07 Nisan 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




"Biz değerliyiz, kendimizi seviyoruz!"

Bu içli bir yazı değil. Oysa bilen bilir, yapabilirdim. Yapmıyorum. Çünkü Diyarbakır’da birileri harika ve gerçek bir iş yapıyor. Şahane edebiyata değil, yardıma ihtiyaçları var. Siz de tutun bakalım bir kenarından

     Hani insanın hemen bir şey yapası gelir. Haber, yazı şöyle kenara dursun, manşetleri şöyle sıvayıp, kurduğun hayatı aniden boş verip "Evet ne yapılacaktı?" diye sorup işin ucundan tutası gelir insanın. Artık orada kalası, kime, nasıl yardım edilmesi gerekiyorsa bir yerinden başlayası gelir. Aniden bastıran bir öfke ve heyecanla. "Evet, çocuklara ayakkabı mı alınacaktı? Buyurun para! Evet çocuklarla resim mi yapılacak? Evet başlayalım. Çocukların sorunları mı dinlenecek. Başlayın, dinliyorum." Böyle sağanak bir ruh hali. O anda bütün ömrün boyunca yapacağın en gerçek şeyin oradaki birine yardım etmek olduğuna, başka her şeyin şık bir palavra olduğuna inanırsın. Olur ya, olmuştur mutlaka. Sonra zaman geçer üzerinden. Sağanak, küçük bir suçluluk duygusu sızıntısına dönüşür. En dürüst halimizle konuşacak olursak, bu da tam öyle bir yazıdır. Yazıyı yazan, kendini Diyarbakırlı çocukların yanında kalmaktansa geri dönüp herkes duysun diye yazı yazmanın daha "faydalı" olacağına inandırmıştır.
     
Kalem, çorap, ayakkabı
     GAP, UNDP, İsviçre Hükümeti, Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği’nin işbirliğiyle... Güneydoğu Anadolu Gençlik İçin Sosyal Gelişim Programı... Diyarbakır Sokak Çocukları Rehabilitasyon Merkezi... Lafı dolaştırmayalım. Diyarbakır’da sokakta çalışan ve sokakta yaşayan çocukların gelip gittiği, resim, müzik yaptığı, okuma-yazma, bilgisayar öğrendiği, televizyon seyrettiği, avlulu, birkaç odalı bir yer. Kocaman yeşil gözleri olan bir müdürleri var: Remziye Arslan Ulaş. Öğretmenlerin en yaşlısı o ve 31 yaşında. Az sayıdaki genç insan, canlarını dişlerine takıp Diyarbakırlı çocuklar için çalışıyorlar. Merkeze kayıtlı 416 çocuk var, sokaktaki 3007 çocuğa hizmet veriliyor. Sokaklarda mendil, meyve suyu satan çocukları, ailelerinden izin alarak merkeze getiriyorlar. Çoğu köylerinden çıkarılmış ve şehirde varoşlarda yaşamak zorunda kalan çocuklar. Çoğu açlıktan dolayı küçük kalmış ama kocaman akılları olan çocuklar. Yekten söylemek isterim: En çok kırtasiye, çorap,
     iç çamaşırı ve ayakkabıya ihtiyaçları var.
     
"Hakikatli yar olsa"
     "Havada bir top bulut olsam / Ne güzel parasız dolaşırdım"
     İstanbul’dan gelenlere ürkek sesleriyle söylediler şarkıyı. Hamide, Hülya, Derya... Bundan bir süre önce hastane önünde su satıyorlardı. Şimdi okula gidiyorlar. Yüzlerinde hakkı yenmiş prenseslerin vakarı var. Biri piyano çalıyor, ikisi flüt çalıp şarkı söylüyorlar müzik odasında. Havada bir top bulut oluyorlar birazcık. Birazcık mola veriyorlar Diyarbakır’daki gerçekleri küçük omuzlarında taşımaya. Ama sesleri yine de daha alışık türkü söylemeye:
     "Hakikatli yar olsa / Geceleri böler gelir..."
     
Vur darbukaya Türkiye dinlesin!
     Darbuka grubu var, evlere şenlik! Hocaları genç, kıvırcık bir genç adam. Hep birlikte darbuka çalıyorlar. Gözlerini belertip ritmi almaya çalışıyorlar hocalarından. Aldıklarında başlıyor darbuka korosu. İnsafsız gerçeğin ötesinde ritimden kurulu başka bir gerçeklik açılıyor. Ritmi kaçırınca gülüveriyorlar -siz de pekala bilirsiniz ya-odalara güneş doluyor esmer çocuklar unuttukları kahkahaları atarken...
     Duvarlarda yaptıkları resimler var. Boyalara bulana bulana, akıllarından geçenleri kağıtlara, bezlere akıta akıta.... Savaş, açlık, şiddet; artık onlar kağıtların üzerinde birer karalama. Psikologları da var, bakıyorlar resimlere, çocukların yaptıklarına, konuştuklarına, kalplerinin karanlığına... Duvarlara afişler yapmışlar. İnsan oraya kadar tutmuşsa kendini tam oraya gelince:
     "Biz değerliyiz. Kendimizi seviyoruz!"
     "Oyun oynamak istiyom!"
     İnsanlığa lanet olası ümitler bağlıyorsun yine.
     
"Gerçek" bir şey yapmak
     Belki de "içli bir yazı" yazmak lazımdı. Yazmayacağım. Zira ağlamak şimdi tamamen zaman kaybı. Orada bir iş yapılıyor. Hem de beklenmedik bir biçimde harika bir iş. Şimdi hüzünlenmekten ziyade başka bir şey yapmak gerekiyor. Hadi bakalım okuyucu, pamuk eller cebe. Üç-beş ne olursa. Çocuklara çorap ve ayakkabı alınacak. Gerçek bir şey bu, belki de yapıyor olduğun milyonlarca şeyden daha gerçek. Hava buz gibi. Çocukların ayakları üşüyor. Edebiyat değil bu. Haa... Şunu da söyleyeyim. Her türlü işbirliğine de açıklar, bildiğiniz bir şeyi öğretmeye falan yani. "İçli yazı" bu seferlik dursun bir kenara, hesap numarasını veriyorum:
     Pamukbank Diyarbakır Şubesi 16000003
     En son ne zaman "gerçek" bir şey yaptın, düşünsene...
     
     ecetem@hotmail.com
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Nanik

Melih AŞIK
Hafif bilmece

Fikret BİLA
Siyasi ayrışma

Hasan CEMAL
Merak etmeyin, Türkiye'den adam olur!

Güneri CIVAOĞLU
Hoş seda

Can DÜNDAR
"Güzel Zeyno... Kibar Zeyno...!"

Abbas GÜÇLÜ
Üniversitelerde neler oluyor?

Mehmet Y. YILMAZ
Hem annemi, hem babamı, ben köyümü özledim!

Tuncay ÖZKAN
Tank ihalesi neden imzalandı?

Hasan PULUR
Ecdadımız da az marifetli değilmiş...

Derya SAZAK
Mehmet Ali Bayar rüzgarı

Meral TAMER
2002 enflasyonu % 25'lere inerse şaşmayın

Ece TEMELKURAN
"Biz değerliyiz, kendimizi seviyoruz!"

Metin TOKER
"Yeni İmparator" ABD Ne Tutum Alacak?

Osman ULAGAY
Doların bu kadar düşmesi iyi mi, yoksa kötü mü?

Güngör URAS
Astor’larda erkekler para, hanımlar ün yapmış

Serpil YILMAZ
İsim var görüntü yok!

© 2002 Milliyet