15 Nisan 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Kalabalık neyi sever, neyi sevmez; kimse bilemez

     Annem "Zaafını, zayıflığını kimseye gösterme" derdi. "Kendini en zayıf hissettiğin anda bile başını havaya dik, öyle yürü. İçin katılsa da yüzün gülsün" derdi. Doğrudur, açıktaki yaranın üzerine tuz-biber ekilir. İnsan denen yaratık ayasında tuz ve biber biriktirir, biçarelerin yarasının üzerine gömer tuzu, gömer biberi; ancak böyle huzur bulur.
     Peki, bu mudur? Zarar görmemek için yaralarımızı, zaaflarımızı, zayıflıklarımızı, bizi biz yapan ama mükemmel yapmayan yanlarımızı cicili bicili bir paketin içine hapsetmek mi gerekmektedir? Kusurlarını en iyi saklayanlar mı en çok saygıyı hak etmektedir? Kim demiş!
     
     ***
     Petek Dinçöz eski manken, şimdi şarkıcı, Televole rüküşü, Günay’ın eski, Maksim’in yeni assolisti. Benim gözümde ise ünlü kadınlar aleminin "şimdilik" en samimi kadını. Zaafını, zayıflığını göstermekten çekinmeyen, beni tam buradan yaralarlar diye hesap etmeyen bir kadın. Sahneden iner inmez, daha teri üzerindeyken gazetecilerin "Şurada, bir de şurada yanlış yaptın" sözlerini dinleyip "Öyle mi? Ah şu çenem. Bir daha ağzımı dikip öyle çıkacağım sahneye" diye vahlanan bir kadın. Sesinin kötü olduğunu, makam kaçırdığını, çenesini tutamayıp pot kırdığını bizzat söyleyen bir kadın. Böyle bir kadın...
     Çok değil belki ama, bana sorarsanız yeterince röportaj yaptım bu alemin kadınları ile. Üzerlerine giydikleri yeni kişiliklerini kibar kibar çekiştirerek altını görmeye çalıştığım çok oldu. Bir yerden sonra okuyucudan ziyade, ben çok merak ettiğim için didikledim. Sanki uzaydan pat diye televizyona düşmüş gibi görünen bu kadınları hakikaten hayretle izledim.
     Petek’e gelince... O öyle, soru bile beklemeden çocukluğunu filan anlatırken, "Kasedi teybe takar, beşinci şarkıya kadar halıları silmeyi bitirirdim" derken, "Oyun havası çalardı, ben ortada göbek atardım çocukken" derken, düşündüm de Petek benim yazlık arkadaşım olabilirdi.
     Biz onunla birlikte güneşlenip, o yazki sevgililerimizi çekiştirebilir, gece nereye gideceğiz, ne giyeceğiz diye konuşuyor olabilirdik. Onunla aynı müziği dinlemez, aynı kitapları okumaz, aynı hayalleri kurmazdık ama arkadaş olabilirdik. Yazlık arkadaşı yaz gibidir çünkü; geçici telakki edildiği için birbirinden farklı insanlar bile birlikte vakit geçirip, birbirini sevebilirler. İhtimal, biz de Petek’le birbirimizi sever, birbirimize sırlarımızı söylerdik.
     Bu yüzden Petek’e bir sır vereceğim. "Açıktaki yaralarına tuz-biber ekmek için çok insan bekliyor sırada" diyeceğim. "Seni çiğ çiğ yemek isteyeceğiz ama ‘Boooş veer’ sen çoktan piştin" diyeceğim. "Gazeteci dediğin, az sonra benim de yapacağım gibi övmeyi bilmediği için yerer ama mutlaka güzel bir fotoğrafını koyar sayfaya. Birçok haber sadece o fotoğraf orada güzel dursun diye gazeteye girer" diyeceğim.
     Göreceksiniz Petek pek yakında dizi de çevirecek, filmlerde de oynayacak, talk show da yapacak. Gönül ister ki zaaflarını ve zayıflıklarını avantaja dönüştürerek büyümeye devam etsin. Ona eleştiri olabilecek her şeyi o şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da en önce kendi söylesin. İnsanlar onu kusurlarından ötürü utandıramasın; aksine karşılarında en kendisi olarak duran kadında henüz faş edilmemiş bir kusur bulmak için harcadıkları zamandan ötürü kendileri utansın.
     ***
     Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 40 yıl önce basılan romanı "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nde bir bölüm var: (YKY, Sf 211-215)
     - Hele büyük baldızınız gibi hakiki bir artiste karşı muameleniz, onu inkarınız...
     - Aman beyefendi, hangi artist, hangi büyük? Arz ettim sesi çirkin, sonra kabiliyetsiz, sonra cahil.
     - (...) Fakat sanattan, bugünün sanatından anlamıyorsunuz. Evvela bu bir kalabalık işidir. Kalabalık neyi sever, neyi sevmez? Bunu kimse bilmez. (...) Siz bana söyleyin, kimi taklit ediyor?
     - Meşhurların hemen hepsini. Fakat hepsini aynı sesle, aynı şekilde söylüyor.
     - Demek son derece şahsi! Mesele halloldu. Orijinal ve yeni. (...) Siz hakiki bir hazineye sahipsiniz farkında değilsiniz. Sesi kötü diyorsunuz; şu halde dokunaklı ve bazı havalara elverişli demektir. Kabiliyetsiz diyorsunuz, o halde muhakkak orijinaldir. Yarın baldızınızla meşgul olurum. Yarından itibaren baldızınız sahnededir, meşhurdur, gazetelerde ismi sık sık geçer.
     H H H
     Kalabalıklar Petek’i sevdi. Onda kendilerinden bir parça buldukları için ya da komşunun kızını hatırlattığı için ya da başka bir sebepten. Yanılıyorsun anneciğim. Hayat, her koşul altında en şık görüntüyü sunmak demek değil. Tek tek insanlar açık yaraların üzerinde tepinmek için fırsat kolluyor olabilir. Ama kalabalıklar, ah kalabalıklar... Onlar neyi sever, neyi sevmez; kimse bilemez.
     
     tubakyol@yahoo.com
     



 CUMARTESİ


"Ercan’a 20 yıl önce rastlamalıydım"
Yalnızca dil değil, hayatı da öğrendiler
Referansları çok kuvvetli
Soyunma kabini itirafları...
Hip hop ‘tanrıları’ İstanbul’da
Haftanın Buluşma Noktaları
Ne var, ne yok?
Haklarımı verin bana
Aranıyor
Bülbülü öldürmek
Kalabalık neyi sever, neyi sevmez; kimse bilemez


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet