
|


Tıraş fırçasının üstünde incecik yollar
Sanırım on bir yaşındaydım. Annemle Beyoğlu’na çıkmıştık. Beyoğlu’na çıkılır da sinemaya gidilmez mi! Annemin gözü Atlas Sineması’nın fenerine takıldı. Koca harflerle Ingrid Bergman. En sevdiği oyunculardan biri. Bana kalsa, İpek’te Humphrey Bogart’ın, Lale’de Errol Flynn’ın filmi var mı, önce onu öğreneceğim. Ama özveride bulunup "Girelim" dedim. Yüzüme kuşkuyla baktı annem. "Adı ‘Öldüren Hatıralar’. Herhalde güzeldir" dedim.
Filmden pek bir şey anlamadım. Belleğini yitirmiş bir adamı oynuyordu Gregory Peck. Ingrid Bergman da ona aşık olan bir doktoru. Benim için sıradan bir filmdi işte. Yalnız bir sahne beni çok etkiledi, bayağı heyecanlandım. Ingrid Bergman uyurken Gregory Peck tıraş oluyor, o arada tıraş fırçasının üstündeki sabunda incecik yollara benzer izler görüp elinde usturayla sevgilisinin yanına gidiyordu. Bakışları korkutmuştu beni. "Tam delirdi şimdi. Ingrid Bergman’ın boğazını ha kesti, ha kesecek... Ama korkma, kesmez. Keserse film biter."
Öldüren Hatıralar’ın (Spellbound) Hitchcock’un olduğunu yıllar sonra, yönetmenlerin ne işe yaradığını aklım kesmeye başlayınca öğrendim. Yakın geçmişte de bir televizyon kanalında gösterildiğinde filmi yeniden izledim. Hitchcock oldu mu, sevmeye mecburum zaten; ama şimdilik bellek yitimi denen şeyi yaşamadığım için, anılar filmi daha sıcak kıldı.
***
Glen O. Gabbard ile Krin Gabbard’ın "Psikiyatri ve Sinema" (Çevirenler: Yusuf Eradam, Hasan Satılmışoğlu; Okuyan Us Yayın) kitabını elime alır almaz, önce Öldüren Hatıralar’ı aradım elbette. Sonra "Talihsizler Yuvası"nı (The Snake Pit), "Sapık"ı (Psycho). Üç filmle ilgili bölümleri okuduktan sonra başa döndüm.
Bu başlık altında incelenebilecek ne çok film varmış meğer... Robert Wiene’den Woody Allen’a kadar sayısız yönetmen, psikiyatriyi kamera karşısına yatırmış. Gabbard çifti kapsamlı (sanırım çok da çileli) bir çalışma sonucunda ortaya sık sık başvurulacak bir kaynak yapıt çıkarmışlar.
Sonda yer alan yaklaşık 60 sayfalık "Amerikan Sinemasında Psikiyatri: Filmografi" bölümü başlıbaşına bir kitap özelliği taşıyor. Yüzlerce filmin konu özetlerinin yanı sıra yönetmenleri, oyuncularıyla ilgili bilgiler de veriliyor.
Çevirinin de çile ürünü olduğunu belirtmeliyim. Özenli bir Türkçenin yanı sıra başarılı bir arşiv çalışması. Ülkemizde gösterilen filmlerin özgün adlarının yanı sıra bizde tanındıkları adlar da yer alıyor. (Bu arada hemen gözüme çarpan iki yanılgıya dikkati çekeyim. "Shane", Yaylalar Aslanı değil, "Vadiler Aslanı" adıyla gösterilmişti. "Arsenic and Old Lace"i ise Ahududu Şerbeti Akşam Güneşi olarak değil, "Arsenik Kurbanları" olarak hatırlıyorum.)
***
Kitabın arka kapağındaki bir alıntıda Dr. Arnold M. Cooper "Okuyucular, hem Amerikan filmlerinde ve kültüründe psikiyatrinin yerine dair pek çok şey öğrenecekler, hem de film izlemekle eşdeğer bir haz alacaklar" diyor.
Doğrusu film izlemenin hazzı başka... Ama bir yerde Cooper’ın görüşüne katılmamak da mümkün değil. Psikiyatri ve Sinema’yı büyük tatlar alarak okudum. Kitabın adı sizi ürkütmesin. Asık suratlı bir tıp araştırması değil bu, sinemayı sevenler için sanki bir serüven romanı.
BİR DAKİKA ARA
"Hasta sayısının artmasını sağladı..."
"Psikiyatri ve Sinema" denilince akla hemen Alfred Hitchcock geliyor. İşte usta yönetmenden derlediğim bazı sözler:
"Televizyonun psikiyatriye büyük katkıları olmuştur. Hem psikiyatri konusunda bilgilerin yaygınlaşmasını, hem de hasta sayısının artmasını sağlamıştır." "Drama, sıkıcı bölümleri atılmış hayattır." "Yaramazlık etmiştim. Ne yaptığımı hatırlamıyorum; babam elime bir not tutuşturup beni karakola yolladı. Polis notu okuyunca beni bir hücreye kapattı. Hâlâ o hücreden kaçmaya çalışıyorum." "En iyi sinema oyuncusu, hiçbir şeyi en iyi biçimde yapamayan kişidir." "Amerika’da bir film yaptığımız zaman, bütün dünya için yapmış oluyoruz; çünkü Amerika yabancılarla dolu." "Sinema bir hayat dilimi değildir, bir pasta dilimidir." "Kül Kedisi’ni yapsaydım, seyirciler faytonun içinde ceset arardı." "Sinemacı birtakım şeyler söylemeye kalkmamalı. Onları göstermeli." "Kurgu son derece önemlidir. James Stewart’ı düşünün; çocuklu bir anneye bakıyor. Çocuğu görüyorsunuz. Sonra onu. Gülümsüyor. Mr. Stewart sevecen, yaşlı bir beyefendi. Çocuğu çıkarıp yerine bikinili bir kız koyun. Mr. Stewart kart zamparanın teki olup çıktı." "Konulu filmlerde yönetmen Tanrı’dır; belgesellerde ise Tanrı yönetmendir." "Mantık sıkıcı bir şeydir.ö
Bir cümle de John Frankenheimer’dan: "Alfred Hitchcock’tan etkilenmediğini söyleyen bütün Amerikalı yönetmenler delidir."
PAZAR


"Sanat için" evlendiler!
"Hazin bir hikayedir benim hayatım"
"Evimde özel tasarım eşya yok"
Eski araba bulmak şimdi çok kolay
Orijinal mekanında "Othello"
Nişantaşı kantinde buluşuyor
Mehmet Y. Yılmaz’dan 141 "radikal" yazı...
Birahanelerin değişimi
Filistin askıda
DVD / Selim BOY
Çin mutfağının vazgeçilmez adresi
Geçmiş zaman olur, iki...
Seminer kitaplıkları
Aşktan konuşalım
Kadınlar plastik sanatçıları sever
Tıraş fırçasının üstünde incecik yollar
Devlerin aşkı
SAYFA BAŞI

|
|

|