07 Nisan 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 





Hâlâ aşkı konuşuyoruz

Julian Barnes’ın romanı "Aşk Vesaire"de başlangıç, orta ve son diye banal bir sıralama beklemeyin. Aslında bu hikâye yazarın "Seni Sevmiyorum" adlı kitabında üç ana karakteri tanıttığında başladı.

     Julian Barnes’ın "Seni Sevmiyorum" adlı kitabının üzerinden on yıl geçti. Geçen on yıla rağmen kitaptaki mutsuz üçlü "Aşk Vs.öde hâlâ tartışıp duruyorlar. Hâlâ mahrem düşüncelerini paylaşıyorlar, ancak birbirleriyle değil. Karakterler doğrudan doğruya okurla konuşuyorlar, böylelikle biz aynı olayları birkaç kez ve farklı perspektiflerden öğreniyoruz.
     Kitapta üç ana karakter -ve onlarla birlikte çocuklardan, kaynanalardan, meslektaşlardan ve yan tiplerden oluşan yardımcı oyuncular- sırayla söz alıp ortak geçmişlerine yeni bir biçim vermeye çalışıyorlar.
     Böyle yapmakla da, Barnes’ın kitabında acımasızca topa tuttuğu, günümüzün itirafçı kültürünün bildik malzemesini oluşturuyorlar. Barnes’ın, kendi kendinden hoşnut orta sınıf insanların törelerine ilişkin gözlemleri insana ıstırap verecek kadar akıllıca. Ve tıpkı Flaubert’in "Papağan"ı ile "İngiltere İngiltere’ye Karşı" romanlarında yaptığı gibi -bu iki roman ona Booker Ödülü adaylığını getirmişti- Julian Barnes içgörü yeteneğini nüfuz edici bir espri gücü ve sözsel ustalıkla daha da keskinleştiriyor.
     "Seni Sevmiyorumöda olduğu gibi "Aşk Vs.öde de olay örgüsü, evlilik hayatının temel bir ilkesini unutmuş görünen tablo onarımcısı Gillian’ın etrafında kuruluyor. Gillian’ın kırklarında olan iki aşığı bir kez daha kıyasıya bir öğrenci rekabetine girişiyorlar. Ancak bu kez bahse girilen şeyler çok daha önemli: Güven, gerçek ve hatta akıl sağlığı.
     Gillian önce Stuart’a âşık olup onunla evlenir. Sonra da Oliver ile. Gene aşkla. İki adam bir şeyin "karşıt kutupları" gibi. Boynuzlanmış Stuart Amerika’ya göç eder, yeniden evlenir ve yaşamının diğer cephelerine getirmeye başladığı açık görüşlü analizi, organik yiyecek endüstrisine de uygulayarak zengin olur. Parola sözleri: Saydamlık, verimlilik, erdem, kolaylık ve esneklik. Bu sözler işte başarı için öylesine bir reçete oluşturur ki, Stuart yeni evlendiği karısını bırakır ve yeniden kendi ülkesinde dükkan açmaya karar verir. Gillian ile Oliver’i telefon rehberinde aradığı kendi ülkesinde...
     Belki de bu roman gerçekte burada başlıyor, yani Stuart, Gillian, Oliver ve onların iki çocuğuyla Londra’da akşam yemeğine geldiğinde... Kendi başına başarı kazanmış her Amerikalı manavın hemen fark edeceği gibi, kötü durumdalar. Harap bir dairede oturuyorlar. Bu yüzden Gillian’ı hiçbir zaman unutmamış (ya da Oliver’i bağışlamamış olan) Stuart, onlara hala sahip olduğu kendi evine taşınmalarını öneriyor. O ve Gillian’ın evlilik hayatına başladıkları ev bu: Ya da bir başka bakış açısıyla, Oliver ile Gillian’ın birbirlerine aşık oldukları ev.
     Oliver, hâlâ başarı kazanamamış bir senaryo yazarı olarak bir depresyon geçirmiş bulunuyor ve bir başka depresyonun belirtilerini gösteriyor. Aileyi ayakta tutan tablo onarma işiyle uğraşan Gillian, Oliver’in ruh halinde bir başka olumsuz yönelişin kuşkularıyla sürekli kaygı duyuyor. Bütün bunlar içinde aşkın yeri neresi? Kitapta çok az gerçek sevecenlik duygusu var ve seks de artık Gillian’ın Oliver ile evliliğinin aktif bir parçasını oluşturmuyor. Karakterleri yaşamlarını yeniden incelemeye iten şey Stuart’ın ülkeye dönüşüyse, romanın en rahatsız edici düşünceleri seslendiren kişi, ukala dümbeleği Oliver. Oliver dünyayı şu iki kategoriye bölüyor: "Aşkın her şey olup geriye kalan şeylerin sadece bir 'vs’ olduğunu düşünen insanlarla, yaşamın en heyecan verici kısmının bu 'vs’de yattığını düşünen insanlar". Ve, üçü arasında, romanın son bölümü olan "Ne düşünüyorsunuz?ödan sonra uzayıp giden soruyu ilk soran da yine Oliver.
     
     The Washington Post Company. Frances Stead Sellers Çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu
     
     Aşk Vesaire
     Julian Barnes
     Çeviren: S.Rifat Kırkoğlu
     Ayrıntı Yayınları
     Şubat 2002
     Fiyatı: 7.995.000 TL.
     
     
     
     Seni Sevmiyorum
     Julian Barnes
     Çeviren: S. Rifat Kırkoğlu
     Ayrıntı Yayınları
     Temmuz 2000
     Fiyatı: 7.600.000 TL.
     



 KÜLTÜR & SANAT


Berrak beyin, arı ruh, keskin göz
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Cevapsız kalan feryat
Bohem hayatın görsel şöleni
Frears ve Film Festivali işi pişirdi
New Order’a yakıştı
Kubaba’nın parmak izi
Araya araya kendini bulan ressam
DNA misali kurulmuş öyküler
Şeytanın bacağı incindi
Film gibi mimari
Fanteziciler ekran başına!
Bir erkek modeli
Yalnızlık kaç kişiliktir?
Bir açıklaması olmalı...
Kendimizi sürprizlere bırakmak
Hâlâ aşkı konuşuyoruz
Estetik savaş mümkün mü?
Katilin derdi kendisiyle
Gencecik filmler
Varoluşun müziğini yapıyor!
Bir şantöz söylüyor
Yolcudur Abbas...
Sanat ve yaşam
Sanatçı doktorlar
Geçmişin izini sürenlere
Haftanın albümleri
Anneler ve sırları
Yasak, yasakçı ve yasaklanan
Sözcüklerin bir "yer"i olmalı
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olmalı mı?
Hayat atölyesi
Tarihi Kentler Birliği Tokat Buluşması...
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet