
|


Cam köşkte oturursanız...
Başbakan Bülent Ecevit’in geçen hafta, İsrail’i Filistinlilere karşı soykırım yapmakla suçladığı veya bu anlama gelen sözleri tek kelimeyle GAF idi.
Hem de büyük bir gaf...
Ecevit’in, söylediği bu kelimenin ne kadar farklı anlamlarla yüklü olduğunu, nerelere çekilebileceğini, nasıl ters anlamalara yol açabileceğini bilmemesine imkan var mı?
Demek ki, ya inadına ve bilerek söyledi veya "dalgın" bir anına geldi (!)
Başbakan’ın bu konuşmasıyla ilgili en güzel, en ince eleştiriyi "Ertuğrul Özkök" yaptı. Sorumluluğu, Ecevit’in bu konuşmasını, uzun yıllarda kullandığı, artık nesli tükenmiş Erica marka daktiloya bağladı.
Başbakan bu konuşmasıyla mutlaka Filistinlilere moral vermek, yakın dostu Arafat’a mesaj yollamak ve Türk kamuoyundaki tepkileri yatıştırmak istemiştir. Ancak bir kelime yüzünden tüm okların Türkiye’ye dönmesine neden olmuştur.
Tepkiler öylesine ağırdı ki, Ecevit defalarca özür diledi. Başbakan Filistinlilere karşı İsrail’in abartılı tutumuna haklı bir tepki vereyim derken, züccaciyeci dükkanına giren bir file benzemiş ve bir çuval inciri berbat etmiştir.
Ankara’nın Ortadoğu politikası olmadığı veya her kafadan farklı seslerin çıktığı bir kargaşanın yaşandığı izlenimini pekiştirmiştir.
Türkiye bir yandan, Amerika’daki Yahudi lobisinin katkılarını da gerekçeleri arasında sayıp, İsrail ile 680 milyon dolarlık tank modernizasyonu anlaşması imzalıyor ve kamuoyundaki tepkileri yanıtlarken, İsrail’in teknoloji üstünlüğünü, iki ülke arasındaki stratejik işbirliğinin önemini sayıyor. Tüm baskılara rağmen, anlaşmanın askıya alınmayacağını açıklıyor.
Aynı Türkiye, 25 Nisan tarihi yaklaştığı için Yahudi lobisine mesajlar yolluyor ve Ermeni soykırım iddialarına karşı destek istiyor. Beyaz Saray’ın bu tarihte yapacağı açıklamada soykırım kelimesinin geçmemesi gerektiği mesajını yolluyor. Hem Yahudiler, hem de Bush yönetimini yanına çekmeye çalışıyor.
Bu gelişmenin hemen ardından, Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Şaron ve Arafat’ı Türkiye’de uluslararası bir konferansa davet ediyor. Ankara ancak ABD’nin onayı ile toplanacak böyle bir konferans ile bölgede prestijini ve ağırlığını attırmayı hedefliyor.
Sonra, sanki bunlardan hiç haberi yokmuş gibi, Başbakan İsrail’i soykırım ile suçluyor.
İnanılacak gibi değil.
Beyaz Saray ayaklanıyor... Yahudi lobisi birbirine giriyor... İsrail sert tepki gösteriyor.
"PKK’ya karşısavaşınızın adı neydi?" Washington’da bu gelişmeleri çok yakından izleyen ve Bush yönetimine yakın bir Amerikalı kaynak ile konuşurken şu "yakıştırmayı" duydum:
"Bush yönetimi kulaklarına inanamadı. Bu tutumu, yakın bir dostun sırttan bıçaklanması olarak niteliyorlar. Ecevit’in yaşlılığına verip vermemek konusunda kararsızlar. Türkiye’ye nasıl güven duyabileceklerini bilemiyorlar. Özellikle, Türkiye’nin 1990’larda teröre karşı askeri birlikler ve tanklarla yaptığı mücadele hatırlatılıyor. Washington, Türkiye’nin Kuzey Irak’a kadar yayılan askeri müdahalesine sempatiyle bakmıştı. İsrail’in yaptığı da farklı değil. İntihar komandoları da terör suçu işliyorlar. İsrail’in karşılık vermesi de terörle mücadele..."
Bu sözlerin içinde hem eleştiri, hem de tehdit var...
Ecevit’in "dalgınlığı" veya Arafat’a olan "sevgisi", Türkiye’ye pahalıya mal olacak gibi görünüyor.
Kimse, Türkiye’nin tepki göstermesine karşı çıkmıyor. Hatta haklı görülüyor. Zira herkes İsrail’in askeri harekâtında ölçüyü kaçırdığına inanıyor. Sorun "soykırım" kelimesinden kaynaklanıyor ve tepkiler, yankılar hâlâ sürüyor...
Kıssadan hisse çıkartmamız gerekirse, acaba "camlı köşkte oturanlar, başkalarının camlarını taşlamamalı..." denilebilir mi?
mbirand@attglobal.net
SAYFA BAŞI

|
|

|