10 Nisan 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




"Kol kalınlığında ve dört lüle..."

     Medyada ön plana çıkan dünyadaki güncel politik olaylar, insanların günlük yaşamlarını acaba ne kadar etkiliyor?
     Bana sorarsanız havanın birden soğuması, yahut şiddetli bir yağmurun başlaması; Bush’un demeçlerinden de, Arafat’ın sıkışık durumundan da, Afganistan’daki sonu gelmeyen kanlı dram tefrikalarından da, çok daha fazla etkiliyor, kendi bireysel sorunları ve koşuşmaları içinde yaşayıp giden insancıkların günlük yaşamlarını.
     ***
     Örneğin beklenip duran bir İstanbul depreminde; politik hırslardan değil de, Arz yuvarlağının bizzat kendisinden fışkıracak bir şiddet eyleminin, galiba en korkuncu yaşanacak...
     4 bin yıllık tarihsel kentteki yapıların yüzde 75’i yıkılma tehdidi altında, Azrail tırpanının ise kaç bin cana uzanacağı kestirilemiyor bile.
     Böyle bir felaket, politikacıların yarattığı tayfunlardan çok daha fazla kezzaplayacak sıradan insanların yaşam serüvenlerini...
     ***
     Acaba Türkiye, "Türk’e Türk’ten başka dost yok", "başka Türkiye yok", "iç düşmanlar - dış düşmanlar" türü politik hipnoz dopingleriyle, evrensellik kriterlerinden koparılmasa; "Türk’ün güneşleriyle dünya ufku ağardı, Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı" türü dizelerle, daha okullarda hamasi bir övünme bulutunun içinde yeryüzünün dışına çekilip çıkarılamasaydı...
     Kendi gerçek tarihiyle yüz yüze gelebilecek, akılcı bir tutarlılığın evrensel objektifliğine doğru, duygusal koşullanmalardan arıtılsaydı...
     Acımasız bir giyotinin inmesini bekler gibi, Türkiye’yi tümden değiştireceği anlaşılan İstanbul depremini, yine bugünkü karabasan benzeri korkularla mı beklerdik?
     ***
     Türklerde tuhaf bir aksaklık olduğu, Osmanlı devşirmelerinin de dikkatini çekmiştir; eski Alman uzmanlarının da...
     Örneğin Osmanlı, "Etrak-ı biidrak" derdi; "Türkler algılamasızdır" anlamına..
     Nef’i ise şöyle bir dize yazmıştı:
     "Türk’e Hak, çeşme-i irfanı haram etmiştir", yani "anlayış yeteneğinin çeşmesini"...
     ***
     Alman uzmanların Türklerle ilgili gizli bir belgesinden, rahmetli dayım yüksek maden mühendisi ve DP’nin ilk Zonguldak milletvekili Cemal Kıpçak söz etmişti bana...
     Dayımla annemin babası, hala mekanında oturduğumuz dedem Tatar Hasan Paşa, üsteğmenliğinde staja gönderilmişti Almanya’ya ve on yılı aşkın bir süre orada unutulduğu için, Alman ordusunda önce yüzbaşılığa, sonra da binbaşılığa terfi etmişti.
     Ancak Alman komutanlar uyarmışlardı kendisini, "daha öteye gidemezsin" diye. Dedem de o zamanki Genelkurmay’a, bir mektup yazıp Almanya’da unutulduğunu bildirmişti. Ve derhal geri alınıp, o sıralarda İsmet Paşa’nın da öğrencisi olduğu Topçu Okulu’na müdür yapılmıştı...
     I. Dünya Savaşı patlayınca da, Çanakkale ordularına komuta edecek olan Liman Von Sanders İstanbul’a geldiğinde, dedem kendisine yaver atanmıştı.
     ***
     Liman Von Sanders, Selimiye Kışlası’nın helalarını denetlerken dedem de yanındaydı. Alman Feldmareşali bir kubura doğru eğilmiş ve:
     - Hiç böylesini görmedim, demişti; kol kalınlığında ve dört lüle...
     Sonra dedeme dönmüş:
     - Hemen Alman Genelkurmayı’na bir şifre çekin, iki bok uzmanı gelsin, demişti.
     Gelen bok uzmanları, yaptıkları incelemelerden sonra, şu sonuca varmışlardı:
     "Türkler, yılda 25 yavru yaptığı için çok ucuz olan domuz etini yemediklerinden ve yılda tek yavru yapan koyunla, inek eti de çok pahalı olduğundan yüz gramlık biftekten alabilecekleri kaloriyi, iki okkalık somundan alabiliyorlar. O yüzden hazım için midelerinde yoğunlaşan kan, yeterince gidemiyor beyinlerine ve dışkıları çok kalın, göbekleri de büyük oluyor."
     Dayım, dedemin kendisine gösterdiği o gizli raporları anlatmıştı bana.
     ***
     Yoksul ülkelerde elbet beyinsel enerjiyle de ilgili bir beslenme sorunu var.
     Bu tür sorunlar bulunmasa, hamasi bir sanallığa bu kadar dalınır da, geleceği kesin olan bir İstanbul depreminin, tüm kenti yok edebileceği mi öngörülürdü?
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Dil meselesi

Çetin ALTAN
"Kol kalınlığında ve dört lüle..."

Melih AŞIK
Gazocağı iğnesi

Fikret BİLA
Musevilerin tepkisi

İpek CEM
Gençliği söz sahibi yapalım, ama nasıl?

Hasan CEMAL
İktidarla yeni zengin arasında kavga...

Güneri CIVAOĞLU
Barış ayini

Abbas GÜÇLÜ
Yetişkinlerin eğitimi

Hurşit GÜNEŞ
Hangi toparlanma? Nasıl olacak?

Nail GÜRELİ
Altın, hukuk, deprem ve Işıkara

Sami KOHEN
Ortadoğu'da Türk, Yunan el ele...

Mehmet Y. YILMAZ
Prof. Işıkara medya hastalığına mı yakalandı?

Tuncay ÖZKAN
Deprem rantının sarsıntısı, depremden daha büyük olacak

Hasan PULUR
Yaşatarak unutturmamak...

Meral TAMER
Ericsson'dan Tayland masajı ve morali

Ece TEMELKURAN
Bu bahar gelecek! Başka yolu yok!

Tamer HEPER
Arsa sizin

Güngör URAS
Halkımız da ‘ilgi ve bilgi’ istiyor

M. Ali BİRAND
Cam köşkte oturursanız...

© 2002 Milliyet