10 Nisan 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 





Kubaba’nın parmak izi

Antalya’da sahnelenen "Ben Anadolu", Kubaba’dan soluk alan kadın kültünü, Anadolu coğrafyasında zamana yayılarak şekillenen 15 farklı kadının öyküsüyle dile getiriyor.

     OYA YAĞCI

     Işıl Kasapoğlu’nun "Güngör Dilmen’in bize hatırlamamız gerekenleri haykırması" olarak yorumladığı "Ben Anadolu"da çoğul kadın kimliğinin aykırı serüvenini, kimi zaman ağırlaşan yükü, kimi zaman gülümseten nahifliği içinde yeniden yaşıyoruz.
     Işıl Kasapoğlu, özellikle pagan motiflerin ağırlıkta olduğu birinci perdede öyküleri tüm iniş çıkışlarıyla sürekli bir devinim ve değişime odaklamayı seçmiş. Ancak bu seçimin, metnin öykülemeden doğan handikapları ve oyuncuların yönelişleri ile pek buluşamadığı söylenebilir. Ayrıca mekân düzenlemesinin, oyun alanını oyuncular için daralttığı ve devinimi güçleştirdiği de...
     Sahnedeki tahteravallilerin kullanımındaki tedirginlik ve denge probleminin oyunculara ek bir yük getirdiği gözleniyor. Ön oyundan sonra hepsi tahteravallilerde olan oyuncuların sahneye inmeleri ciddi bir reji problemine dönüşüyor. Problemin büyüklüğü sayın Kasapoğlu’nun bulduğu çözümle dikkatimizi daha çok çekiyor. Oyunda hiç yer almayan otantik giyimli erkekler ön oyun sonunda sahneye girerek tahteravallilerin birer ucuna yatmak suretiyle "ağırlık" olarak kullanılıyorlar. Aslında bir kadın oyununda erkeklerin bu biçimde yer almasını oldukça ironik bulmak da mümkün.
     Çevre düzenini ve atmosferi tamamlayıcı olması düşünülen boyanmış fon perdesi ve çaputlar ise kostümlerin yarattığı zengin görsellikle tezat oluşturuyor. Bu açıdan bakıldığında, yalın olması düşünülen uzamın, özen gösterilmemiş bir fon olarak kaldığı söylenebilir.
     Fadik Atasoy, Lamassi, Andromache, Halide yorumlarının yanı sıra, oyunun tamamında sergilediği performansla sahnede diğer oyunculardan ayrılıyor. Yabanıl, trajik, muzip, oyuncul, sürekli bir dönüşümün peşine düşen Atasoy, Türk oyuncularının ses ve konuşma tekniğini öne çıkaran ancak beden dilini gözardı eden oyunculuk anlayışından sıyrıldığını gösteriyor. Atasoy’un beden dili, beden hafızası oyun süresince devinimi yönlendiriyor ve gözümüzün önünde sürekli değişen plastiği ile Kubaba’dan günümüze, "Dövüşen, sevişen ama hep değişen" kadın imgesini sahnede ete kemiğe bürüyor. Oyunda metnin - rejinin ve oyunculuk tercihlerinin buluşabildiği nadir bölümlerden biri de Ayşe Sultan öyküsü. Aylin Uzunlar’ın naif ama ironik yorumu ile yaşamın birbiri ardına eklediği darbeleri tahteravalli döngüsüne oturtan reji buluşu keyifli bir seyirlik sunuyor.
     Son yıllarda yaptığı müziklerle tiyatroya farklı bir tını kazandıran İhsan Kılavuz’un imzasını taşıyan müzik, uygulamada yaşanan aksaklıklara karşın, oyunu bütünlüyor. İlk perdede ritm ağırlıklı müziğin ikinci perdede kişiliklerin giderek belirginleşmesiyle aldığı melodik yapı dikkati çekiyor.
     Namık Gürsoy imzasını taşıyan ışık, gölge - renk oyunlarını ortaya çıkaran vurgusu ve başlı başına bir uzam yaratmasıyla övgüyü hakediyor. Namık Gürsoy tiyatroda kendi tarzını oluşturan ve kendi dilini konuşan gerçekten başarılı bir çizginin yaratıcısı.
     "Ben Anadolu", tüm handikaplarına karşın Antalya izleyicisi tarafından sevildi. Farklı bir biçem, farklı bir soluk oldu. Sayın Kasapoğlu’nun yoğun trafiği içinde kotardığı "Ben Anadolu" sezon süresince dönüşümlü olarak Antalya izleyicisi ile buluşmayı sürdürecek.
     
     Ben Anadolu
•  Yazan: Güngör Dilmen
•  Yöneten:Işıl Kasapoğlu
•  Dekor - Kostüm: Hakan Dündar
•  Işık: Namık Gürsoy
•  Müzik: İhsan Kılavuz
•  Oyuncular: Berrin Arısoy, Süheyla Güzel, A. Berna Bozdoğan, Sibel Ağalday, Şule Gezgöç, Fadik Atasoy, Aylin Uzunlar     
     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Berrak beyin, arı ruh, keskin göz
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Cevapsız kalan feryat
Bohem hayatın görsel şöleni
Frears ve Film Festivali işi pişirdi
New Order’a yakıştı
Kubaba’nın parmak izi
Araya araya kendini bulan ressam
DNA misali kurulmuş öyküler
Şeytanın bacağı incindi
Film gibi mimari
Fanteziciler ekran başına!
Bir erkek modeli
Yalnızlık kaç kişiliktir?
Bir açıklaması olmalı...
Kendimizi sürprizlere bırakmak
Hâlâ aşkı konuşuyoruz
Estetik savaş mümkün mü?
Katilin derdi kendisiyle
Gencecik filmler
Varoluşun müziğini yapıyor!
Bir şantöz söylüyor
Yolcudur Abbas...
Sanat ve yaşam
Sanatçı doktorlar
Geçmişin izini sürenlere
Haftanın albümleri
Anneler ve sırları
Yasak, yasakçı ve yasaklanan
Sözcüklerin bir "yer"i olmalı
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olmalı mı?
Hayat atölyesi
Tarihi Kentler Birliği Tokat Buluşması...
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet