07 Nisan 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 





Bohem hayatın görsel şöleni

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde sahnelenen "La Boheme", görsel ve estetik zenginliği, sahnedeki hareket dinamizmi, titiz müzikalitesi ve ayrıntılara verdiği önemle son derece başarılı bir çalışma.

     ZEYNEP AKSOY

     19. yy. sonlarında bir Noel gecesi Paris’te fakir bir çatı katı. Şair Rodolfo, ressam Marcello, müzisyen Schaunard ve filozof Colline burada yoksullukla, yaratıcılıkla, aşkla, romantizmle ve anlık mutluluklarla dolu bir yaşam paylaşırlar. Rodolfo, mumu sönen ve ateş istemek için kapıyı çalan zayıf, hastalıklı örgücü komşu kızı Mimi’ye ilk bakışta âşık olacak kadar iflah olmaz bir romantik; Marcello zengin adamlarla gezip gününü gün eden, koket ama iyi kalpli eski sevgilisi şarkıcı Musetta’ya ilk fırsatta geri dönecek kadar saftır. Genç sanatçılar pervasız eğlenceyi, aşkı, ayrılığı, yoksul yaşamlarını, duygularının ve yaşam heyecanlarının yoğunluğuyla zenginleştirir, Mimi’nin çok erken gelen trajik ölümünün getirdiği tarifsiz acıyla birden büyüyüp gençliklerini geride bırakırlar.
     Puccini’nin en sevilen ve opera repertuvarlarına en sık alınan eserlerinden "La Boheme", bestecinin olgunluk döneminin ilk ürünlerinden sayılır. Henri Murger’ın "Bohem Hayatından Kesitler" adlı tefrika romanından ve bestecinin kendi hayatından esinlerle, yazar İllica, şair Giacosa ve Puccini’nin işbirliğinden oluşturulan eser, operada 19.yy. sonlarında ortaya çıkan "verismo" yani gerçekçilik akımıyla romantizmi birleştirir. "La Boheme" 1 Şubat 1896’da Torino’da ilk sahnelenişinde çok fazla beğenilmemiş, özellikle de dönemin önemli eleştirmenlerince eleştiri yağmuruna tutulmuştu. "Boşluklarla dolu, kulağa çocukça gelen, sanatsal açıdan başarısız" bulunan eser, prömiyerin hemen ardından Palermo’da yeniden sahnelendiğinde ise seyirci adeta kendinden geçti ve o gün bu gündür operaseverlerin favori eserlerinden biri... Günlük hayatın içinden, karmaşık duygulara sahip, dolayısıyla seyircinin kendisiyle kolayca özdeşleştirebildiği karakterler ve grift armonik yapısına rağmen melodik ve sade tınlayan lirik müziğiyle, Puccini’nin en küçük nota dinamiğinden en basit söz detaylarına ve ayrıntılara verdiği önemle "La Boheme", aslında opera tarihinin temel taşlarından.
     İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nce İtalyan rejisör Vincenzo Grisostami yönetiminde sahnelenen "La Boheme", görsel ve estetik zenginliği, sahnedeki hareket dinamizmi, titiz müzikalitesi ve ayrıntılara verdiği önemle son derece başarılı bir çalışma. Tasarımcı Osman Şengezer dört perdeden oluşan operanın her perdesinde gerçekle hayali birleştiren farklı mekânlar yaratmış. İlk ve son perdedeki Paris’in gri çatılarının arasında yoksul bir vaha izlenimi veren çatı katı, ikinci perdede zengin koroyla cıvıl cıvıl bir noel gecesi yaşayan Latin bölgesinin dar sokakları, cumbaları, seyyar satıcıları, üçüncü perdenin karlarla kaplı romantik peyzajı operada metni ve müziği destekleyen başarılı bir sahne ve kostüm tasarımının, yaratıcı ışık kullanımının ve sahne yönetiminin bir yorumun başarısında ne kadar büyük rolü olduğunu ortaya koyuyor. Dönüşümlü olarak farklı sanatçıların seslendirdiği başrollerde oynayan Bülent Külekçi (Rodolfo), Efsun Öztoprak (Mimi), Ayşe Sezerman (Musetta), Kevork Tavityan (Marcello) güçlü müzikal yorumlarının yanı sıra teatral yetenekleriyle de dikkat çekiyor. Üzücü olan tek şey, Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon’un aslında operaya hiç uygun olmayan o korkunç akustiği yüzünden şancıların çoğu zaman orkestra tarafından bastırılmaları, şan partilerindeki Puccini müziğine özel ince dinamik nüansların, tınıdaki değişimlerin seyirciye ulaşamadan havada kaybolup gitmesi. Bunun dışında, duygusallıkla estetiği, romantizmle gerçekçiliği bu başyapıta yakışan bir uyumla ayrıntıları destekleyerek sunan, eserin müzikal zenginliğini görsel bir şölenle tamamlayan bu yorum, opera sanatına özel ama çok zor yakalanan o "büyü"yü barındırıyor.
     
     AKM Büyük Salon (0212) 251 56 00
•  2 Nisan - Saat 20.00
•  13 ve 27 Nisan - Saat 15.30     
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Berrak beyin, arı ruh, keskin göz
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Cevapsız kalan feryat
Bohem hayatın görsel şöleni
Frears ve Film Festivali işi pişirdi
New Order’a yakıştı
Kubaba’nın parmak izi
Araya araya kendini bulan ressam
DNA misali kurulmuş öyküler
Şeytanın bacağı incindi
Film gibi mimari
Fanteziciler ekran başına!
Bir erkek modeli
Yalnızlık kaç kişiliktir?
Bir açıklaması olmalı...
Kendimizi sürprizlere bırakmak
Hâlâ aşkı konuşuyoruz
Estetik savaş mümkün mü?
Katilin derdi kendisiyle
Gencecik filmler
Varoluşun müziğini yapıyor!
Bir şantöz söylüyor
Yolcudur Abbas...
Sanat ve yaşam
Sanatçı doktorlar
Geçmişin izini sürenlere
Haftanın albümleri
Anneler ve sırları
Yasak, yasakçı ve yasaklanan
Sözcüklerin bir "yer"i olmalı
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olmalı mı?
Hayat atölyesi
Tarihi Kentler Birliği Tokat Buluşması...
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet