecrit edilmiş Amerikan üniversite kampusunun temel uğrak noktası kitaplıktır. Herkes günde bir saat, hiçbir şey yapmasa bile uğrar. Kütüphanede arkadaşlar buluşur, buluşurken raf karıştırılır. Bir kitabı ararken başka kitapları görür öğrenir. Bu zenginlik Avrupa’da yok, bankonun ardından kitap istenir; bizde de öyle... Onun için Avrupa’da üniversiteler seminer kitaplığıyla var olurlar.
ABD’nin üniversite hayatı ve kampusun merkez kütüphanelerle bütünleşmesi kısa gezilerle anlaşılmaz. Bu gibi turistik tecrübelerle Edebiyat Fakültesi’nin seminer kitaplıklarını bodrumlara indirmenin manası yoktur. Edebiyat Fakültesi’nin 16 adet seminer kitaplığındaki 219 bin 980 adet kitabı kutulara doldurularak bodruma indiriliyor. Bodrumda kütüphane kurulup bilgisayar sistemiyle kitap gelecekmiş. Miş, miş... Semavi Eyice gibi hocaların bin zahmetle kurduğu seminer kitaplığı bodruma indirilince ne olacağını kim tahmin edebilir. Zavallı Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin güya merkezi kütüphaneye aktarılan seminer kitaplıklarının encamını hatırlamak bile istemiyorum.
İstanbul Üniversitesi zengin merkezi kitaplığını bile ilme tam anlamıyla arz edebilmiş değildir. Bodrumdaki kutularla bir fakülte nasıl çalışır? Seminer kitaplığı olmayan bir klasik diller bölümü, Türkoloji bölümünü düşünmek bile abestir. İstanbul Üniversitesi’nde ne öğrenim gördüm ne de öğrettim... Ama her Türk gibi orası benim de üniversitem. Okuduğum ve büyüdüğüm Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi gibi Edebiyat Fakültesi’nin de haline ağlıyorum. O da hayatımın bir parçası. Lütfen rastgele tasarrufları herkes kınasın. Kütüphaneler Haftası’nın hemen ardından durumu pek iç açıcı (!) bir olayı tartışmak durumunda kaldık.
PAZAR


"Sanat için" evlendiler!
"Hazin bir hikayedir benim hayatım"
"Evimde özel tasarım eşya yok"
Eski araba bulmak şimdi çok kolay
Orijinal mekanında "Othello"
Nişantaşı kantinde buluşuyor
Mehmet Y. Yılmaz’dan 141 "radikal" yazı...
Birahanelerin değişimi
Filistin askıda
DVD / Selim BOY
Çin mutfağının vazgeçilmez adresi
Geçmiş zaman olur, iki...
Seminer kitaplıkları
Aşktan konuşalım
Kadınlar plastik sanatçıları sever
Tıraş fırçasının üstünde incecik yollar
Devlerin aşkı
SAYFA BAŞI

|
|

|