10 Nisan 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 





DNA misali kurulmuş öyküler

Özen Yula’nın "Arızalı Kalpler"i beceriyle yedirilmiş kurgu oyunlarıyla birbirine bağlanan 12 sarsıntı öyküsünden oluşuyor. Kesişen hayatlar ‘deprem’ metaforuyla dokunurken, öyküler somut olarak da depremle bitiyor.

     ILGIN SÖNMEZ

     İlk hikâye açıklayıcı bir önsöz gibi.
     Kitabın kurgusunu, yapısını, anlamını öykü kahramanının ağzından tartışıyor.
     
     İlk hikâye hariç depremle bağlıyorsunuz öyküleri. Sonuncudaysa siyasi deprem oluyor!
     Son hikâyede 1980 yılının 12 Eylül’ünü hazırlayan koşullar ve 11 Eylül gecesi Güneydoğuda’ki bir şehirde iki ailenin hayatındaki izdüşümler var. O gece farklı bir yaşam biçimi bıçakla kesilmiş gibi geliyor.
     
     ‘Arızalı kalp’in tanımı da ilk hikâyede.
     ‘Arızalı kalp’, âşık insan kalbi gibi geliyor sanki. Ya da tutku duyan insanın kalbi... Halbuki alakası yok. Aşk veya tutku güzel şeyler. Oysa belli zaman dilimlerinde belli acılar yaşamış ve kabuk tutmaya başlamış yaralarını kendi kendine kanatıp acı veren ve bunu düşünmekten vazgeçmeyen insanların kalpleri arızalı kalpler.
     
     Neden deprem?
     Somut ve soyut anlamda tüm depremleri, sonuçlarını yaşadık. Ama unutmaya çok meyilliyiz. 1999’daki ana depremi unutuyoruz. 12 Eylül’ü unuttuğumuz gibi... 12 öyküde de insanların hayatlarındaki bir takım sarsıntılar anlatılıyor. Birileri birşeyleri bırakıyor ve bir yere gidiyorlar. Dolayısıyla deprem bir metafor ancak somut olarak birleştirici unsur.
     
     Müge İplikçi de depremi unutmak eğilimine kitabıyla direniyor ama siz daha edebi bir üslûp kullanmışsınız.
     Belgesel bir anlatım yerine, hem memleket hikâyeleri anlatmak hem de insan hayatındaki sarsıntılarla depremler arasında paralellik kurarak edebi anlamda bir çentik atmak istedim. Her hikâyede tekrarlanan hilal ve yıldız tasvirleri de buna hizmet ediyor zaten.
     
     DNA kurgusu nedir?
     Çok nazik bir soru ve cevabı da çok nazik! DNA sarmaldır biliyorsunuz. Belirli yerlerde, belirli karakteristikler kendini belirli aralarla tekrarlar. Zaten ilk öyküdeki kahraman da genetik alanında uzmanlaşmış ve CIA tarafından dünyaya karşı kullanılan adamlardan birisi. Dolayısıyla farklı hilal tasvirleriyle de bir takım şeylerin farklı biçimlerde tekrarlanması söz konusu. Buna tekabül eden harfler ve yerler de saptanırsa bir DNA kurgusu çıkabilir belki de karşımıza. Çok emin değilim. Zaman kırılmaları var tabii. Ama illa böyle okumak gerekmiyor. Düz okumada da zevk alınacak bir kitap olmuştur umarım.
     
     Başta bir Oğuz Atay alıntısı var.
     "Korkuyu Beklerken" çok sevdiğim edebi metinlerden biri ve o öykünün kahramanının o alıntıyı söylediği yer çok önemliydi. Ancak bağlantıyı hem Oğuz Atay’ı hem de "Arızalı Kalpler"i okuyan insanlar kursun.
     
     Kurguda oyun, edebiyatta matematik hesaplar meselesiyle aranız nasıl?
     Oyundan yanayım ama ne anlatıldığı önemli. Oyun içinde oyun anlatılması ve biçimsel olarak yoğun kullanılması benim çok da benimsediğim bir yapı değil. Günümüzde bunu yapan çok yazar var ama biçimsel olarak hayranlık uyandıracak denemelere girişiyorlar ve sadece zekâ gösterisinden ibaret oluyor. Elinizde anlatılması gereken bir hikâye olduğunu unutmamak gerekiyor. Biçim kadar öz de önemli, bu kesin.
     
     Cinselliği ve dilini neden bu kadar ‘sert’ kullandınız?
     Edebiyatta daha önce de değerlendirilmiş bir yapı bu. Kasabalarda, köylerdeki cinsellik anlayışı elbette kendine göre ikiyüzlülükler içeriyor. Kimi zaman da çok amiyane biçimde çıkıyor ortaya. Şehre göç durumu söz konusu. İnsanlar belli alışkanlıklarını koruyorlar. Bu iki yüzlü ahlâk ve cinsellik anlayışı da olabilir. Kitapta anlatılan insanların hayatları bu tarz cinsellikler içeriyor, dolayısıyla bu anlatılıyor.
     
     "Ay Tedirginliği" ödüllü bir metin ve farklı bir anlayışla sahnelendi. Oyunlarınızın kimlerin eline geçtiğiyle yakından ilgili misiniz?
     Yeniliklere açık, cesur, denemekten korkmayan insanların eline geçmesi beni daha mutlu eder. Kendisi yaşlı olsa bile yüreği genç, hayatın dinamiklerine açık insanların ilgisine sıcak bakıyorum. Çünkü belirli bir konuma ve duruma gelmiş insanların eline geçtiğinde, onlar o kadar cesur olamıyorlar.
     
     Edebiyatta niteliksiz işlerle nicelik patlaması yorumları sizi bağlıyor mu?
     Bunu iddia edebilmek için her şeyi okumuş olmak gerekiyor. Bir açıdan haklılar. Hakikaten çok sayıda yeni kitap çıkıyor. Ancak değerli edebiyatçılarımızın kendilerinden sonra yetişen yazarları ne ölçüde takip ettiklerini çok merak ediyorum!
     
     Arızalı Kalpler / Özen Yula / Doğan Kitap / 113 sayfa/ Mart 2002 /
     Fiyatı: 4.750.000 TL.

     
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Berrak beyin, arı ruh, keskin göz
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Cevapsız kalan feryat
Bohem hayatın görsel şöleni
Frears ve Film Festivali işi pişirdi
New Order’a yakıştı
Kubaba’nın parmak izi
Araya araya kendini bulan ressam
DNA misali kurulmuş öyküler
Şeytanın bacağı incindi
Film gibi mimari
Fanteziciler ekran başına!
Bir erkek modeli
Yalnızlık kaç kişiliktir?
Bir açıklaması olmalı...
Kendimizi sürprizlere bırakmak
Hâlâ aşkı konuşuyoruz
Estetik savaş mümkün mü?
Katilin derdi kendisiyle
Gencecik filmler
Varoluşun müziğini yapıyor!
Bir şantöz söylüyor
Yolcudur Abbas...
Sanat ve yaşam
Sanatçı doktorlar
Geçmişin izini sürenlere
Haftanın albümleri
Anneler ve sırları
Yasak, yasakçı ve yasaklanan
Sözcüklerin bir "yer"i olmalı
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olmalı mı?
Hayat atölyesi
Tarihi Kentler Birliği Tokat Buluşması...
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet