
|


Merak etmeyin, Türkiye'den adam olur!
"Karşı olanlar? Taraftar olanlar? Kafası karışık olanlar? Kaldırın ellerinizi!"
Geçen gün Kültür Üniversitesi'ndeki konuşmama böyle başladım.
Konu, Avrupa Birliği'ydi.
Sevindim.
Çünkü, konferans salonundaki gençlerin büyük çoğunluğu Türkiye'nin AB'ye girmesinden yanaydı. Karşı olanlarla kafası karışıklar küçük bir azınlıktı.
Ayrıca, konferans sonunda bazılarının kafasını çelebildim. Karşı olanların kafasını karıştırırken, kafası karışık olanları AB'ye taraftar yaptım.
Hafta içinde Marmara Üniversitesi'yle Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde yaptığım iki konuşmanın konusu da Türkiye - Avrupa Birliği'ydi. Buralardaki izleyici topluluğu içinde AB'ye karşı havanın izleri daha belirgindi.
Tarık Zafer Tunaya'daki konferans sırasında bir ara Türklerle Kürtler kapıştı. Türkiye'nin AB yolundaki atacağı adımlar arasında yer alan Kürtçe'yle Kürtçe yayın ve öğrenimi gündeme getirince, salon bir ara karışır gibi oldu.
Kimileri sert tepki gösterdi.
Türkiye'ye dönük karanlık, bölücü niyetler dile getirildi. Tepkilerin bir bölümü bilgisizlikten, bir bölümü aşırı hassasiyetten kaynaklanıyordu.
Biri de kalktı şöyle dedi:
"Bulgaristan'a bakın. Bir zamanlar bu ülkede komünist rejim varken Türkçe isimler yasaklandı. Türk okulları kapatıldı. Türkler yok sayıldı. Demokrasiyle birlikte değişti her şey, eskisinden çok daha iyi oldu. Bulgaristan Avrupa yolunda ilerken bölünme tehlikesiyle falan karşı karşıya değil."
Sonra da ekledi:
"Ben de eskiden komünisttim, artık değilim."
Gülüşmeler...
Marmara Üniversitesi'nde de dikkatimi çekti. Sert tepkiler, sivri dilli tartışmalar da çıksa, taraflar birbirlerini dinleyebiliyor. Kavgasız gürültüsüz bir ortamda insanlar birbirlerine kulak verebiliyor.
Herkesin çok bilgili olduğu söylenemez. Tartışma tarzıyla soru sormadaki incelik ve üslubun fazla gelişmediği her zamanki gibi dikkati çekiyor. Temel eğitimin Türkiye'deki az gelişmişliğinin bütün izleri hemen belli oluyor.
Ama yine de serbest bir tartışma ortamının değişik platformlardaki varlığı sevindirici bir durum.
Marmara Üniversitesi'ndeki konferansta bir nokta dikkatimi çekti:
Askere eleştiri...
Asker - siyaset ilişkisini, askerin Avrupa Birliği'ne bakışını sorgulayan soruların sayısı az değildi. Çoğu dengeli, iyi niyetli ve konuyu demokrasi çerçevesine oturtabilen çıkışlardı.
Kültür Üniversitesi'nde Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı çıkan bir genç, görüşünü Konfüçyüs'ten şu aktarmayla savundu:
"Eskiler, erdemin ışığıyla ortalığın aydınlanması için önce devlet işlerini yoluna koyarlardı. Devlet işlerini yoluna koyabilmek için önce ev işlerini yoluna koyarlardı. Ev işlerini yoluna koyabilmek için önce kendilerine çekidüzen verirlerdi.
Kendi kendilerine çekidüzen verebilmek için kendi içlerindeki düzeni yoluna koyarlardı. Kendi içlerindeki düzeni yoluna koyabilmek için önce düşüncelerini yoluna koyabilirlerdi. Düşüncelerini yoluna koyabilmek içinse önce bilgi eksiklerini giderirlerdi."
Üç konferans sonrası ne mi düşündüm?
Türkiye'den adam olur!
Türkiye sanıldığı gibi zayıf bir ülke değil. Elbette tepeden tırnağa değişime muhtaç bir ülke.
Ama güçsüz değil.
Biraz da kuvvetli, iyi yanlarını görelim, görmeye çalışalım. Siyaseti, muhalefeti yalnız Türkiye'yi kötüleyerek, zayıflığını vurgulayarak yapmayalım.
Bence, "Bu ülkeden adam olmaz!" diyenler yanılıyor, bal gibi olur.
İyi pazarlar.
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|